Takvim sayfası 18 Temmuz akşamı gösterirken Akdeniz’in sahil kasabası Tömük’te yumuk ağlayan gözlerle siyah dünyaya merhaba dedim.2 yaş ve sonrası akılda kalan…Yaşama dair…Memur bir babanın bir düzinenin yarısı kardeşlerdik…Aslımız orta Asya buhara ya dayanmakta özgürlük sevdalısı göçerlerdi..
Babamın zorunlu şark hizmetinden dolayı doğunun tarihi şehri Mardin’e tayini çıkmıştı… İlköğretim hayatına 4,5 yaşında adım attım… İlkler zordur… Zorluk serüveni bu şekilde başladı… Zaza, Kürt, Arabî, Yezidisi, Süryanisi ebemkuşağı rengi kadar 7 millet vardı… Bu nedenle dil sorunumuz oldu... Çocuklar gibi şen şakrak oyunlar oynayamadık… Sıkıntılı geçen çocukluk evresi taki sevindirici bir haber babamın tayininin tekrar Akdeniz’in gariban doyuran vilayeti Adana’ya çıktığında hayat yeniden şekillenecekti... Gurbet elde yakının olmayışının zorluğu bir başka oluyordu…
Hani bir garibanı döverler ya ah arkam dermiş sormuşlar neden böyle dersin…
—Arkamda bir yakınım olsa beni kollardı belki yediğim dayağı yemezdim…
Bir kamyon sırtında uzun bir yolculuk sonrası çukurovaya geldik… Sanki burada güneş farklı doğuyordu. Göze aşiyan olan dağ yamacında doğup dağ sırtında batan güneş… Bulutların önünde doğup bulutların sırtında batmaktaydı… Gurbetin sıkıntısı bir nebze bitmiş ve yeni bir başlangıç ile okula burada devam edecektim… Konuşulanları anlayabilecek ve böylece dil sorunumda ortadan kalkmış olacaktı… Yeni arkadaşlıklar edinip yarım kalmış çocukluğumu yaşama fırsatım olacaktı… Olmadı…
Özürlü bir arkadaşla başladı ilk tanışmam birlikte işe bakacaktık… Erkek adam nasıl kazanırdı ekmeğini… Ayakkabı boyama işi ile başladı ilk zanaatımız… İşe birlikte çıkıyorduk fakat onun özürlü olması engel teşkil ettiği için ortaklığımız uzun sürmedi… Ve yalnız yola devam edecektim… Yeni birgün aylardan haziran, sabahı sırtımda boya sandığı adana otogarında işe başlangıç yapacaktım… Kalabalık bir mekân olduğu için burada işler iyi oluyordu… Her zamanki sabit ses tonum ile
-Boyalim abı
Nidası çınlatıyordu ortalığı… Bir kenarda gayri müstehcen konuşan bir adam
—Çocuk sen kime k…n
dedi ve ardı sıra suratımda patlayan tokat…
O gün ilk sınavımı veriyordum. Yüzüme inen tokat ile hayatın zorluğunu tatmış iş mesaisi başlamada bitmişti… Bir kenara sinip gözyaşlarını sebil ettim… Demek babam ekmek böyle zor kazanılıyor… Ve bu büyük bir hırs oldu… Ekmek sevdasına… Asla nankörlük etmiyecek ve düşküne kimsesize öksüze yetime yârdim edecek bir söz vermiştim. Bu söz ile erkek adamlığa adım attım…
Bir yandan okul hayatı bir yandan iş hayatı birliktelik içerisinde yürütüyordum… Ufak yaşta okula başlamanın ezikliği vardı… Hırpalanıyordum sevgi dedikleri duygu bazı vakit kaba bir şiddete dönüşüyor kırılıyordum… Zaman su gibi akıp gidiyordu ömür çarkında… Yeni bir gün yeni olaylar yeni öğrenmişliklerle karşımıza çıkıyordu… Dünümüz bugünümüze mukayese olmuyor her yeni bir günde bir şeyler öğreniyordum… Allahın lütfü sabır erdemini tattığıma binlerce şükür ediyordum…
İnsanoğlunun kaderi daha doğmadan yazılmış bir alın yazgısı idi… Günahlardan sevaplardan sorumlu idik... Yaradan bizlere sunduğu akıl sayesinde algılayabiliyor hissiyatla hayatı daha iyi görüp yaşadıklarımızı tadabiliyorduk… Bir isim konulmuştu ve onunda bir ağırlığı vardı… İsmin manasına uymalıydı yaşantım… Aşırı iyimserlik çoğu vakit sorun oldu… İyi niyetin bedeli şahsımda derin bir gedik açmıştı ve hala hayatımın hüznü diye tabir ettiğim gedik acı vermeye devam etmekte… Yinede sitem değil sadece şahsıma yaptığım bir ön eleştiri idi… Misli düşünüp bir konuşmak kendimi ve karşımdakini tartmak taktıkça ruhları daha iyi anlamaktı… Ruh tende bir emanet değil miydi? Sahibine emanete hıyanetlik etmeden en iyi şekilde iade etmekti…
Her uzattığım elden ziyade koldan oldum… İnsan gibi gözüken şeytani sıfatlar tanıma fırsatım oldu… Bukalemun gibi renk değiştiren suratlar kaçı kendini tartmıştır… İnsanoğlunun en büyük savaşı kendi nefsi değimliydi… Nefsine mağlup olan kişide maneviyat eksikliği olur o kişide hissiyat olmazdı… Yaradan inancı bütün kişilere eza cefa verir… Kulum bana asimi olacak mı? Diye… Bizki bu sıkıntılara sabır gösterip isyankâr olmadan mükâfatı alacaktık.
