AKDэηİZ яÜZGÂяI...'s profile••████®AKDэηİZ яÜZGÂяI™█...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
July 01 ÂŞK-I BEKAÂ.Ş.K...
![]() Gönül eteğimin suskun dervişi!
Müebbede mahkûm duamsın!
İstersen mürekkebinle dokunma cismime!
Aklımın bağlı ellerini çözen
==Ayın
=====Şın =======Kaf ِ عٍِ ِ ش ِ ق
Sağ elini uzat Hakkın bağına ==Ayın =====Şın
=======Kaf ِ عٍِ ِ ش ِ ق
K/af dağının ardında geçmişin sitemi ==Ayın ![]() Yokluğa açılan kapının ardında
Varlık fidanı duygu yaprağına hasret Şavkın vuruyor her gece göz pınarıma Sende kalan umudum ==Ayın
=====Şın =======Kaf ِ عٍِ ِ ش ِ ق ![]() Be’nin anlamını güçlendiren nokta(yı)m ==Ayın ِ عٍِ ِ ش ِ ق
Ten mumu erisin
Abı hayat varlığının resmi Boz bulanık kekre suyu temizleyen ==Ayın
=====Şın =======Kaf… ِ عٍِ ِ ش ِ ق ِ عٍِ ِ ش ِ ق ِ عٍِ ِ ش ِ ق
![]() Â.Ş.K...
ِ عٍِ ِ ش ِ ق
![]() HATTAT SUSTU DİVİT KONUŞTU...!
![]() Kimliksiz…. EHAD…
![]() CANAN… Hattat sustu divit konuştu… Nun düştü gölgeye usulca… Nerden geldin? Nereye gidiyorsun? dedi Neden geldin kainata? Neden sevdin ki? ![]() … Ağla gözlerim şimdi… Nisyan bendendir… ![]() UYAN…
Bir mim yanaştı nun’a kendinden emin.. Ben kim’im? Dedi; Kimin gölgesiyim? Kim olmaya geldim? Ne oldum? Ayn cevap verdi: Sen aynasın… Sen güneşin aksi.. Be düştü kor olmuş yüreğine; Hep nefis çıktı karşına; Ben sevdası aldı İçindeki sen’i… ![]() … Kime ne dedin, Kime ne? Aşılmaz duvar bendedir… Kime ne? ![]() … Kaybetti kef’i… Hattat hülyalara daldı… Nun gölge… İnsan dedi… Nisyan… ![]() … Sonra sustu… Sadece sustu… ![]() VE...GÖKTEN BİR NUN DÜŞTÜ, İYİ Kİ DÜŞTÜ...!
" Leyla " diyen yüreğin " Mevla " demedikçe vuslata eremezsin...!!
![]() SÜKÛT, HAYAL, MUHABBET…!
![]()
Ben sükûta göçmüşüm, sükût benim oylağım.
Ben hayale göçmüşüm, Hayal- arzularımı hakikate götüren Elimdeki bayrağım. Hayal gökte kanadım. Yerde çapan Kırat’ım, Denizdeyse yelkenim. Sükût- mabedim benim! Bıkmışım bu dünyanın hayli küylü sesinden Sanırım kurtarmışım yerin cazibesinden. Yerde her şey ölçülür, her şeyin bir haddi var. Yerde deryaların da öz cezri var, meddi var. Yerin kanunlarına baş eğmeyen hayalim ![]() Benim sonsuz Âşkımı sonsuzluğa taşıyor.
![]() Sükûtumla kol kola orda rahat yaşıyor
Bu hayatın şartı yok. Varla yokun dünyada benim için farkı yok. Kavuştuğum sükûtu ama işitirim ben İşittiğim bu sükût daha güçlü seslenir Dünyanın ses küyünden. Belki benim içimde çarpışan fikirlerin Gür sesidir bu sükût. Arzumun karşıdaki engellere vurduğu Darbesidir bu sükût. Hayal, sükût, muhabbet- şeref yolum, şan yolum Allah’ın dergâhına beni götüren yolum. Sükûtu anlamayan ebedi gaflettedir. Bir çerçeve içinde hangiyse bir haddedir. Sükûtun feryadını işitenler, duyanlar Sonsuz ibadettedir. (Bahtiyar Vahapzade)
![]() ![]() AKIL BAŞKA YÜREK BAŞKA…! ![]() Birbirine benzese de (Bahtiyar Vahapzade)
![]() ![]() NEY İNİLTİSİ ![]() Dinle Çünkü ; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta görmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Dinle neyden duy neler söyler sana
Sızlanır hep ayrılıklardan yana Kestiler sazlık içinden der beni Dinler ağlar hem kadın hem er beni
DİNLE…!
Çünkü dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta görmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Beş duyun ile elde ettiğin bilgilerin hepsinin doğruluğundan emin olamazsın. Algıladıklarını bilgi düzeyine yükseltebilmen için ayrıca çaba harcamak zorundasın. Bu çabanın en azı ve en verimlisi dinleyerek algıladıkların için olacaktır. Göz’ün kapağı vardır, kapanabilir; görevini yapabilmek için ışığa muhtaçtır. Ayrıca hem yön’le hem de açıyla sınırlıdır. Gözün algılayabileceği varlıklar da sınırlıdır. Sadece somut varlıkları, o da gerekli şartlar mevcutsa görebilirsin. Işık yoksa karanlıktaysan göremezsin. Ama duyabileceklerinde böyle sınırlar yoktur. Somut varlıklardan soyut varlıklara, bu âlemden, ledûnne, ahirete, melekûta, ilhama, işraka, hisse ve akla dair her türlü hadisenin, vakıanın, mefhum ve mânâ’nın bilgisine, bütün bunların ve en önemlisi ‘kendi’nin gerçeğine ancak dinleyerek ulaşabilirsin. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri dinleyenleri muhatap almıştır. Vahye mazhar olanların hepsi “dinleme” hassasına sahip olanlardandır. Duymak, işitmek yetmez; dinle. Öyle dinle ki, ses ve söz önce bilgi’ye sonra hikmet’e dönüşsün. Koyun kaval dinler gibi değil, ağaç topraktan, yaprak yağmurdan suyu çeker gibi dinle. Kulağın kapağı yok, açman gerekmez; aklını aç, kalbini aç, insafını aç ki dinlemiş olasın.
![]() ![]() GÖZYAŞLARIMIZ AYNI GÜLMELER Mİ FARKLI?
|
|
Takvim sayfası 18 Temmuz akşamı gösterirken Akdeniz’in sahil kasabası Tömük’te yumuk ağlayan gözlerle siyah dünyaya merhaba dedim.2 yaş ve sonrası akılda kalan…Yaşama dair…Memur bir babanın bir düzinenin yarısı kardeşlerdik…Aslımız orta Asya buhara ya dayanmakta özgürlük sevdalısı göçerlerdi..
