AKDэηİZ яÜZGÂяI...'s profile••████®AKDэηİZ яÜZGÂяI™█...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 12

    Çeçen liderlerinin şahadetleri

     

     

    Çeçen liderlerinin şahadetleri

    “Unutma, büyük savaşlar büyük kahramanlar ister!"
    Aslan Mashadov

    1999 yılında başlayan II. Çeçen Savaşı’nın sonu gelmiş değil. Bu süre zarfında Rusya Çeçen direnişinin öncülerini birer birer öldürdü. İlk önce I.Çeçen Savaşı esnasında, Çeçenistan’ın ilk cumhurbaşkanı ve Çeçenistan’daki bağımsızlık mücadelesinin önderi Cevher Dudayev, Gekhi-cu köyünde füze saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Yine Çeçen direniş önderlerinden Salman Raduyev, Rus hapishanesinde işkenceyle öldürüldü. Bir başka önder Zelimhan Yandarbiyev Katar’da cami çıkışında haince bir suikastla şehit edildi. Daha sonra Çeçenistan başbakanı Aslan Mashadov, Tolstoy-Yurt kasabasında Rus özel birlikleri tarafından düzenlenen bir operasyonla katledildi. Mashadov’un halefi olan Abdülhalim Sadullayev ise Ruslar tarafından Argun kasabasında şehit edildi. Ve son olarak ya da sondan bir önce, İnguşetya’nın Ekazevo köyünde askeri bir konvoyda seyreden Basayev, konvoydaki bir patlayıcının infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti. Böylelikle Çeçen direnişindeki kilit isimler mücadeleyi yeni nesil Çeçen direnişçilere emanet ederek şehadet kervanına katıldı.

    » Cahar DUDAYEV, 21 Nisan 1996’da sehit edildi.
    » Salman RADUYEV, 14 Aralik 2002’de sehit edildi.
    » Zelimhan YANDARBIYEV, 13 Subat 2004’de sehit edildi.
    » Aslan MASHADOV, 8 Mart 2005’de sehit edildi.
    » Abdulhalim Sadullayev 17 Haziran 2006’da sehit edildi.
    » Samil BASAYEV, 10 Temmuz 2006’da sehit edildi.

    » Cahar Dudayev “Şahadete talibim. Şehitliği rütbe ve şeref kabul ediyorum. Kanımın son damlasına kadar ülkemin bağımsızlığı ve milletimin hürriyeti için savaşmaya hazırım.”

    » Salman Raduyev “Kendi vatanımı savundum. Biz Rusları çağırmadık. Onlar gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz savaş istemedik, onlar gelip bizimle savaşmak istediler. Askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdüler. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil mükafattır. Allah’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey, Allah’ın elinde. O istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce Allah’ın sonra komutanım Cehar Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.”

    » Zelimhan Yandarbiyev Çeçen halkının mücadelesini uluslararası kamuoyunda gündeme getirmek için muhtelif İslam ülkelerinde konferanslar verdi. Aslan Mashadov’un resmi temsilcisi sıfatıyla yürüttüğü diplomatik ilişkilerle de Çeçen mücadelesini siyasi arenaya taşıdı.

    » Aslan Mashadov “Unutma, büyük savaşlar büyük kahramanlar ister!"

    » Abdulhalim Sadullayev 1967 yılında Çeçenistan’ın Argun şehrinde doğdu. Ünlü Çeçen din adamlarından eğitim aldı. Çeçenistan Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü’nde eğitim gördü ancak savaşın başlaması ile eğitimini bıraktı.

    » Şamil Basayev Ocak 1965 yılında Çeçenistan’ın Vedeno Köyü’nde dünyaya geldi. 1987’de Moskova’da mühendislik eğitimi aldı.

      MAKALELER

    » Kimliksiz kalan sen misin yoksa ben mi? “Ben hayvanlar gibi yaşamaktan bıktım, böyle başkalarına muhtaç yaşamak istemiyorum artık.” diyor, İstanbul Fenerbahçe Çeçen Kampı’nda ziyaret ettiğimiz Adem amca. Yüreğim yanıyor bu sözleri duyunca. Dilimden bir “Estağfirullah” sözü çıkabiliyor ancak. Eziliyorum. Bir insana bu sözleri söyletenler arasında olmaktan korkuyorum. “Meşru olarak Çeçen olamıyorum, Rus olmayı ben kabul etmiyorum, kimliğim yok, varlığım kabul edilmiyor.”

    » Çeçen mülteciler geri dönmeye zorlanıyor Kuzey Kafkas halklarının sürgün hikayesi 1864’deki Büyük Kafkas Sürgünü’nden sonra tarihin tozlu raflarında kalan bir vakıa olmadı. Aksine, sürgün Kafkas halkları için bugün de devam eden bir süreci yansıtıyor. Rusya’nın Çeçenistan’da 1994’ten bu yana sürdürdüğü savaş, 500 binden fazla kişinin yurtlarından edilmesine neden oldu. 99’dan bu yana komşu cumhuriyet İnguşetya’ya sığınan 160 binden fazla Çeçen, zor şartlar nedeniyle tükenme noktasına gelmiş durumda. Çeçen mültecilerin çoğu terkedilmiş tren vagonlarında, yakıtsız binalarda ve çadırlarda yaşamaya çalışıyor.