Çevre büyük bir faktör kişi hayatında… Çocukluk evresi kişinin hayatına yön vermesindeki en önemli öğeyi teşkil etmekte… Nasıl ki kaynaştığın kişi ile paylaştığın arkadaşlık ortamı nasıl ise kişi kişinin aynası ortamda aynaların yansıması… Üzüm üzüme baka, baka kararır güzel bir atasözü… Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim… Arkadaşın var mı? Diye sorduklarında arkadaşlık olmaz derdim… Arkadaşlık fani dünya gibi gelip geçici bir hevesti… Mum oldum içim, içim eridim… Can eridi ten eridi eridikçe eridi düşlerim… Dost buldum yaşanmışlıklarında bir pay düştü… Ya nasip dedik sebeplendik… Kötü günde bir olduk mutluluklarında ırak oldum… Katığımızı pay ettik… Baki dostluklara böylelikle temel attık…
Hayatta hoşnut kalmadığım konu yalan ve iftira idi… Kaç ocak söndürmüş kaç can yakmıştı… Laf kalabalığı konuşurlar… Sözlerin nereye varacağını bilmeden yapmadan yaptı derler… Sineği fil ederler… İki kişinin bildiği sır değildir… Oysaki sırdır… Bir başkasına SIR ifşa edilirse önce dilden dile yayılır yankısı kulağına geldiğinde anlarsın sır mahiyetinin dışına çıktığını… Ne insanlar gördüm üstünde elbisesi yok… Ne elbiseler gördüm içinde insanı yok… Manidar bir söz… Rabbim gıybet ve iftiradan bizleri korusun…
Mutluluk sevinç ne tasvir eder dediler… Şahsım adına düşeni hep yaşlı gözler gördüm… Acılarına ortak oldum dertlerine yaren oldum karınca kararınca faydam olmuş ise o vakit mutlu oldum… Derdi bize veren bizi yoktan var eden değimliydi… Asi olmak isyankâr ruha sahip olmak neyi değiştirecekti… Rızaya icap edip derman dileyecektik…
Sevgide özgürlük saygıda mecburiyet vardı… Kimi gülü sever kimi dikeni kimisi ise kır çiçeklerini… Yâr yârene sevdalı yârende yâre sevdalı… Aşk ulaşılmayana idi… Bendeki aşk lale idi… Ulaşılmayana ulaşmak isteğim lal olduğunda dilim varlığımı var oluşumu hatırlatana aşkım (ALLAH aşkı)beyaz idi… Siyahî dünya gibi sevdada geçici bir heves. Sevda yanan bir kor ateş iki tenin tene teması sıcak nefeslerin içe çekildiği… Aklın uçtuğu pembe düşlerin kurulduğu boş bakışlarla kaçamak maceraların yapıldığı... Flört aşkları… Şuur kaybı ile gerçek varlık tendeki canın bile hiç sayıldığı bir rüya idi… Ve uyandıklarında anlıyorlar boş bir heves olduğunu… Rabbim kadını ersiz erkeği eşsiz bırakmadı… Yalnızlık yaratana mahsus… Her canlının bir eşi vardı pay etsinler paylaşsınlar… Şu alamette az da olsa haz alsınlar Sınavın bir parçası afili düşler değildi gerçek paydalar… Sevgi muhabbet paylaşımlar özde olmalıydı… En güzel sevdalar uzun ömürlü böyle kalabilirdi… Günümüz koşullarında hepsi sözde yalan olmuş maddiyat ön plana çıkınca inandıkları aşk meşk hikâyeye dönüşür… Sevda türküleri yakarlar… Uğruna çıktıkları feza adını kazıdıkları sema bir anda talan olur… Son nokta… Hazin son adliye koridorları, kara toprak veya mahpus damları… Kaç gül geçti hayatımdan kokmaya soldurmaya kıyamadığım… Hepsi bir çiçekti kendi baharlarında açacak… Tatlı bir dildi onları uzaklara itişim… O elkızı ben ise eloğluydum… Fani gibi karanlık bir gelecek veremedikten sonra işlenmiş günahlar birde onun günahlarını eklemek etik düşmeyecekti… Velhasıl hakta hayırlısı dedim sevda kapısına kilit vurdum…
Kalabalık bir caddede şahsıma çarpan insana hitaben