Babamın zorunlu şark hizmetinden dolayı doğunun tarihi şehri Mardin’e tayini çıkmıştı… İlköğretim hayatına 4,5 yaşında adım attım… İlkler zordur… Zorluk serüveni bu şekilde başladı… Zaza, Kürt, Arabî, Yezidisi, Süryanisi ebemkuşağı rengi kadar 7 millet vardı… Bu nedenle dil sorunumuz oldu... Çocuklar gibi şen şakrak oyunlar oynayamadık… Sıkıntılı geçen çocukluk evresi taki sevindirici bir haber babamın tayininin tekrar Akdeniz’in gariban doyuran vilayeti Adana’ya çıktığında hayat yeniden şekillenecekti... Gurbet elde yakının olmayışının zorluğu bir başka oluyordu…
Hani bir garibanı döverler ya ah arkam dermiş sormuşlar neden böyle dersin…
—Arkamda bir yakınım olsa beni kollardı belki yediğim dayağı yemezdim…
Bir kamyon sırtında uzun bir yolculuk sonrası çukurovaya geldik… Sanki burada güneş farklı doğuyordu. Göze aşiyan olan dağ yamacında doğup dağ sırtında batan güneş… Bulutların önünde doğup bulutların sırtında batmaktaydı… Gurbetin sıkıntısı bir nebze bitmiş ve yeni bir başlangıç ile okula burada devam edecektim… Konuşulanları anlayabilecek ve böylece dil sorunumda ortadan kalkmış olacaktı… Yeni arkadaşlıklar edinip yarım kalmış çocukluğumu yaşama fırsatım olacaktı… Olmadı…
Özürlü bir arkadaşla başladı ilk tanışmam birlikte işe bakacaktık… Erkek adam nasıl kazanırdı ekmeğini… Ayakkabı boyama işi ile başladı ilk zanaatımız… İşe birlikte çıkıyorduk fakat onun özürlü olması engel teşkil ettiği için ortaklığımız uzun sürmedi… Ve yalnız yola devam edecektim… Yeni birgün aylardan haziran, sabahı sırtımda boya sandığı adana otogarında işe başlangıç yapacaktım… Kalabalık bir mekân olduğu için burada işler iyi oluyordu… Her zamanki sabit ses tonum ile
-Boyalim abı
Nidası çınlatıyordu ortalığı… Bir kenarda gayri müstehcen konuşan bir adam
—Çocuk sen kime k…n
dedi ve ardı sıra suratımda patlayan tokat…
O gün ilk sınavımı veriyordum. Yüzüme inen tokat ile hayatın zorluğunu tatmış iş mesaisi başlamada bitmişti… Bir kenara sinip gözyaşlarını sebil ettim… Demek babam ekmek böyle zor kazanılıyor… Ve bu büyük bir hırs oldu… Ekmek sevdasına… Asla nankörlük etmiyecek ve düşküne kimsesize öksüze yetime yârdim edecek bir söz vermiştim. Bu söz ile erkek adamlığa adım attım…
Bir yandan okul hayatı bir yandan iş hayatı birliktelik içerisinde yürütüyordum… Ufak yaşta okula başlamanın ezikliği vardı… Hırpalanıyordum sevgi dedikleri duygu bazı vakit kaba bir şiddete dönüşüyor kırılıyordum… Zaman su gibi akıp gidiyordu ömür çarkında… Yeni bir gün yeni olaylar yeni öğrenmişliklerle karşımıza çıkıyordu… Dünümüz bugünümüze mukayese olmuyor her yeni bir günde bir şeyler öğreniyordum… Allahın lütfü sabır erdemini tattığıma binlerce şükür ediyordum…
İnsanoğlunun kaderi daha doğmadan yazılmış bir alın yazgısı idi… Günahlardan sevaplardan sorumlu idik... Yaradan bizlere sunduğu akıl sayesinde algılayabiliyor hissiyatla hayatı daha iyi görüp yaşadıklarımızı tadabiliyorduk… Bir isim konulmuştu ve onunda bir ağırlığı vardı… İsmin manasına uymalıydı yaşantım… Aşırı iyimserlik çoğu vakit sorun oldu… İyi niyetin bedeli şahsımda derin bir gedik açmıştı ve hala hayatımın hüznü diye tabir ettiğim gedik acı vermeye devam etmekte… Yinede sitem değil sadece şahsıma yaptığım bir ön eleştiri idi… Misli düşünüp bir konuşmak kendimi ve karşımdakini tartmak taktıkça ruhları daha iyi anlamaktı… Ruh tende bir emanet değil miydi? Sahibine emanete hıyanetlik etmeden en iyi şekilde iade etmekti…
Her uzattığım elden ziyade koldan oldum… İnsan gibi gözüken şeytani sıfatlar tanıma fırsatım oldu… Bukalemun gibi renk değiştiren suratlar kaçı kendini tartmıştır… İnsanoğlunun en büyük savaşı kendi nefsi değimliydi… Nefsine mağlup olan kişide maneviyat eksikliği olur o kişide hissiyat olmazdı… Yaradan inancı bütün kişilere eza cefa verir… Kulum bana asimi olacak mı? Diye… Bizki bu sıkıntılara sabır gösterip isyankâr olmadan mükâfatı alacaktık.
Çevre büyük bir faktör kişi hayatında… Çocukluk evresi kişinin hayatına yön vermesindeki en önemli öğeyi teşkil etmekte… Nasıl ki kaynaştığın kişi ile paylaştığın arkadaşlık ortamı nasıl ise kişi kişinin aynası ortamda aynaların yansıması… Üzüm üzüme baka, baka kararır güzel bir atasözü… Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim… Arkadaşın var mı? Diye sorduklarında arkadaşlık olmaz derdim… Arkadaşlık fani dünya gibi gelip geçici bir hevesti… Mum oldum içim, içim eridim… Can eridi ten eridi eridikçe eridi düşlerim… Dost buldum yaşanmışlıklarında bir pay düştü… Ya nasip dedik sebeplendik… Kötü günde bir olduk mutluluklarında ırak oldum… Katığımızı pay ettik… Baki dostluklara böylelikle temel attık…
Hayatta hoşnut kalmadığım konu yalan ve iftira idi… Kaç ocak söndürmüş kaç can yakmıştı… Laf kalabalığı konuşurlar… Sözlerin nereye varacağını bilmeden yapmadan yaptı derler… Sineği fil ederler… İki kişinin bildiği sır değildir… Oysaki sırdır… Bir başkasına SIR ifşa edilirse önce dilden dile yayılır yankısı kulağına geldiğinde anlarsın sır mahiyetinin dışına çıktığını… Ne insanlar gördüm üstünde elbisesi yok… Ne elbiseler gördüm içinde insanı yok… Manidar bir söz… Rabbim gıybet ve iftiradan bizleri korusun…