    » Annem iyi olsun ve savaş bitsin Dünya kamuoyunun yaşanan sıcak gelişmelerden dolayı Ortadoğu’ya odaklandığı bir dönemde, başka bir insanlık dramının muhataplarını, İstanbul’da bulunan Çeçen mültecileri ziyaret ediyoruz. Kampta yaşayan çocuklarla yaptığımız görüşmelerden yola çıkarak tekrar görüyoruz ki, savaşlar sivil halk üzerinde kolay kolay unutulmayacak izler bırakıyor.

    » Beslan balonu patladı Beslan’dan sonra, Osetya ve Kafkasya’nın diğer bölgelerinde Çeçen düşmanlığı artmadı; beklenenin aksine Moskova sorgulanır hale geldi.

    » Kimliksiz kalan sen misin yoksa ben mi?

     Çeçenistan’da hak ihlalleri

    Soğuk Savaş sonrası tüm dünyada meydana gelen kargaşa ve savaş ortamının en uzun sürelisi kuşkusuz Çeçenistan’da yaşandı ve hala yaşanmakta. İlki Aralık 1994’te başlayıp Ağustos 1996’da biten, ikincisi 1999 Ekim’inde başlayan ve hala devam eden savaşlardan etkilenmeyen tek bir Çeçen yoktur.

    Çeçen halkı için katliamlar, işkenceler, soruşturmalar ve sürgünler hiç de yabancı sayılmaz. Altmışlı yaşlarda olup üçüncü sürgününü yaşayan binlerce Çeçen bulunmaktadır. 1864 Büyük Kafkasya Sürgünü’nde zorla yerlerinden edilen 1,5 milyondan fazla Kafkasyalı içerisinde ve 1944 yılında Almanlarla iş birliği yaptıkları gerekçesiyle Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya’ya gönderilenler arasında yüz binlerce Çeçen bulunmaktaydı. Bu insanların önemli bir kısmı zor yolculuk koşullarında ve zorunlu yerleşimin ilk yıllarında hayatlarını kaybetmişlerdir.

    Bu bağlamda Çeçenler adeta geçmişin tekrarını yaşamaktadırlar. Çeçenistan’da yıllardır değişmeyen bir hikaye yaşanmakta, yetişkinler yeni nesillere savaştan ve getirdiği sıkıntılardan, mültecilik dönemlerinden bahsetmektedirler. 1994–96 savaşı boyunca ve hala devam etmekte olan savaşta göç eden insanların sayısı her iki savaşta 500’er bini bulmuştur. Bu insanlar saatte dört binden fazla patlamanın yaşandığı Caharkale gibi Çeçen kentlerinden, daha emin olarak gördükleri komşu ülke ve bölgelere göç edebildikleri için kendilerini şanslı saymaktadırlar.

    Çeçenistan’da kalmak, hayati tehlike de dahil her türlü sorunla karşılaşmayı peşinen kabullenmek demektir. Her iki savaşta kimyasal olanlar da dahil olmak üzere kullanılan silahlar, yapılan bombardımanlar 300 binden fazla Çeçenin hayatına mal olmuştur. Bu rakam bir milyondan fazla olmayan Çeçen nüfusun neredeyse üçte birlik bir kısmını oluşturmaktadır.

    Özellikle son 12 yıl içerisinde, Çeçenistan’da yaşayan birçok kişi için “hayatta kalmak” her gün yenileri eklenen acı haberlerle birlikte ölüp ölüp dirilmek anlamına geliyor. Bu baskı çemberinde insanlar yoğun bombardıman neticesinde hayatını kaybetme ya da yaralanıp sakat kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kaçırılma, yağmalama, tecavüz vakaları, toplama kampları gerçeği ile yaygın işkence olayları ve ‘temizleme operasyonları’ adı altında gece yarısı baskınlarının getirdiği derin psikolojik izler, insanları yaşamla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlamaktadır. Hatta insanlar kaybolan ya da katledilen yakınlarının nerede olduğunu sorma ya da cesetlerine ulaşma imkanından da çoğu zaman mahrum kalmaktadırlar. Şansı yaver gidip de yakınlarının cesetlerine ulaşabilen aileler ise bu cesetlere ulaşmak ve dini vecibelerini yerine getirerek defnetmek için bile Rus askeri birimlerine astronomik fiyatlar ödemek zorunda kalmaktadırlar. Rusya’nın taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ederek her iki savaşta da hastaneleri, doğumevlerini, pazarları ve yerleşim yerlerini ve mülteci konvoylarını hedef alması insanların endişelerini haklı çıkarmaktadır.
    Yedinci yılına giren ikinci savaş boyunca mültecilerin sayılarına dair veriler sürekli olarak değişmiştir. Kayıtların düzenli tutulamaması ve kayıt dışı mülteciliğin yaygınlığı sebebiyle net rakamlara ulaşmak, çoğu zaman mümkün olmamıştır. Verilere göre mültecilerin sayısı savaş boyunca 400 bin ila 800 bin arasında değişmiştir. Ayrıca Çeçenistan içerisinde yerinden edilen 240 bin insandan bahsedilmektedir.

