AKDэηİZ яÜZGÂяI...'s profile••████®AKDэηİZ яÜZGÂяI™█...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 06

    EKMEK VEREN ELİ KIRAN BABA

    Photobucket   

     

    img166/7889/44cvdv5hs2.gif 
    white rose bar
     
     
     
     
     
     
    Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit
     
    EKMEK VEREN ELİ KIRAN BABA

    Bağdat'ı kıtlık kırıp geçiriyordu. Herkesten önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin kapısından seslendi hamalın biri:
    - Allah rızası için birazcık ekmek. Günlerdir lokma girmedi ağzımdan.
    Tandırın başındaki kadın taze ekmekleri kızına uzattı. "Ver şu adama" dedi. Kızcağız ekmekleri güzelce katlayıp verdi aç hamala.
    Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti? Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikazı durdurdu onu:
    - Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?
    Geriye bakıp eliyle işaret etti:
    - İşte şu evden.
    Adam kızgın şekilde salladı başını:
    - Yanılmamışım, böyle zamanda başka kimin evinden alınabilir ekmek? diyerek eve doğru ilerledi.
    Kapıyı açar açmaz da sordu:
    - Kim verdi ekmeği hamala?
    Hanım korkudan kızını gösterdi. Güya kızına acır, bir şey yapmaz diye düşünmüştü. Halbuki adamın şükürsüzlük ve cimrilik içine işlemişti. Elindeki sopayı hızla havaya kaldırdı, kızının ekmek veren eline öyle bir indirdi ki bilek zedelenip burkuldu, el çarpık kaldı. Söyleniyordu kendi kendine:
    - Ben herkese ekmek versem bu evde ekmek kalır mı? diye.
    Halbuki nimet şükür isterdi. Şükürsüzlük nimetin gitmesine sebepti. Nitekim bu şükürsüzlüğün akibeti de öyle olacaktı. Olmaya başladı bile. Kısa zamanda işleri bozuldu, çarşının en işlek yerindeki dükkanını satması da onun bozulan işlerini. Bir ara o hale geldi ki, evine ekmek alamaz duruma bile düştü. Nitekim bir akşam eve gelmiş, kızcağızına da acı sözü söylemişti;
    - Artık benden ümidinizi kesin. Çünkü bu akşam ekmek alacak kadar da olsa elime para geçmedi. Çarşıya in, ekmek parası iste.
    Kızcağız çarşıya inmiş, utana sıkıla sattıkları dükkanın karşısına geçerek bir tanıdık görürüm diye beklemeye başlamıştı. Kendisini gören dükkandaki adam hemen yanına gelerek:
    - Sen masum birine benziyorsun, ne bekliyorsun burada? diye sormuştu. O da anlatmıştı gerçek durumu:
    - Ekmek alacak paramız kalmadı, bir tanıdıktan ekmek parası istemek üzere bekliyorum burada.
    Hemen elini cebine attı adam. Hatırı sayılır bir miktar parayı uzatarak "Al" dedi. "Bununla istediğin kadar ekmek alabilirsin. Ben de nimetin şükrünü eda etmiş olurum böylece."
    Kızcağız elinin birini arkasına saklamış, ötekiyle parayı alırken adamın dikkatin çekti bu saklayış;
    - Elinde bir yara bere varsa tedavi ettireyim, niçin saklıyorsun? Allah bana nimet verdi, şükrünü eda etmek için iyilik yapmam gerek, dedi.
    Kızcağız önce açıklamak istememişse de adamın ısrarı üzerine anlattı elinin durumunu:
    - Ben bir yoksula ekmek vermiştim. Babam yolda rastlayıp sormuş, o da evi gösterip 'İşte oradan aldım' demiş, bizi haber vermiş. Babam eve gelince elindeki sopayla ekmek veren elime öylesine bir darbe indirdi ki, elim böylece çarpık kaldı. Göstermekten utanır oldum. Bu yüzden de evde kaldım.
    Bu açıklamayı dinleyen adam bağırmaya başlar:
    - Komşular! Çabuk buraya gelin, ben hayalimdeki altın kalpli kızı buldum, hayat arkadaşım işte karşımda, siz de şahit olun... diyerek başlar anlatmaya:
    - Ekmeği isteyen fakir bendim. Ben o gün bir hamaldım. Demek ki elinin çarpık kalmasına ben sebep olmuşum. Hem sebep olayım hem de seni bu halinle baş başa bırakayım. Buna Allah razı olmaz. Seni görünce içimden bir sevgi selinin koptuğunu anladım, bana ekmek veren kıza ne kadar da benziyor diye düşünmüştüm. Yanılmamışım. Baban şükürsüzlük ettiğinden Allah onun dükkanını elinden alıp bana nasip eyledi. Şimdi ise imtihan sırası bana geldi, ben de aynı şükürsüzlüğe düşmek istemem. Haydi gel, nikahımızı yaptırıp birlikte babanı sıkıntıdan kurtaralım.
    Yola koyulurlar, ekmek veren eli sakatlayan şükürsüz babaya doğru...
    "Şükrederseniz çoğaltırım, etmezseniz elinizden alır şükredene veririm. Şükürsüze de azabım şiddetli olur..."
    (Kur'an-ı Kerim, 14/7)
    KAYNAK: Ahmed Şahin, Yaşanmış Örnekleriyle Aradığımız İslam, Zaman Cep Kitapları 3, Feza Gazetecilik, İstanbul 2001
     