Mutluluk sevinç ne tasvir eder dediler… Şahsım adına düşeni hep yaşlı gözler gördüm… Acılarına ortak oldum dertlerine yaren oldum karınca kararınca faydam olmuş ise o vakit mutlu oldum… Derdi bize veren bizi yoktan var eden değimliydi… Asi olmak isyankâr ruha sahip olmak neyi değiştirecekti… Rızaya icap edip derman dileyecektik…
Sevgide özgürlük saygıda mecburiyet vardı… Kimi gülü sever kimi dikeni kimisi ise kır çiçeklerini… Yâr yârene sevdalı yârende yâre sevdalı… Aşk ulaşılmayana idi… Bendeki aşk lale idi… Ulaşılmayana ulaşmak isteğim lal olduğunda dilim varlığımı var oluşumu hatırlatana aşkım (ALLAH aşkı)beyaz idi… Siyahî dünya gibi sevdada geçici bir heves. Sevda yanan bir kor ateş iki tenin tene teması sıcak nefeslerin içe çekildiği… Aklın uçtuğu pembe düşlerin kurulduğu boş bakışlarla kaçamak maceraların yapıldığı... Flört aşkları… Şuur kaybı ile gerçek varlık tendeki canın bile hiç sayıldığı bir rüya idi… Ve uyandıklarında anlıyorlar boş bir heves olduğunu… Rabbim kadını ersiz erkeği eşsiz bırakmadı… Yalnızlık yaratana mahsus… Her canlının bir eşi vardı pay etsinler paylaşsınlar… Şu alamette az da olsa haz alsınlar Sınavın bir parçası afili düşler değildi gerçek paydalar… Sevgi muhabbet paylaşımlar özde olmalıydı… En güzel sevdalar uzun ömürlü böyle kalabilirdi… Günümüz koşullarında hepsi sözde yalan olmuş maddiyat ön plana çıkınca inandıkları aşk meşk hikâyeye dönüşür… Sevda türküleri yakarlar… Uğruna çıktıkları feza adını kazıdıkları sema bir anda talan olur… Son nokta… Hazin son adliye koridorları, kara toprak veya mahpus damları… Kaç gül geçti hayatımdan kokmaya soldurmaya kıyamadığım… Hepsi bir çiçekti kendi baharlarında açacak… Tatlı bir dildi onları uzaklara itişim… O elkızı ben ise eloğluydum… Fani gibi karanlık bir gelecek veremedikten sonra işlenmiş günahlar birde onun günahlarını eklemek etik düşmeyecekti… Velhasıl hakta hayırlısı dedim sevda kapısına kilit vurdum…
Kalabalık bir caddede şahsıma çarpan insana hitaben
–Pardon
Karşısında aldığım yanıt
–Pardonlar dağa çıktı
Bir kusur sonrası
–Özür dilerim
Yanıt
–Tükür yala
Özür dilerim kelimesini lügatten çıkardım…
—Efendim
Saygı babında
—Ben sahibin miyim de efendim dersin
Yanıtını aldım… Ben diyemedim bencilik ederim diye ne dediysem insanları hoşnut edemedim…
İnsan buhrana düşmeye görsün… O vakit şeytanın kölesidir… Nefse mağlup olur… Bir akıl hocası çıkar… İyisi ise al başına taç yap kötüsü ise vay haline… Esrarı hapı içkiyi gördüm… Gecenin bir yarısı ıssız sokaklar zaptiye, çöp karıştıran kedi, köpek birde ayyaş takımı… Birde nara atarlar mı faninin tek hâkimi onlarmış gibi… Sorsan derler ki;
—Sorunun var ondan içtim…
—Sorunun var ise içeceksin kafayı güzelleştireceksin kuş gibi uçar sorunlardan eser kalmaz…
Kocaman bir YALAN… Akşamında uyuşuk bir şuur, sabahında şiddetli bir baş ağrısı sorunlar olduğu gibi yerli yerinde eklenen baş ağrısından kurtulma derdi doğar… İnancı bütün kişi bu gibi boş şeylere karnı tok olmalı… Derdi veren derdi alanda yaradan ona bağlanıp ondan af dilemeli sorunun özüne inerek olduğu yerde bitirmelidir… Sorunlardan kaçış kişinin kendini aldatmacasıdır…
Bir dost derki 1996 senesinde bilim adamları insanın hayatına değer biçmiş… Tamı tamına 175.-milyar imiş inandınız mı? İnsana değer biçmek o kadar kolay mı? Altına sarraf değer biçer insanoğlunun değerini de onu varlığını veren yoktan var eden biçebilirdi… Şahsi fikrime göre insanın değeri paha biçilemezdi…
Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete… Dünya fani bir handı bizler ise yolcu… Muhakkak ki yollar engebeli taşlı dikenli olacaktı… Düşe kalka bir yanımız kanayacaktı… Kan ılık, ılık aktıkça hayat bir daha anlam kazanacaktı… Aldığımız nefesin değerini daha iyi anlayacaktık…
Para dil belletir asfalt yol belletir… Yürüdükçe yeni yolar çıkacaktı… Para ise sağlık sıhhat olduktan sonra kolay bulunandı… Evliya bir zat ne güzel demiş… Evlatlarım para gerek kasamıza kesemize kalbimize sokmayalım… Kalpten uzak tutalım… Yeniçağda tam tersi madde bağımlısı yüzler olmazsa olmazları olmuş para… Bir tavuk 21 günde bir delikanlı 21 senede yetişir… Sırf para için 21 sene bir anda linç edilir… Akıl ayrı dil ayrı yürek ayrı telden çalar olmuş… Bize düşen rabbim ıslah etsin…
Üç unsur şahsımı mutlu etti… Bebekler doğa ve hayvanlar… Üç unsurdan zarar görmedim… Onlarla iç içe olduğumda huzur mutluluk sevinç ayrı bir haz aldım tarifi güç… Ne vakit hüzünlü oldum… Mavi dalgaların esen rüzgârına attım… Güneşin yakamozu ile başlayan gün esen rüzgârın tene değişi, martı çığlıkları, balıkların dansı akşamın ayın şavkını düşüşü ile suya son buluyordu…
Hayatın anlamı lügatte telaffuzu kolay bir kelime oysaki hayat yükü omuzlara düşünce anlıyorsun telaffuzu kolay kelimenin zorluğunu… Hayatı anlatmak bir kelime ile veya bir sayfa karalamakla bitse… Her türlü olumsuzluğa rağmen sabır ederek üstesinden gelinecek… Seveceğiz sevdireceğiz mutluluğu tadacağız ve tattıracağız… Hayatın anlamını idrak ederek yaşantımızı idame ettireceğiz… Dünü yaşadık bugünü yaşıyoruz… Yaşanılanlardan pay çıkarıp yarılara yön vereceğiz… Hayata dair ne varsa tüm güzellikleriyle sizin olsun dost olun, baki dostluklarla kalın…
|
HENGÂME