    Çeçenistan’da seyahat özgürlüğü bulunmayan insanlar bodrum katlarında ve yıkıntılar arasında yaşamaya çalışmaktadır. Su almak için çocuklarıyla sokağa çıkmak zorunda kalan insanlara bile Rus keskin nişancılar tarafından ateş açılmaktadır. Çeçenistan içerisinde evleri yıkılan ya da tehlike içerisinde bulunan insanlar sıklıkla yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Grozni, Vedeno, Şali, Gudermes, Argun, Urus Martan ve daha birçok Çeçen şehri defalarca asker-sivil ayrımı yapılmaksızın bombardımana tabi tutulduğundan, insanlar akrabalarının ya da tanıdıklarının bulunduğu daha güvenli şehir ve kasabalara göç etmişlerdir.
    Elbette göçler kolay olmamaktadır. Zira Rusların mülteci konvoylarını ve gruplar halinde yol alan mültecileri hava ve karadan bombardımana tutmaları, onlara geçiş noktalarındaki karakollarda taciz ve saldırılarda bulunmaları sıkça karşılaşılan olaylar arasındadır. Bir istatistiğe göre Çeçenistan’da bulunan mültecilerin %90’ının en az bir ya da birden fazla akrabası hayatını kaybetmiş durumdadır.

    Çeçenistan kuşatılmış ve baskı altında tutulan bir coğrafya olma özelliğini uzun yıllardır sürdürmektedir. Komşu ülke ve bölgelerin önemli bir kısmı Rusya Federasyonu’na bağlı iken Gürcistan’la sınırın bulunduğu kısım da ikinci savaşın başlamasının hemen ardından “Pankisi olayları” bahane edilerek çok yoğun bir güvenlik duvarıyla çevrelenmiştir. Hatta bu coğrafyaya ABD, Rusya ve Gürcistan güvenlik güçleri defalarca operasyon düzenlemiş ve güya terörist avına çıkılmıştır. Bu şekilde abluka altına alınmış bir coğrafya içerisinde, Rusya’nın bizzat 200 bine varan asker ve diğer personelinin ve Rus yanlısı Çeçen güçlerin insafında devam eden bir hayat yaşanmaktadır Çeçenistan’da.

    Çocuklar için okul ya da eğitimden bahsetmenin neredeyse imkanı yoktur. Zira Rus bombardımanında öncelikli hedefler arasında okullar da bulunmaktadır. Kullanılacak derecede iyi olan okulların önemli bir kısmı da Rus askerlerince kışlaya ya da toplama kamplarına dönüştürülmüştür. Çok az bir kısım okullarda devam eden eğitimin kalitesi ise savaş ortamında eğitim gören öğrenci ve öğretmenlerin psikolojileri dikkate alınacak olursa kolayca tahmin edilebilecektir. Çeçenistan’da böyle bir ortamda eğitim vermeye çalışan bir öğretmen durumu şu şekilde aktarmaktadır: “Çeçenistan’da savaş ile yakın ya da uzak teması olmayan çocuk yok denebilir. Bazıları bombardıman sırasında yaralanmış, bazıları da ebeveynlerini, yakın akrabalarını kaybetmişler. Öğretmenler öğrencilerin asık yüzlerine bakarak ders anlatmak zorundalar. Oysa savaştan önce okullarımızda normal bir hayat, iyi bir eğitim ve en önemlisi mutlu çocuklar vardı.”

    Çeçenistan’da çok fazla gündeme getirilmeyen konulardan biri de ülkedeki nükleer atık depolarıdır. Tüm ülkede kaç tane atık deposu olduğu tam olarak bilinmemekle beraber 20’den fazla olduğu tahmin eidilmektedir. Çeçenistan’da gömülü bulunan binlerce tonluk bu tehlikeli atıklar belki Rus işgalinden daha büyük bir felaket potansiyeli taşımaktadır. Uzmanlara göre yarım milyon tonu bulabilecek bu atıkların bir şekilde ortaya çıkmaları tüm Kafkasya’yı etkileyebilecek ve cehenneme çevirebilecek miktardadır.
    Çeçenistan’daki hak ihlalleri maalesef Rusya’nın büyük ölçüdeki karartmalarına, uluslararası arenada devletlerin Rusya ile olan ilişkilerine ve reelpolitiğe kurban edilmekte, gerektiği gibi ele alın(a)mamaktadır. İlk savaş çıktığında dönemin ABD Başkanı olan Bill Clinton’un beyanatı bugün de Batı dünyasının arkasında olduğu düşünceleri yansıtmaktadır. Clinton: “Bu bir iç meseledir. Düzenin en az kan ve şiddetle tekrar sağlanacağını umuyoruz.” demişti. Uluslararası toplumun Çeçenistan’da yaşananlara karşı ilgisizliğe varan bu mesafeli tutumu ABD, AB ve Rusya arasındaki güç dengeleri, stratejik, siyasi ve ekonomik ilişkilerle birbirine bağlıdır. Bu anlamda Doğu Timor’daki Hıristiyan yönetime kucak açan ve bu coğrafyanın her şeye rağmen bağımsız bir devlet yapılması için efor sarf eden uluslararası toplum, hemen hemen nüfusunun %90’dan fazlasını Çeçenlerin oluşturduğu ve bağımsızlık için hemen her türlü kriteri bünyesinde barındıran Çeçenistan’ın sesine kulak vermemektedir.

    Batı dünyasının bildik tavırlarını anlamak daha kolayken İslam dünyasının vurdumduymazlığı bu coğrafya insanını adeta kahretmektedir. Rusya’nın Kafkasya’yı kaybetmeme adına bilerek çıkardığı savaşta Çeçenistan, İslam dünyası tarafından da uluslararası arenada yalnız bırakılmıştır. İslam dünyası savaşı bitirme adına hemen hiçbir irade ortaya koymadığı gibi aynı zamanda Rusya’yı Çeçenistan’da devam eden kirli savaşa rağmen İslam Konferansı Örgütü’nün gözlemci üyesi olarak kabul edebilmiştir. İslam dünyası Kafkasya’da yapmış olduğu bu büyük hatayı derhal tamir etmeli, Rusya ile olan münasebetlerinde Çeçenistan’da yaşanan hak ihlallerini ve hepsinden önemlisi Çeçen halkının determinasyon hakkının Rusya tarafından da kabullenilmesi gerektiğini ısrarla belirtmelidir.