–Pardon
Karşısında aldığım yanıt
–Pardonlar dağa çıktı
Bir kusur sonrası
–Özür dilerim
Yanıt
–Tükür yala
Özür dilerim kelimesini lügatten çıkardım…
—Efendim
Saygı babında
—Ben sahibin miyim de efendim dersin
Yanıtını aldım… Ben diyemedim bencilik ederim diye ne dediysem insanları hoşnut edemedim…
İnsan buhrana düşmeye görsün… O vakit şeytanın kölesidir… Nefse mağlup olur… Bir akıl hocası çıkar… İyisi ise al başına taç yap kötüsü ise vay haline… Esrarı hapı içkiyi gördüm… Gecenin bir yarısı ıssız sokaklar zaptiye, çöp karıştıran kedi, köpek birde ayyaş takımı… Birde nara atarlar mı faninin tek hâkimi onlarmış gibi… Sorsan derler ki;
—Sorunun var ondan içtim…
—Sorunun var ise içeceksin kafayı güzelleştireceksin kuş gibi uçar sorunlardan eser kalmaz…
Kocaman bir YALAN… Akşamında uyuşuk bir şuur, sabahında şiddetli bir baş ağrısı sorunlar olduğu gibi yerli yerinde eklenen baş ağrısından kurtulma derdi doğar… İnancı bütün kişi bu gibi boş şeylere karnı tok olmalı… Derdi veren derdi alanda yaradan ona bağlanıp ondan af dilemeli sorunun özüne inerek olduğu yerde bitirmelidir… Sorunlardan kaçış kişinin kendini aldatmacasıdır…
Bir dost derki 1996 senesinde bilim adamları insanın hayatına değer biçmiş… Tamı tamına 175.-milyar imiş inandınız mı? İnsana değer biçmek o kadar kolay mı? Altına sarraf değer biçer insanoğlunun değerini de onu varlığını veren yoktan var eden biçebilirdi… Şahsi fikrime göre insanın değeri paha biçilemezdi…
Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete… Dünya fani bir handı bizler ise yolcu… Muhakkak ki yollar engebeli taşlı dikenli olacaktı… Düşe kalka bir yanımız kanayacaktı… Kan ılık, ılık aktıkça hayat bir daha anlam kazanacaktı… Aldığımız nefesin değerini daha iyi anlayacaktık…
Para dil belletir asfalt yol belletir… Yürüdükçe yeni yolar çıkacaktı… Para ise sağlık sıhhat olduktan sonra kolay bulunandı… Evliya bir zat ne güzel demiş… Evlatlarım para gerek kasamıza kesemize kalbimize sokmayalım… Kalpten uzak tutalım… Yeniçağda tam tersi madde bağımlısı yüzler olmazsa olmazları olmuş para… Bir tavuk 21 günde bir delikanlı 21 senede yetişir… Sırf para için 21 sene bir anda linç edilir… Akıl ayrı dil ayrı yürek ayrı telden çalar olmuş… Bize düşen rabbim ıslah etsin…
Üç unsur şahsımı mutlu etti… Bebekler doğa ve hayvanlar… Üç unsurdan zarar görmedim… Onlarla iç içe olduğumda huzur mutluluk sevinç ayrı bir haz aldım tarifi güç… Ne vakit hüzünlü oldum… Mavi dalgaların esen rüzgârına attım… Güneşin yakamozu ile başlayan gün esen rüzgârın tene değişi, martı çığlıkları, balıkların dansı akşamın ayın şavkını düşüşü ile suya son buluyordu…
Hayatın anlamı lügatte telaffuzu kolay bir kelime oysaki hayat yükü omuzlara düşünce anlıyorsun telaffuzu kolay kelimenin zorluğunu… Hayatı anlatmak bir kelime ile veya bir sayfa karalamakla bitse… Her türlü olumsuzluğa rağmen sabır ederek üstesinden gelinecek… Seveceğiz sevdireceğiz mutluluğu tadacağız ve tattıracağız… Hayatın anlamını idrak ederek yaşantımızı idame ettireceğiz… Dünü yaşadık bugünü yaşıyoruz… Yaşanılanlardan pay çıkarıp yarılara yön vereceğiz… Hayata dair ne varsa tüm güzellikleriyle sizin olsun dost olun, baki dostluklarla kalın…