Sabırdı en büyük erdemim
Gök kuşağının yedi rengi siyah benim
Vuslata ermedikçe titrer tenim
Semada çığlık atar yarasalar
Katran karası gecede ıslık çalar baykuşlar
Baki sonsuzluğu somuruyor gayri nefesim
Dar kafesinde sükûta ayak uydurur sinem
Aynalarda gülüşen kirli yüzler
Âşk şarabı tebessümümü süsler
İniş çıkışlı bir hengâme
Dermanı yoksa derde ne çare
Nihayetinde tren kalkar, varacağı yer son durak
Emanetin sahibi Hak, ineceğin yer kara toprak…
Ahmet F. GÜVENÇ
-Orijinal Afg-

ÂŞK'A DAİR...!

Âşka susayan gonca gül
Feryadımda âşka dair indirdiğim nağmeler
Halime güldü geceye yansıyan gölgeler
Hayalini konuştuğum suskun duvar
Ney iniltisinde âşk şarabı sunar
Rüzgârın sırtında taşıdığım umut
Ayın şavkı düştüğünde kalan sükût
Sevdaya dair kapandı mabedim
Tek hece kaldı dilimde benim
Hali şikâyet eden bedbaht şair
Ahmet F. GÜVENÇ
-Orijinal Afg-

VURGUN...!

Katran karası gecede kan kusturursun
Ruhumu dinlendirdiğim derya
Sükûtumda dalgalarınla sineme vurursun."
Ahmet F. GÜVENÇ
-Orijinal Afg-
-Orijinal Afg-
''Dilimde sitem değil yaşanmışlıkların izleri
Kirli sakal sahte tebessüm ile gözler donuk
Asi gururun çirkin yüzüyüm
Bırak kendi haline dönsün dünya
Elemlerim suskunluğun zikrinde
Taş başlı toprak döşeğim
Kırkayaklar çıyanlar yoldaşım
Aldığım her nefes haram olmuş
Hakkını veremediğim emaneten ötürü…!''

''Çöl iklimi gecenin sabahında
Kavruk toprağın bağrında
Gül goncası suya hasret
Rahmetin nur damlasını
Nefes, nefes çekse içine
Gül cemresi yangınları
Ab-ı hayat katreleriyle
Nihayete erer mi?
Ahuzarı ile âlem titrer
Rüzgârın her dokunuşu ile
Çözülür düşleri
Tebessüm düşer gül yanağa
Solgun can renk bulur
Vuslat ateşi
Deryayı Rahmette son bulur…!''
''Bir yanımda düşük baş
Sineme bastığım taş
Terazide kefe, sefil dil sitemde
Söyler misin denge nerede…!''
Ahmet F. GÜVENÇ
-Orijinal Afg-


Uçurum kenarında duran gölgem
Para deyip taptıklarınadır öfkem
Şöhret dediler, dilimde sitem
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Siluetim mahcup suya düşer
Çakar gözümde kızıl şimşekler
Yadigâr kalır tenime oyma döşekler
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Hayalet gibidir titreyen ceset
Nefsim, önümde yedibaşlı set
Ruhumu istilaya uğratan nefret
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Mavi denizim gök karanlık
Doğar mı yeni günüm aydınlık
Kirli uykularımın rüyasında çığlık
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Ela gözlerimi bürüyen kan
Vuslat muştusuna hasret can
Her dem Aşk ile haline yan
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Pencerem kapalı camın kırık
Ruhumu ıstıraba uğratan çıkrık
Ömrüm Azrail pençesinde yıkık
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Ölümle doğdum ölümle düştüm
Aynalara baktım halime güldüm
Güldüm gül dibinde öldüm
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Ahmet F. GÜVENÇ
( orjl )
27.09.09_00:47

MAZİYE TÜTEN BACA MİSALİ
Gam yeşertir durgun akan sular
Boynumda takılı nefs dizgini yular
Erguvan açan düştür hatıralar
Maziye tüten baca misali
Çöl ikliminde yolcuyum kavrulur dururum
Asi rüzgâr önünde savrulur dururum
Pervazsız pencerede avunur dururum
Maziye tüten baca misali
Heybem delik düşer hatıralar
Hayalimi yansıtan sırlı aynalar
Ölü suskunluğuma kanat çırpar
Maziye tüten baca misali
Deryaya daldım sular soğuk
Istırap süslü benliğim boğuk
Karamsar duygulu gözler donuk
Maziye tüten baca misali
Göğsümde çıkacak son nefes
Kalmadı gönlümde yaşam için heves
Azrail kınından çıkan ses
Maziye tüten baca misali
Ahmet F. GÜVENÇ
( orjl )
28.08.09_00:48