    Çeçenistan’daki haksız ve orantısız güç kullanımı, işkenceler, toplama kampı vahşetleri, gece yarısı baskınları, bombardıman ve katliamlar bugün de devam etmektedir. Sayıları yarım milyona varan mülteciler bugün de her türlü mahrumiyetle yaşam savaşı vermektedir. Çeçenlerin uluslararası terörizmle ilişkilendirilme gayretleri adına, 11 Eylül sonrası Rusya tarafından propaganda malzemesi olarak kullanılsa da asıl terör eylemlerini yapanın, kullanılması yasak silahlarla Çeçenistan’ı cehenneme çevirenin hatta sınır ötesi operasyonlarla Çeçen liderleri katletmeye varan aymazlığa başvuran tarafın Rusya olduğu tüm dünya kamuoyu tarafından bilinmekte ve kabul edilmektedir.

    Gerçekten haklıya hakkının verileceği ve Çeçenlerin hür ve özgür bir şekilde insanca yaşamlarını devam ettirecekleri günlerin yakın olmasını temenni ediyoruz.

    Murat Yılmaz

      Putin Vahşeti ve Çeçenistan Direnişi

    5 Kasım 2002 Salı, Cuma dergisi

    Türkiye'de bu sıralarda seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı hava bütün herkesin zihnini kuşatmış durumda. Bunu biraz tabii karşılamak gerekiyor. Çünkü 3 Kasım 2002 seçimleri gerçekten beklenmedik sonuçlara sebep oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin büyük bir başarı göstereceği tahmin ediliyordu. Ancak özellikle iktidar partilerinin bu derece büyük bir sarsıntı yaşayacakları herhalde tahmin edilmiyordu. Gördüğümüz kadarıyla iktidarın yanlış uygulamalarından muzdarip olanların tümü -AKP'ye oy vermiş olsun olmasın- sonuçtan gayet memnun. Biz ihtisasımız ve ilgi alanımız gereği kendi açımızdan, seçimlerin İslam dünyasındaki yansımaları üzerinde durmayı gerekli görüyoruz. Fakat bu konuyu inşallah Vakit gazetesi için yazacağımız yazıda ele alacağız. Cuma dergisinde bize tahsis edilen bölümde ise, seçim heyecanına ve seçim sonuçlarının doğurduğu havaya rağmen İslam dünyasında cereyan eden gelişmeleri tahlil etmemiz gerekiyor. En başta da Moskova'da yaşanan gelişmelerden sonra dünya gündeminin baş sırasına yerleşen Çeçenistan konusunu ele almayı uygun görüyoruz.

    Emperyalist Güçler Birbirlerinin Ayaklarına Basmıyorlar

    Putin'in Moskova'daki sözde rehine kurtarma operasyonunda uluslararası anlaşmalarda yasaklanmış bir zehirli kimyasal gaz kullandığı kesinleşti. Dolayısıyla yapılanın bir katliam olduğu da artık teslim edilmektedir. Bu durum karşısında Putin yönetimine değişik çevrelerden tepkiler yöneliyor. Ne var ki birbirlerinin ayaklarına basmaktan çekinen emperyalist güçlerin yüzleri en az Putin'inki kadar kara olduğundan onlar pek seslerini yükseltmek istemiyorlar. Saddam'ın elinde toplu imha silahları bulunduğu iddiasını kullanarak Irak halkını topluca imha etmeye kalkışan ABD, Putin'in kendi vatandaşlarına karşı bir toplu imha gazı kullanması karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor. Putin, kamuoyundan ve sivil kuruluşlardan gelecek tepkilerin etkisini azaltmak için de bir karşı atağa geçmiş bulunuyor. Bu amaçla dünyanın neresinde Çeçenistan'daki bağımsızlık davasıyla yakından ilgilenen veya Çeçen kökenli, öne çıkmış biri varsa tespit edip onun Moskova'daki tiyatro eylemiyle irtibatının bulunduğunu iddia ediyor ve o kişinin bulunduğu ülkenin yöneticilerinden de tutuklanıp kendisine teslim edilmesini istiyor. Diplomatik alandaki baskı ve etki gücünü de bu amaçla değerlendirmeye çalışıyor. Ancak eski emperyalist tehdit gücünü kaybetmiş olduğundan, ekonomik yönden de herhangi bir yaptırım imkanı olmadığından başlatmış olduğu diplomatik atak pek fazla etki gösterebilmiş değil.

    Tepkilerden Kendini Sıyırmaya Çalışan Rusya'nın Diplomatik Atağı

    Rusya sözünü ettiğimiz karşı atak çerçevesinde, Kopenhag'da Çeçen zirvesinin gerçekleştirildiği günlerde, Danimarka hükümetinden, Aslan Maşadov'un resmi temsilcisi Ahmed Zakayev'in tutuklanmasını istedi. Ne yazık ki Danimarka hükümeti de misafire karşı nankörlük ederek Rusya'nın isteğini yerine getirdi ve Zakayev'i tutukladı. Fakat bir süre sonra Danimarka İçişleri bakanı bayan Lini Aspirsen bir açıklama yaparak Rusya'nın Zakayev hakkındaki iddialarının doğru olmadığını, Zakayev'in Moskova'daki eylemle irtibatına dair hiçbir delile ulaşılamadığını, bu yüzden de onu serbest bırakacaklarını açıkladı. Bakan, Rusya'nın Zakayev'in kendisine teslim edilmesi yönündeki talebinin de kabul edilmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Bu gelişme Rusya'nın karşı atağının ve Çeçenistan davasıyla irtibatlı olanların tümünü potansiyel suçlu gösterme girişiminin iyi bir yara almasına sebep oldu.