     
     
     
    Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit
     

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us  

      

    Comments (1)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    ahmed akwrote:
    İNANDIK DEMENİN HAKKINI VEREBİLMEK


    İNSANLAR, (sadece) "İnandık!" demeleriyle bırakılacaklarını ve sınava çekilmeyeceklerini mi sanıyorlar?” (29: 2)

    Nasıl yani?

    Eve ekmek getirmek, güzel bir kızı ayarlamak, patrona yalakalık yapabilmek, nasıl daha çok para kazanırımın yollarını düşünmek, nasıl daha yüksek bir mevkie sahip olabilirim diye düşünmek ve daha sayamadıklarımız bizim için zorlu sınavlar değil mi zaten?

    Üzerimizde yeterince yük varken bu da nereden çıktı şimdi?

    Hem biz Allah’tan başka ilahlar edinmedik ki. Üstelik arada bir de olsa ibadetlerimizi yerine getiririz işte.

    Bu sınav haksızlık olmuyor mu sizce diye düşünceler içerisindeyken haksızlığı yapan biz insanlar olmayalım sakın?

    Dile kolay bir kelimeyle, “inandım” demeyle üzerimizden sorumluluklarımızın kalktığını düşünmüyor muyuz?

    Hoş, sorumluluklarımızın farkında olmamamız da ayrı bir derttir ya’

    Rabbim, Kur’an’ında sınavdan bahsediyor. Bize bu kadar nimet vermişken karşılığında O’na ne yaptığımızı anlatmamızdan bahsediyor. Bizden istediklerini yerine getirdiysek, bunun için uğraş verdiysek bizi ödüllendirmekten bahsediyor.

    Geçici hevesler ve hedefler içerisinde aslolanın unutulup, dünyevi değerlere ulaşabilmek için çırpınıldığı bir çağda yaşamaktayız. Üstelik bunlarda yetmezmiş gibi, dini ruhlara hapsetmeyi, Kur’an’ı on dört asır öncesinin hikâyeleri olarak görmeyi, kulluğunu yaşamaya çalışanlara gerici damgasını yapıştırmayı ve tüm bunları yaptığımız içinde kendimizi ilerici, modern, çağdaş gibi kavramlarla ödüllendirmeyi hiç utanmadan adet haline getirebilmişiz.

    Bizler bu dünyayı yaşarken ebedi olanın çok kısa bir zaman sonra karşımıza çıkacağını unutmaya başladık ve inandık demeyle her şeyin hallolabileceğini düşünmeye başladık.

    Hiç namaz kılmadığımız, oruç tutmadığımız, Kur’an okumadığımız, iyiliği emredip kötülükten sakındırmadığımız, Allah’ın dinini hâkim kılmaya çalışmadığımız halde bir inandık demekle işlerin hallolabileceğini düşünmekle ne kadar akılsız olduğumuzun farkında değil miyiz?