![]()
Gaflet devam etmektedir. Zehirli bal kaşıkla değil, petek petek yenir.
Gaflet içinde gaflet;
“Gel ey Leyla, gel ey candan yakın canan uzaklaşma, Senin derdinle canlardan geçen Mecnun’la uğraşma”
yazdırmıştır defterin sırlı bir yerine. Yalnız deftere değil,
“Kalmasın bir nokta-i muzlim bu sevda yolunda” dercesine, halka arz edilen paçavralara da…
Çile mevsimidir lâleler için…
Soğuk, lâlenin kalbini yakmalı ki, içinde gizlenen esmâ aşkını nazarlara döksün…
Çilesiz ruhlar ham yapılıdır, gelene sevinmez, gidene de üzülmez. Lâle kırağı görmeli ki, açsın. “Lâlenin çilesi de yalnızlıktır toprak altında.” diyerek,
bir yandan karı, diğer yandan donmuş toprağı eşeleyip içine tohum yerleştirenler, gözyaşı dökerken bunu mırıldanırlar. Ama anlaşılmaz bir dua daha vardır oracıkta dillenen; ancak bu ne duyulur, ne de hissedilir. Eller açılıp, nefse tatlı gelenlerin terkedilme zamanı gelmiştir.
Toprağın altındaki lâleler, üstündekilerin açılmasını beklerken bilinmez bir hisle kavrulmaktadır. “Müneccimle muvakkît ne bilir, Dertlilere sor geceler kaç saat?” terennümü başlamıştır.
“Bir yâr olsun, bize Mevla’nın yolunu göstersin, ‘çile ile gel’ değeri bilinsin.” Bahar günleri yaşanırken acı bir rüzgâr eser. Açılan çiçekleri yakar, kavurur.
Cemre beklenirken kırağı düşmüştür lâlelere.
Demek ki; çile noksan kaldı, bize düşen gayrı sabırdır, sonu şeker şerbet olan, ama kendisi zehir olan sabır…
bazen bahar bazen kıştır yaşanan; ama görülen duyulan hep aynı şeydir. Başka yananlar da vardır. İyiyi kötüden ayıran sırrı söyleyenler gayret ederler; art arda gelen harfler kelime olup, okunsun diye uğraşırlar. Ve tevfik Mevlâ’dandır.
Beyaz lâle, ortada sarı ve kırmızı gül tomurcukları, çiğdemler, mor menekşeler en sonunda Leyla’ya ulaştırılır.
Zaman başkalaşır, mevsim değişir, çile dolmaya doğru gider. İlâç, ecza mesabesindedir ama, yine de şifa bir türlü gelmez:
“Derman arardım derdime / Derdim bana derman imiş.”
Gönül yangını silip atmıştır nahoş şeyleri. Dikenler gitmiş; gül kokusuyla, rengiyle ortada kalmış; ateş, günah yollarını tıkamıştır.
Evvelden hissedilemeyenler yaşanmaya başlanmışır:
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!” hali tercüme eden tefsir gibidir.
Güneşin lâleleri bitirdiği mevsim gelir. Ümit ferleri tükenmeye yüz tutar. Derken eski defterin kapalı sayfaları açılır.
Milimetrik oturan bir zaman tevafuku beyinleri zorlar, ye’sin yerleşeceği yerde; “Vazgeçmiş olaydı aramaktan ne bulurdu?
Elbet biri candan, biri canandan olurdu.” mısraları, mevsimin geçmediğini bağırmaktadır sanki. Güz tekrar bahara döner, hayalin bahçeleri yeniden açmaya başlar…
Ateşe su Leyla…
Filiz GÜL


Teşekkürler yaren su
AKDENİZ RÜZGÂRINI
DİNLİYORUM…!
Elimde bir fincan çay
Sahilde oturmuş
Akdeniz Rüzgârını dinliyorum
Ve
Ağlarda
Çırpınan balıkları
İzliyorum
Bir yaprak düştü
Yere
Rüzgâr kulağıma fısıldıyor
“Ağlıyor dinle
Ayrılık acısı çekiyor
Yaşam bu işte
Bir var bir yok oyunu”

Bende
Kitaplarca
Yıllarımı serdim önüme
Acısıyla
Tatlısıyla
Ve
Sevinciyle
Of be çılgın Akdeniz Rüzgârı
Dalgaları getirme üstüme
Anladık işte
Sonbahar
Sonbahar
Vakit tamam deyip duruyorsun
![]() |
Ama Hoşçakal...
Ben
Güneşi batırmadan denize
Bir çay daha içmek istiyorum
Beni rahat bırak


Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™

Bana aşkı anlatma, Lâlelidir benim aşkım…
Bana sevdadan bahset…
Gönümde oluşan yarayı sor…
Sevdamda yâren var… Yârende yâr…
Bakışlarıdır yakar…
Us eder gönül sevdaya esir…
Allah aşkıdır...
Ruhu yakar...
Cesedin sevdası Leyla’ya yanar... Kaç gönül vardır sevdaya esir…
Fani hayatta dair bir muhabbet aşkım derler peşinde koşarlar…
Adına şiirler yazarlar…
Yârin adı yârenin adı geçer...
Kelimelerden bir demet kır çiçeği fezaya dahi çıkarlar…
Uçuk bir hayal âlemine yaşarlar…
Uğruna baş koyarlar candan dahi vazgeçerler…
Aşk ulaşılmayanadır…
Kardelen Hercai aşkı yoruma açık…
Aşk derlerse adına…
Bir yuva kurarlar aile saadeti…
Yoksun ise sevgi muhabbet sonu adliye koridoru…
Evliliğin artısı eksisi bir taraf hep alttan alır dengeyi sağlar…
Fikri uyuşmazlık var oluşu hır gürlü bir muhabbet…
Hep göz dışarıda bir noksanlığı tamamlamak için bir şeyler arar
oysaki dengeler tam kontrollü olsa ne hır gür nede göz dışarıda olur
Sevgi muhabbet özünde kıskandıracak bir aile saadeti devam eder
Aşk derler gözde sürme sözde yalan...
Allah aşkıdır özde olan...
Sevdadır bülbülün, gülüne şakıması...
Gülde sevginin yansıması...

Kadın_Toprak Çocuk _Tohum Sevgi_Su Erkek _Güneş Lâle âşkı dilime düştü lâl oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…
Nazenin tene bakışımdır Leyla
Ruhum Lâle der cesedim sevda
Sevgi sıcak bir zehir içime akarda yakar
Mecnunum ahım’dır gönle us eder…
(orjinaj)
a.f.g.
KÜLTİRLİ AŞK YAŞİYAH
Bişeyler Öğrenmişem.Gel Değişik Sevah.
Sen Beni Sev ,Ben Seni... Sevdayi Yaşiyah.
Sen Bene Sevdalan Yan,Ben De Sene,
Klasik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Ya Da Senin Haberin Olmasın,
Ben Seni Arhadan Arhaya Sevim.
Platonik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Sevdadan Oturah Yiyah,İçah.
İkimizde Tombul Olah.
Tombulik Aşk Olursa Oni Da Yaşiyah.
İsdirsen Sevdandan Kendimi Kesim.
Müzikler Dinliyim Doğriyim,Biçim.
Psikopatik Aşk Varsa Oni Yaşiyah.
Hele Bah.Ben Kerem Olim Sen Asli.
Sonumuz Onlar Gibi Bitsin Yasli.
Nostaljik Aşk Neyise Oni Yaşiyah.
Kibarlaşah.Tankolar Gibi Sevah.
Çoh İnce Olah.Ele Dolanah.
Tankoli Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Yalani Bırahah Hep Doğri Diyah.
Berabar Oturah,Berabar Gahah.
Elele Dizdiz,Gözgöze Bulunah.
Realist Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Tarlalara Bahcalara Düşah,
Elele Dutuşip Türki Söyliyah.
Romantik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Pisigi,Gudigi Sen Diye Sevim,
Sen De Horozi Culuği Ben Diye Sev.
Sembolik Aşk Da Varsa Onida Yaşiyah.
Gel Elele Verah.Gendimizi Elektirige Gapdırah.
Zangır Zıngır Titriyah.Ama Ölmiyah.
Elektronik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Ahorlarda Merek Ve Komlarda Buluşah.
Tezek Galahlarının Altında Sinah.
Otantik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Aman... Bırah Onlari.Beni Sevirmisen?
Ben Seni Hegget Sevirem.Ele Şeylari Bırahah.
Adam Gibi Sevah,Adam Gibi Yaşiyah
Zinnur Tiryaki
(alıntı)

Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™
a.f.g.
Aynalar, bakmayın yüzüme dik, dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur, mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Necip Fazıl Kısakürek
(alıntı)
a.f.g.
Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,
Hüseyin Nihal ATSIZ
(alıntı)
a.f.g.
Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™
a.f.g. 
SEVGİ AĞACI![]()
Bir zamanlar, uçsuz bucaksız bir kum çölünün ortasında, yemyeşil yapraklarıyla dibine gölge ve serinlik veren bir ağaç varmış. Çölün kavurucu ve acımasız sıcağı, kumları kızdırır ama bu ağacın yeşil yapraklarını kurutamazmış. Kızgın güneş ne yaparsa yapsın, yapraklar hep yeşil ve parlak olurmuş. Güneşin sıcağından bunalıp kaçan tüm hayvanlar, bu ağacın gölgesinde dinlenir, esen rüzgârın tüylerini okşayışına kendilerini kaptırıp, uyuklarmışlar kaygısızca. Ağacın dalları arasına yuva yapmış olan kuşlar, yaprakların gölgesinde güneşten korunup, kanat çırparak daldan dala uçuşur, şarkılar söylermişler mutluluk içinde.
Çölün ortasında, kızgın kumlarla çevrili bu ağacın nasıl beslendiğini mi merak ediyorsunuz? Söyleyeyim: Sevgi ve mutlulukla beslenirmiş bu ağaç. Diğer ağaçlar gibi topraktaki suyu ve besinleri çölde bulamadığı için, sevgi ve mutluluktan sağlarmış gereksinimini. Bu ağacın sevgiden oluşan besini, diğer tüm ağaçlardan ayrı bir özellik katarmış ona. Yaprakları daha canlı, gölgesi daha serin, gövdesi daha güçlüymüş. Ona "Sevgi Ağacı" derlermiş.
Gölgesinde barınan hayvanların sevgisi, dallarında ötüşen kuşların neşesi, ağacı sevindirirmiş. Bu uçsuz bucaksız çölde işe yaradığını anlayıp, daha çok sevgi ve mutluluk yaymak için yaşarmış. Güneş bile, o kavurucu sıcağını tüm çöle yayan, suyu buharlaştıran, toprağı kurutan acımasız güneş bile, ona sevgiyle eğilir, ışınlarını ağacın üstüne yansıtmamaya çalışırmış. Ağaç, dibindeki hayvanların sevgisi çoğaldıkça büyür, büyüdükçe dallarını açar, yapraklarını kabartır, daha çok gölge yapmaya çalışırmış. Rüzgâr da onu pek severmiş. Çölde köşe bucak dolaşıp, kumları öfkeyle bir yerden ötekine savurup duran rüzgâr bile, ağacın çevresine gelince yumuşar, gölgesinde uyuklayan hayvanları serinletmeye çalışırmış. Hafif, hafif estikçe, ağaç da yapraklarını sallar, çöl sıcağını uzaklaştırırlarmış el birliğiyle.
Çöl ortasındaki Sevgi Ağacı, gölgesinde yaşayan hayvanların sevgi ve mutluluğuyla beslenip büyürken, gölgesindeki hayvanları da mutlulukla doyururmuş. Ağacın gölgesinde kediyle fare kucak kucağa uyurken, köpekler kedilerin tüylerini yalarmış. Ağacın gölgesi büyüdükçe, altında daha çok hayvan barınır olmuş. Ağacın yaprakları büyüdükçe kalp biçimini alıyor, sevgiyle çarpıyormuş "pıt, pıt" diye.
Bir gün, tüm havyanlar Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluk içinde yaşayıp giderken, uzaktan bir tilkinin kumlar üzerinde sürünerek ağaca doğru geldiğini görmüşler. Hepsi birden el etmişler tilkiye, "Çabuk yürüsün, ağacın gölgesine sığınsın" diye. Tilki tam ağaca yaklaşacağı sırada, sıcak çöl güneşi onun tüm gücünü emivermiş. Zavallı tilki, bitkin bir durumda kumlar üzerinde serilip kalmış boylu boyunca. Hemen üç küçük çöl faresi, kumların arasında yuvarlana, yuvarlana, ölmek üzere olan tilkiye koşmuşlar. Kuyruğundan ve ayaklarından çekiştire, çekiştire, ağacın gölgesine taşımışlar onu bin bir güçlükle.
Tilki kendinden geçmiş bir durumda, ağacın gölgesinde hareketsiz yatarken, tüm hayvanlar sevinç çığlıkları atmışlar: "Yaşasın tilkicik kurtuldu" diye. Hepsi de Sevgi Ağacı'nın gölgesinin tilkiyi iyi edeceğini, bitkin ve baygın yatan tilkinin bir süre sonra kendine geleceğini biliyorlarmış. Sevgi Ağacı, çevresindeki hayvanların düşündüklerini doğrularcasına, kalp biçimindeki yapraklarını eğmiş tilkinin üzerine. Dallarını ve yapraklarını sallamış, serinletmiş sıcaktan bitkin düşen tilkiyi. Sonra rüzgâr yardıma gelmiş. En yumuşak okşayışıyla serin, serin üflemiş tüylerini. Diğer hayvanlar sevinç gösterisini sürdürmüşler, "Ağaç daha çok beslensin, tilkiyi kurtarsın" diye. Kuşlar cıvıl, cıvıl ötüşmüşler, "Yapraklara renk gelsin, pıt, pıt kalp gibi çarpsın" diye.
Sevgi ve mutluluk ilacını alan tilki, yavaş, yavaş kendine gelmeye başlamış. Önce soluk almış derinden. Ciğerlerine sevgi ve mutluluğu çekmiş bir nefeste. Kanı ısınmış. Kuyruğunu sallamış mutlulukla. Ayaklarını oynatmış yavaşça. Kendine gelip gözlerini açınca, çevresinde oynaşan, mutluluk çığlıkları atan havanlara bakmış gülümseyerek. Sevgi Ağacı onu iyileştirip, eski gücüne yeniden kavuşunca, kendine gelmiş ve birden ayağa kalkmış. Şöyle bir gerindikten sonra silkinmiş. Tüylerine yapışmış çöl kumlarını temizlemiş daha güzel görünmek ve rahatlamak için. Kumlardan arındıktan, Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluğu kana, kana içip, kendine geldikten sonra, tüm hayvanlara teşekkür etmiş, yardımlarını esirgemeyip, kendisini hayata döndürdükleri için.