    Türkiye'ye Nota

    Bilindiği üzere Rusya, Türkiye'deki bazı Çeçenlerin tutuklanması ve faaliyetlerinin durdurulması talebiyle bir nota verdi. Rusya, notasında kastettiği kişilerin temsilcilik sıfatlarının olduğunu ileri sürüyordu. Ancak Türkiye tarafından verilen cevapta böyle bir temsilciliğin olmadığı, dolayısıyla kapatılmasının ve kastedilen kişilerin tutuklanmasının söz konusu olamayacağını bildirdi. Bu gelişme de Rusya'nın, eziklikten ve yeniklikten kaynaklanan karşı atağına kimsenin pabuç kaptırmaya niyetli olmadığını ortaya koydu.

    Dışarıda Başarılı Olamayan Putin'in İçerideki Atağı

    Dış dünyadaki diplomatik ataktan istediği sonucu elde edemeyen Rusya, kendi sınırları içinde adeta bir intikam havası içine girmeye başladı. Bu intikam havası estirmenin amacı da içeriden gelecek kamuoyu tepkilerini bastırmak ve dikkatleri gazlı katliamdan ziyade bu katliama gerekçe gösterilen rehin alma eylemi üzerine çekmekti. Bu vesileyle aynı zamanda medya organlarının kimyasal gaz kullanımı konusundan ziyade, onun öncesinde yaşanan gelişmelere dikkat çekmeleri sağlanmış oldu.

    Yorgun Askerlerle İntikam Saldırıları

    Rusya'nın estirdiği intikam havasında birinci hedef Çeçen direnişçilerdi. Putin yönetimi Çeçenistan'da oldukça kapsamlı ve geniş çaplı bir operasyon başlattıklarına dair açıklama yaptı. Fakat uzun süreden beridir zoraki savaştırılmaktan dolayı bıkkın ve yorgun düşmüş, ciddi moral kaybına uğramış askerlerin kara saldırılarında Çeçen direnişçilere karşı fazla bir varlık göstermeleri imkanı yoktu. Bu yüzden Rus kuvvetleri daha çok hava saldırılarına ağırlık verdiler. Aynı taktiğe İsrail işgal devleti de başvuruyor. Fakat Filistin'deki şartlarla Çeçenistan'daki şartlar çok farklı. Siyonist saldırganlar herhangi bir hava operasyonu düzenleyecekleri zaman gecenin saat üçünde gidiyor meskun bir mahallenin üzerine havadan roket yağdırıyor ve böylece bazı aileleri topluca yok ediyor, birçok insanın enkaz altında kalarak ölmelerine veya yaralanmalarına sebep olabiliyorlar. Tabii bu saldırılar sağ kalan Filistinlileri de yürekten yaralıyor. Ayrıca Filistinlilerin işgalci siyonistlerin uçaklarını ya da helikopterlerini düşürecek teçhizatları da yok. Ne yazık ki onlara bu konuda en büyük ihaneti de komşu Arap ülkeleri yapıyor ve Filistinli mücahitlerin siyonist saldırganlara karşı kendilerini savunmalarına imkan verecek teçhizatı temin etmelerini engelliyorlar. Bu engelleme işinde en büyük rolü de bizim ihanetin iki kapısı olarak nitelediğimiz Mısır ve Ürdün oynamaktadır. Çeçenistan'da ise durum böyle değil. Rus güçlerinin hava saldırılarında dağlık alanlara çekilmiş gerilla güçlerini hedef almaları gerekiyor. Buralarda gerillaların hava saldırılarına karşı kendilerine sığınak bulmaları mümkün olduğu gibi saldırı helikopterlerini düşürmeleri ihtimali de var. Nitekim son operasyonda da en az üç helikopterleri düşürüldü ve bunlarda birçok asker öldürüldü. Bu durum karşısında Moskova yönetimi ne kadar zorlasa da Rus saldırı helikopterlerinin gerilla güçlerine çok fazla yanaşarak riske girmeleri zor olmaktadır. Bütün bu sebeplerden dolayı Putin'in kastettiği geniş çaplı operasyonların Çeçen mücahitlere fazla bir zayiat vermesi ihtimali pek bulunmuyor.

    Savunmasız Mültecilere Eziyet

    Mücahitler karşısında sürekli kayıp veren Rus güçleri, son dönemdeki intikam operasyonlarında hiddetlerini biraz da mülteci kamplarına yığılmış durumdaki savunmasız Çeçenlerin üzerine yönelttiler. Rus askeri güçleri bu kampları kuşatmaya alarak içerideki mültecileri çeşitli şekillerde rencide ettiler.