    “Evet, andolsun ki, Biz kendilerinden öncekileri de sınadık; o halde (bugün yaşayanlar da sınanacak ve) elbette Allah, doğru davrananları ortaya çıkaracak ve yalancıların da kimler olduğunu gösterecektir.” (29: 3)

    İnsanlar var olalı beri bir tanesi bile sınanmadan kurtulamadı ve kıyamete kadar da böyle devam edecek.

    Yaşadığımız her anın sınavın bir parçası olduğunu ve öldüğümüzde sınavımızın tamamlanacağını bilmek inandım diyenlere bir şeyler anlatabilmelidir.

    Mademki Rabbimizin vaadi kesindir, biz bu sınava hazır mıyız hiç düşündünüz mü?

    Geçici olanı kazanabilmek için verdiğimiz uğraşların yanında ebedi olanı kazanabilmek için ne kadar çaba sarf etmekteyiz?

    Bugün iman edenleri yalancılar ve sapkınlar olarak niteleyen modern çağın sözde modernlerine Allah’ın kimin yanlış yolda olduğunu bildiğini hatırlatmak bir şey ifade eder mi bilinmez ama bilinen bir gerçek var ki;

    “Yoksa onlar -(inandıklarını iddia ettikleri halde) kötülük işleyenler- Bizden kurtulabileceklerini mi sanırlar? Ne tuhaf bir düşünce bu!” (29: 4)

    Ne tuhaf bir düşünce! Tuhaftır ki bugün inandıklarını iddia ettikleri halde hem inananları engellemekte hem de kendilerini tüm bunlardan uzak görmekte bir sakınca görmeyenler tuhaf olanın bizim düşüncelerimiz olduğunu düşünmektedirler.

    İman etmeyen kalpler için inandım demek çok kolaydır. Oysaki müslüman için inandım demek zorlu bir sınavın başlangıcıdır. İnandım dediğimiz anda bunun getirdiklerini yerine getirmeye çalışmak ve O’nun istediği gibi bir hayatı yaşamak üzerimize farzdır.

    “Kim (Kıyamet Günü) Allah'a kavuşmayı (ümit ve korku ile) beklerse (o Gün'e hazırlıklı olsun): çünkü Allah'ın (her insan ömrü için) takdir ettiği vade mutlaka gelip çatacaktır -ve O her şeyi bilen, her şeyi işitendir!” (29: 5)

    Kıyametin o ölene kadar gelmeyeceğine ve o günü görmeyeceğine kendilerini inandıranların anlamadıkları bir şey vardır. O da kişinin kıyametinin kendi ölümü olduğudur.

    Bugün ölümü isteyen, artık yapması gereken her şeyi tamamladığına inanan birini gördünüz mü hiç?

    Daha fazla kazanmak, daha fazla keyif için hep daha fazla yaşam isteyenlerin ölüm hiç akıllarına gelmemektedir. Ve bu yüzden Allah’a kavuşmayı düşünmenin, ümit etmenin daha erken olduğu düşünülür.

    Oysaki geç kalınmış bir Kur’an’i hayat ve hızla gelen bir azap inandım deyip de bunun gerekliliklerini yerine getirmeyenlerin peşindedir.

    “O halde, kim (Allah yolunda) üstün gayret gösterirse bunu yalnız kendi iyiliği için yapmış olur: çünkü Allah, her türlü ihtiyaçtan uzaktır!” (29: 6)

    Kurtulması, azaba yakalanmaması gereken biz insanlarsak eğer, Allah yolunda üstün gayret göstermekten başka şansımız olmadığını aklımızdan hiç çıkarmamamız gerekir.

    İnandık demenin hakkını verebilen müslümanlar olabilmek için Allah yolunda çalışmaktan başka şansımız olamaz.

    Rabbim bizi inandık demenin hakkını verebilen kullarından eyler inşallah.(MUSTAFA TOLGA)



    selam ve dua ile kardeşim
    Mar. 3

    Trackbacks (1)

    The trackback URL for this entry is:
    http://afg0133.spaces.live.com/blog/cns!2377EE9A206352C7!220.trak
    Weblogs that reference this entry