Ama tilki bu rahat durur mu? Hayvanların arasında dolaştıkça sinsi, sinsi, birinden aldığını diğerine, bire bin yalan katıp, aktarmaya başlamış. Hayvancıklar eskisi gibi birbirlerini sevgiyle okşayacaklarına, birbirlerine hırlamaya başlamışlar. Dişlerini gösterip, bir diğerini kovalamışlar düşmanca. Onların birbirlerine kızıp hırlamaları tilkiyi pek sevindirmiş. Sinsice gülmüş: "Yaşasın, aralarındaki dostluğu yıktım" diye. Dostluk ve sevgi yıkılıp, hayvanlar birbirlerine düşünce, birlikteliklerinden doğan güçleri kalmayacak, tilki de bir yolunu bulup, tek, tek tuzağa düşürüp yiyecekmiş hayvanları. Kurgusunu sinsice uygularken düşünememiş Sevgi Ağacı'na zarar verdiğini. Hayvanların birbirlerine olan sevgisi ve güveni azalınca, ağaç beslenemez olmuş. Önce yaprakları küçülmüş, mutluluk suyunu içemediği için. Sonra güneşin yakıcı ışınlarına engel olamamış. Küçülen yaprakların arasından sızan ışınlar, gölgesini azaltmış. Barış yok olmuş. Barışın yerini korku ve kuşku almış. Kuşlar dallar arasında kaçışıp durmuşlar, tilkinin tuzağından kurtulmak için. İçlerine bir korkudur girmiş. Korkan kuş ötebilir mi? Susmuşlar hepsi de. Sevgi olmayınca güçsüz kalan ağacın dalları zayıflamış, yaprakları dökülmüş süzülerek. Rüzgâr da yardım edemez olmuş ağaca. Sıcak kumlar üflemiş gölgesine. Tüm hayvanlar, kum fırtınalarından korunmak için kovuklara sinmişler, birbirlerinden uzak. Kaçışan, kovalanan hayvanlar varmış ağacın tükenmek üzere olan gölgesinde...
Bu duygusal yıkımı gören üç küçük fare bir kenara çekilip, aralarında bir plan yapmışlar; Diğer hayvanlar görmeden, kimse ne yapmak istediklerini bilmeden, tilki duymadan. Bir gün tilki sıcakta uyuklarken miskin, miskin, yanına yaklaşmışlar sessizce. Zayıflamış gölgeden sürükleyerek, kızgın çöl kumunun üzerine taşımışlar tilkiyi uyandırmadan. Sıcak çöl güneşi durur mu? Hemen atılmış tilkinin üzerine. Daha önce yarım kalan işini bitirmiş. Almış tilkinin tüm gücünü. Sıcak çöl güneşi tilkinin gücüyle doyarken, üç küçük fare, zayıflamış gölgenin altında duran diğer hayvanlara seslenmişler. Aralarındaki kavgaya son vermelerini, yoksa sevgi ağacının tümüyle güçsüz kalacağını, kendi sonlarının da tilkininkinden pek farklı olmayacağını anlatmışlar dilleri döndüğünce. Önce hayvanlar homurdanmış ve farelerin sözlerine kulak asmak istememişler, ama her an gücü tükenen Sevgi Ağacı'nın acı dolu yakarışları ve ağlayarak dökülen yapraklarını görünce çaresiz boyun eğmişler söylenenlere. Birbirlerine sarılıp özür dilemişler. Eskisi gibi barış, sevgi ve mutluluk içinde yaşamak istediklerini dile getirmişler ağlayarak. Utanç gözyaşları oluk, oluk aktıkça, birbirlerine duydukları kini temizlemiş kalplerinden. Sonra, kıpır, kıpır çarpıntılarla sevgi yeniden filizlenmiş. Çiçekler açmaya başlamış kalplerde. Gülmüşler olanlara, kurnaz tilkinin yaptıklarını düşünüp. Kuşlar da ötmeye başlamışlar mutluluğu müjdeleyerek. Aralarındaki sevgi yeniden yeşerince, Sevgi Ağacı da susadığı mutluluktan içmiş kana, kana. Böylece Sevgi Ağacı yeniden canlanıp büyümeye başlamış. Hem de eskisinden daha güçlü ve daha görkemli olmuş...
—Yaşamları eski günleri aratmayıp daha da iyi olunca, tüm hayvanlar bir araya gelmişler. Bir tanecik Sevgi Ağacı'nı korumak istemişler. Onu her yere yaymak için kuşlar görevlendirilmiş. Kuşlar sevgi ağacının tohumlarını uçurup, her gittikleri yere dikeceklermiş. Böylece, Sevgi Ağacı bir yerde solup, yok olmaya yüz tutsa da, bir başka yerde büyümeye devam edebilecekmiş. Sevgi Ağacı'nı olası tehlikelerden uzak tutmak ve onu daha güvenle büyütmek için, görünmez yapmaya karar vermişler. Kuşlar, görünmeyen Sevgi Ağacı tohumlarını, dünyanın her yerine yaymışlar.
Zamanla her yerde Sevgi Ağaç'ları büyümüş, kocaman yaprakları, upuzun dallarıyla birbirlerini kucaklamışlar, "Tüm sevgiler ve mutluluklar birleşsin, birbirlerinin gücüne güç katsın" diye.
|
Bundan çok uzun yıllar önce dünyada yaratılmadan , insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez halde dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın bir şekilde otururlarken, ''SAFLIK'' ortaya bir fikir atmış NEDEN SAKLAMBAÇ OYNAMIYORUZ? orda bulunan herkeste bu fikre sıcak bakmış ÇILGINLIK çılgın olduğun için bağırarak ortaya atılmış - Ben ebe olmak ÇILGINLIK bir ağaca yaslanmış ve başlamış saymaya - bir iki üç... ÇILGINLIK saymaya başladıktan sonra iyi huylar ve kötü huylar saklanacak yerler aramaya başlamışlar. ŞEFKAT ayın boynuzunu asılmış. İHANET çöp yığınlarının içine girmiş SEVGİ bulutların arasına kıvrılmış YALAN bir taşın altına saklanacağını söylemiş ancak yine herkesi kandırıp gölün dibine saklanmış. TUTKU dünyanın merkezine girmiş PARA HIRSI bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış ve ÇILGINLIK sayamaya devam etmiş -yetmiş dokuz seksen seksenbir... AŞK ın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar saklanmışlar AŞK kararsız olduğun için bir türlü saklanacağını bilemiyormuş ÇILGINLIK doksan yediye gelmiş -doksan sekiz doksan dokuz ve yüz' e vardığında aşk sıçrayıp etraftaki güllerin arasına girmiş ve oraya saklanmış ÇILGINLIK bağırmış sağım solum sobe saklanmayan ebe demiş... arkasına döndüğünde ilk önce TEMBELİĞİ görmüş. TEMBELİK ayaktaymıs çünkü saklanacak enerjisi yokmuş ÇILGINLIK sonra ŞEFKATİ ayın boynuzunda görmüş ve İHANETİ çöplerin arasında,SEVGİYİ bulutların arasında, YALANI gölün dibinde ve TUTKUYU dünyanın merkezinde bulmuş sadece biri hariç herkes yavaş yavaş geriye dönmeye başlamış. ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış HASET son saklanan bulunamadığı için haset duyarak, ÇILGINLIĞIN kulağına fısıldamış. -AŞK ı bulamıyorsun ama o güllerin arasında saklanıyor.... ÇILGINLIK çatal şeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına sopayı çılgınca saplamış, saplamış,saplamış... ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar... haykırıştan sonra AŞK elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş ÇILGINLIK , AŞKI bulmak için heyecandan aşkın gözlerini kör etmiş. -ne yaptım ben seni kör ettim. Ne yapa bilirim... AŞK cevap vermiş -gözlerimi geri veremezsin ama istersen bana kılavuzluk yapabilirsin... Ve o günden beri |