    Rusya'dan da ABD Taktiği: Müslümanları Potansiyel Suçlu Gösterme Çabaları

    Moskova yönetiminin bir başka intikam operasyonu ise Rusya Federasyonu'nun değişik bölgelerinde yaşayan Müslümanlara yönelik olarak başlatılan tutuklama kampanyasıydı. Rusya, Moskova'daki olaylardan sonra tamamen Amerika'nın taktiği uygulayarak bütün Müslümanları potansiyel suçlu gibi gösterme çabaları içine girdi. Bu amaçla ülkenin değişik şehirlerinde faaliyet yürüten tanınmış Müslümanları tutukladı. Kendisi bir yandan bu tutuklamaları yaparken bir yandan da aynen Amerika'nın yaptığı gibi sivil halkı tahrik etmek amacıyla medya organlarını kullanarak Müslüman karşıtı bir propaganda faaliyeti başlattı. Bu propaganda faaliyeti ister istemez etkisini gösterdi ve 11 Eylül olayları sonrasında Amerika ve Avrupa'da Müslümanlara yönelik muhtelif saldırılar olduğu gibi son günlerde de Rusya'nın değişik yerlerinde benzer saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırılar ülkedeki Müslümanların ciddi şekilde huzursuz ve tedirgin olmalarına yol açtı. Bu tedirginlik sebebiyle Rusya'da yaşayan Müslümanları temsil eden bazı kuruluşlar Moskova'daki eylemi onaylamadıklarını açıklama ihtiyacı duydular.

    İşgal Hükümetinde Kriz ve Filistin Direnişi

    Rusya ve Çeçenistan'da böyle bir hareketlilik yaşanırken Filistin topraklarındaki hareketlilik de kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Ancak geçtiğimiz hafta İsrail işgal devleti de önemli bir sarsıntı geçirdi ve sıkıntılı bir dönemin içine girdi. Sarsıntının sebebi ise bütçe konusunda çıkan ihtilaftan dolayı, işgal devletinin eski savaş bakanı Benjamin ben Eliazer'in liderliğindeki İşçi Partisi'nin hükümetten çekilmesi oldu. Biz bu konudaki ihtilafın ayrıntılarını Vakit gazetesinde yayınlanan bir yazımızda ele aldığımızdan burada aynı bilgileri tekrar vermeye gerek görmüyoruz. (Bkz. İsrail'deki Hükümet Krizi )

    İşgalci siyonist devletin başbakanı kasap Şaron, İşçi Partisi'nin katılımıyla geniş tabanlı hükümet kurmuştu. Ancak onun çekilmesiyle hükümeti kritik bir noktaya geldi. Bu yüzden aşırı siyonist (onlar aşırı sağ diyorlar) küçük partilerle pazarlıklar yapmaya başladı. Ayrıca Netanyahu gibi Likud Partisi'nin eski ağır toplarını hükümete almak suretiyle yeniden bir ulusal ittifak oluşturma çabaları başlattı. Fakat Şaron'un kritik noktada olduğunu ve onun kendilerine ihtiyacını iyi değerlendirebileceklerini düşünen söz konusu partiler ve şahıslar muhtelif şartlar ileri sürmeye başladılar. Şaron da buna karşılık erken seçim tehdidini kullanma yoluna gitti ve: "On gün içinde yeni hükümeti kuramazsam erken seçime giderim" dedi.

    Biz bu yazıyı yazarken İsrail işgal devletinin hükümet krizi henüz çözüm noktasına gelmiş değildi. Alınan bilgilere göre Şaron, Ben Eliazer'den boşalan Savaş (onlar Savunma diyorlar) bakanlığı makamına genelkurmay başkanı Şaul Mofaz'ı oturtmaya karar vermişti. Şaul Mofaz en az Şaron kadar vahşi ruhlu ve kan emici biridir. Cenin katliamının da birinci derecede sorumlusu odur. Şaron, İşçi Partisi'nin eski genel başkanı Şimon Peres'den boşalan Dışişleri bakanlığı görevi için de Likud'un eski lideri Benjamin Netanyahu ile pazarlık yapıyordu. Biz şu kadarını ifade edelim ki, hükümet krizi ister aşılsın ister aşılamasın Şaron hükümeti bir dağılma sürecinin içine girmiştir. Yeni bir hükümet oluşturulsa bile çok ortaklı ve sorunlu bir hükümet olacaktır. Ayrıca İşçi Partisi'nin hükümetten çekilmesinin tek sebebi bütçeyle ilgili ihtilaf değildir. İşgalci siyonist devletin imaj değişikliği ihtiyacının olduğunu hesap ederek kendisini yeni bir döneme yani iktidara hazırlamak amacıyla çekilmiştir. Bu yüzden Şaron'a karşı etkili bir muhalefet yapmaktan çekinmeyecektir. Şaron'un ulusal birlik hükümetine ortak olduğu dönemde bütün suçlara ortaktı. Ama şimdi güya barış yanlısı ve konjonktüre uygun bir politika izliyormuş havası vererek Şaron'un uygulamalarını tenkit edecek ve Aksa intifadasıyla birlikte gelen çatışma ortamından artık çıkılması gerektiğini düşünen kitlenin oylarını toplamaya, bu arada uluslararası platformda da prim yapmaya çalışacaktır. Onun bu tutumu ise Şaron hükümetini yıpratacaktır.

    İşgalci siyonistler kendi içlerinde hükümet krizi yaşasalar da Filistinlilere yönelik vahşi saldırılarını yine kesintisiz bir şekilde sürdürüyorlar. Son zamanlarda gerçekleştirdikleri saldırılarında ağırlıklı olarak Gazze bölgelerini hedef alıyorlar. Bu bölgede işgal güçlerinin saldırıları yüzünden Filistinlilerden ölen ve yaralanan olmadığı bir gün geçmiyor. Buna karşılık Filistinli direnişçilerin de işgalci saldırganlara yönelik çeşitli eylemleri oluyor. İşgalci saldırganlar, Gazze bölgesinde Batı Yaka'daki kadar rahat hareket etme fırsatı bulamıyorlar. Çünkü bu bölgede direnişçilerin eylemlerinden ve mücadelelerinden çekiniyorlar. Bu yüzden Gazze bölgesinde daha çok hava saldırılarına ağırlık veriyorlar. Bir de Mısır Filistin sınırına yığdıkları askerleri vasıtasıyla saldırılar gerçekleştiriyorlar ki bunda da Mısır'ın ihanetinin büyük rolü var. Mısır eğer ki kendi tarafından siyonist işgal güçlerine yönelecek tehditlere ve eylemlere engel olmasa işgalci siyonistlerin sınır bölgesinde kendilerini o kadar rahat hissetmeleri mümkün değildir.

     

     Dudayev'ler ölmez!

    Yayınlama zamanı: 20 Nisan 2005, 00:28

    21 nisan 1996, Çeçenistan’ın efsanevi lideri Cevher Dudayev’in şehadet tarihidir.

    Halkının özgür olması için, şan, şöhret, para, kısaca aklınıza gelebilecek bütün maddi değerleri terk eden yiğit adam, onuruyla şehadet şerbetini içti.
    Göğsünü gere gere hak divanına yürüdü.

    Dudayev 1944 yılının ocak ayında dünyaya geldi.On üç kardeşin en küçüğü idi.Doğum gününü tam olarak bilmiyordu.Çeçen sürgünü sırasında kundakta bir bebekmiş.Buna göre 1943 yılı sonu ya da 1944 yılı başlarında doğmuş olsa gerek. Doğumu ikinci dünya savaşının bitimine rastladı. Gözlerini dünyaya açtığında yokluk, kıtlık ve sefalete merhaba dedi.

    Dudayev'in dünyaya gelişi sırasındaki yokluk ve sefalet sürprizine, bir de sürgün sürprizi ekleniyordu.
    İkinci dünya savaşında Alman işgaline uğrayan Kırım ve Kuzey Kafkasya'nın batısındaki yenilgilere suçlu aranıyordu. Suçlu hemen bulundu. Çeçenler, Kırım Tatarları, Karaçay ve Balkar halkları idi bu suçlular.
    Alman işgali altına girmeyen Çeçenistan ve Çeçen halkının, Almanlara nasıl işbirliği yaparak Rusya'ya ihanet ettiği bir türlü anlaşılamadıysa da, Çeçen halkı sürgünden kurtulamadı.
    Rus yönetimi, yüzlerce yıldır kin beslediği Çeçen halkını, fırsat bu fırsattır diyerek tarih ve coğrafya sahnesinden silmeye teşebbüs etti.
    21 şubat 1944 tarihinde Çeçen halkı top yekun olarak, 24 saat içinde elverişsiz şartlar altında ülkesini terke zorlandı. 850 bin Çeçen sürgün edildi. Bu sürgün sırasında Çeçen halkının yarıya yakını hayatını kaybetti.
    Cevher Dudayev, suçlu olarak dünyaya geldi. Sürgün kararı verildiğinde yaklaşık 40 günlük bir bebekti. Annesinin kucağında sürgüne giden, belki de en küçük Çeçendi.
    Sağlam bünyeli insanların dayanamadığı kış şartlarına, mucizevi bir şekilde direnen küçük Cevher (Dudi) sağ salim Kazakistan'a ulaşıyordu.
    Hz. Musa'yı en büyük düşmanı firavundan koruyan, hatta onun sarayında büyüten Rabbim, Cevher Dudayev'e de meleklerinin kanatlarını gererek onu büyük tehlikelerden koruyordu.
    Dudayev Kazakistanın Çimkent şehrinde 13 yıl yaşadı. O, anne ve babasının anlattığı Çeçenistan'ı hep rüyasında görerek büyüdü. Kanlı diktatör Stalin'in ölümünden sonra Rus yönetimi, Çeçenlerin haksızlığa uğradığını kabul edip geri dönüşlerini serbes bıraktı.
    1957 yılında gerçekleşen bu geri dönüş kervanına, Dudayev ve ailesi de katıldı.Dudayev ve ailesi, evlerine yerleşen Rusları, kazma ve küreklerle kovarak evlerine yeniden sahip oldular.
    Çok zeki bir çocuk olan Dudayev, sınavlarını başarıyla verdiği Tambov Hava Harp Okuluna kaydoldu.
    Okulu başarıyla bitiren Cevher Dudayev, Sovyet ordusunda genç bir savaş uçağı pilotu olarak görev aldı.
    Mesleğindeki başarısı ve dürüstlüğü ona hızla yükselme kapılarını açtı. Dudayev, kendisi gibi havacı bir Rus subayının kızına gönlünü kaptırdı.
    Ona daha sonraki çileli yolunda hayat arkadaşı olacak Alla Dudayeva ile evlendi.
    Alla, Çeçen olarak doğmamıştı ama, Dudayev'in şehadetinden sonra onurlu duruşuyla gerçek Çeçen gelinleri aratmadı.
    1989 yıllarına gelindiğinde, Sovyet sistemi çatırdamaya çaşlamıştı.Gorbaçov'un uyguladığı Glasnost ve Prestroyka politikaları Komünizme gün saydırıyordu.
    1991 yılının Aralık ayında beklenen son gerçekleşti. Komünizm çökmüştü. Komünizmin sancılı çöküşü öncesinde Dudayev, Tuğgeneral rütbesiyle Estonya'da görev yapıyordu.
    Estonya'da görev yaptığı sırada, stadyumdaki bir tören anında Estonyalı gençler, Eston bayrağı açarak bağımsızlık gösterisi yaptılar. Dudayev bu gösteriye sempatiyle baktı.
    Ardından Estonya'da başlayan bağımsızlık yanlısı gösterilere müdahale etmesi talimatını dinlemeyerek "Asi General" adını aldı.
    Bu sırada kendi ülkesi Çeçenistanda da hareketli günler yaşanıyordu. Zelimhan Yandarbiyev önderliğinde kurulan Çeçen Halk Kongresi hareketi Sovyet kalıntısı yönetimi sarsıyordu.
    Dudayev, Zelimhan Yandarviyev'in davetine düşünmeden evet dedi.Sovyet ordusundan ayrılan Dudayev için yeni bir dönem başlıyordu.Çeçen Halk Kongresi 6 Eylül 1991 yılında Dudayev'in başkanlığında Çeçenistan'ın bağımsızlığını ilan etti. 27 Kasım 1991 yılında yapılan seçimde de halkın yüzde doksanından fazlasının oyunu alan Dudayev Çeçenistan'ın devlet başkanlığına seçildi.
    Rusya Federasyonuna dahil olmadan,yolunu bağımsızlıktan yana çeviren Çeçen halkının iradesine karşı, Rus yönetimi iyi şeyler düşünmüyordu.
    Rus yönetimi, Çeçen halkının bağımsızlık talebine karşı sert çıktı. Çeçenistanı tehdit ederek kanlı bir müdahele sinyali verdi.
    Dudayev, bilinenlerin aksine Rus yönetimiyle savaşmak istemiyordu. Savaşın Çeçen halkına vereceği zararın farkındaydı.
    Dudayev, dönemin Çerkes asıllı Adalet Bakanı Kalmuk Yura'nın arabuluculuğunu kabul ederek onunla görüştü. Bu görüşmede savaş olmadan Rus yönetimiyle anlaşmaya varılabileceğini bile söyledi.
    Kalmuk Yura bu öneriyi devrin başbakanı Viktor Çernomirdin'e iletti.Çernomirdin savaşın önlenmesinden dolayı çok mutlu olduğunu ifade ederek Dudayev'le telefonla görüştü.
    Yukarıdaki bilgiler hem merhum Kamuk Yura hem de Viktor Çernomirdin tarafındanda teyit edilen bilgilerdir.
    Dudayev'in barış masasına oturma çağrısına olumlu cevap vermesi, Kremlin tarafından dikkate alınmadı.
    Viktor Çernomirdin daha sonra hatıratında belirttiği gibi "Rus derin devleti iç politikaya yönelik, kamuoyunu memnun edecek, 24 saatte kazanılacak bir zafer istiyordu".
    Rus yönetimi Çeçenistan'ı vurarak, Slav unsurlarının motivasyonunu yükseltecek, Rus ordusu, kazandığı bu zaferle otoritesini yeniden tesis edecekti.
    Kısacası savaşı çıkaran taraf ne Dudayev ne de Çeçen halkıydı. Gerek Dudayev gerekse Çeçen halkı, ülkelerine saldıran Rus işgalcilerine karşı savunma savaşı vermek zorunda kalmışlardı.
    Dudayev'in efsanevi kişiliği etrafında birleşen Çeçen halkı, bütün dünyaya parmak ısırtan bir bağımsızlık mücadelesi örneği sergilediler.
    Dudayev dehasıyla Ruslara ağır kayıplar verdiriyordu.Uluslararası emperyalizm, Çeçen savaşının Dudayev'in ortadan kaldırılmasıyla sona ereceğini düşünüyordu.
    Dünyayı tapulu arazileri olarak gören karanlık güçler, Dudayev'in kullandığı uydu telefonunun frekansını Rus yönetimine bildirdiler.
    Rus Duma'sından bazı milletvekilleri ile barış konusunu görüşen Dudayev, kendisine kurulan tuzaktan habersiz uydu telefonunu çalıştırarak görüşmelerde bulunduğu sırada, uzaktan kumandalı nokta hedefe kilitlenen bir roketle şehit edildi.
    Dudayev Çeçen halkının kalbinde derin izler bırakan karizmatik bir liderdi. Her Çeçen onu örnek almaktadır.Yeni doğan bir bebeğin öğrendiği ilk kelimelerden biri Dudayevdir.
    Dudayev'in şehadeti ile Çeçen bağımsızlık savaşı sona ermedi.10 yıla yaklaşan bu mücadelede Dudayev'in ardından Devlet Başkanları Zelimhan Yandarbiyev ve Aslan Mashadov da şehit olmuşlardır.
    Rusların anlayamadığı husus, Çeçen bağımsızlık mücadelesi şahıslara bağlı bir mücadele değildir. Bu mücadele topyekün bir özgürlük savaşıdır.
    Ölümünün üzerinden dokuz yıl geçmesine rağmen Dudayev'in küçük Çeçenistan'ı halen savaşıyor.
    Dudayev'i öldürmekle savaşı kazanacağını sananlar hala anlayamadınız mı
    DUDAYEV'LER ÖLMEZ!  

    Comments (1)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    princes .wrote:
    CIAO, SEI SU BAHU?
    July 13

    Trackbacks (2)

    The trackback URL for this entry is:
    http://afg0133.spaces.live.com/blog/cns!2377EE9A206352C7!295.trak
    Weblogs that reference this entry