![]()
AŞKIM YADİGAR KALACAK SANA
Yüreğim ne dediyse onu dinledim ben. Kimi işaret ettiyse ona yöneldim. Şimdi sen diyor da başka bir şey demiyor. Ansızın bastıran bir yağmura hazırlıksız yakalanır ya insan, işte öyle ıslattı beni aşkın. Seni bekledim ben. Yüreğimdeki heyecanı, gözlerimdeki yeşili, dudaklarımdaki ateşi, ellerimdeki titremeyi, küçük dokunuşları sana sakladım.
Ne sen beni bilirdin ne ben seni ama, bir yerlerdeydin ve mutlaka gelecektin. Ve bir gün çıktın karşıma. İşte o gün sevdaya dair nekadar tortu varsa içimde eridi gitti. Çocuk oldum yeniden. Hani bıraksan yemyeşil bir kırda bağıra çağıra şarkı söyleyip koşarım. Seni bulmanın coskusunu hiç bitmeyecek bir enerjiyle yaşarım. Seninle yep yeni bir hayatın başladığını biliyorum. O hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şey sensin. Bilirim, bu şarkı korkutur bazen insanı. Neler oluyor diye sormadan bir duygu selinin içinde bulursun kendini. Ama zaten aşk öyle bir şey değilmidir? Sorarsan planlarsan onun adına aşk denir mi? Gidersen... Gözümdeki son parıltıyı da alır götürürsün. Bir zemherenin ortasında titrerken bırakırsın beni. Ama merak etme ayakta kalırım ben. Tıpkı fırtınaların boynunu eğip yıkamadığı kavak ağacları gibi. Senden bana yadigar kalan her anıyı bir kez daha bir kez daha yaşarım. Aşkım da benden yadigar kalır sana.. |
|
Gidiyor musun diye sorma bana. Gönderen sensin. Ne terk etmeyi istedim seni, ne de daha yaşamadığımız bu aşkın toprağa gömmeyi. Senin kadar öfkeliyim bende senin kadar endişeli... Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana, ama inandıramadım seni. Sen sorgularken beni kafanda ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku teslim alır bedenleri de. Sütten çıkmış ak kaşık değildim ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza. O dünya ki bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi. Nasıl da güzeldi... Zaten varsın diye her şey güzeldi ama sen buna inanmadın. Ah bu sorular. Yaşamak varken sevdayı delice, niye boğarız sorunlarla? Nasıl ikna edebilirdim seni? Ben aşk dedikçe sen dur dedin. Ben seninleyim dedikçe sen hayır dedin. Zaten az konuşan sen olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya. Ben bir şey diyemedim. Ne kadar zarar vermişim sana meğer... Nasıl değiştirmişim seni. Oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi olduğundan farklı bir hala getirmek istemem. Ama öyle oldu işte. Demek ki gitmelerin zamanı şimdi. Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı. Ne sevişmelerimiz kalır aklında ne sevda sözlerimiz. Rahat değilim diyordun ya rahat ol artık. Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı. Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan... Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma ki bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım. Sanma ki benden sakladığın gülüşleri yalancı yüzlerde ararım. Seni de götürürüm yüreğimde. Yokluğunu taşırım. Bulup bulup kaybettim seni. Ne yazık ki yoz-duman edemedim kuşkularını, ne yazık ki kalamadın bana. Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın. |
SEVİLDİĞİNİ BİL YETER
Sonu olmayan bir deniz olsan bile
Küçük bir umut, bir serap olup görünsen gözüme
Seninle olmak için kürek çekerim günlerce
Umutsuz yaşanmıyormuş ama.
Umuda dalıp ta ölüp gidiyor bazen insan
Benim için çok kolay ölmek.
Yüzünü görmediğimi, sesini duymadığım,
Varlığını hissetmediğim her gün ben bir ölüyüm çünkü.
Unuttuğum bir hikâyesin belki.
Belki bir şehrin arka sokağında
Bir şairin dizelerindesin belki.
Belki de bir şarkının içinde ismin.
Ama kim tarafından söyleniyorsun onu bilmiyorum.
Bilmiyorum
Tek bildiğim seni çok sevdiğim.
…Sen
Sen sonsuza dek sevildiğini bil yeter.
...Yılmaz Keskin...
|
|
DİLSİZ ŞEYTANDIR"Hz.MUHAMMED (SAV)
Vurdular onu anne
Gözlerimin önünde
Vurdular onu anne
Oyun oynarken bahçede
Tanklar bomba attı bize
Kaçarken delicesine
Vurdular onu anne
Aldım elime silahımı
Taktım mermisi olan taşımı
Atam dedim atılmıyor
Bunlar hep üstüme geliyor
Vurdular beni anne
Şimdi ise yerde yatar
Cansız bedenim
Ben çocuktum
Ben küçüktüm
Kime ne ettim
Vurdular beni anne
Oğlun şehit anne
(alıntı)
Hafif Acılar Konuşabilir AMA!... Derin Acılar Dilsizdir
Önce 23 yaşındaki Filistinli Moh'd Saleh'i tutukluyorlar, Şu anda bunda yanlış bir şey yok gibi
2.Daha sonra Moh'd'un üzerinde bomba olma ihtimaline karşı onu hareket edemeyeceği şekilde yere yatırıyorlar. Hala anormal bir şey yok mu?
3- Onu hala yerde tutuyorlar ve ikinci bir Filistinliyi sorguluyorlar. Onu tamamen kontrol aldıkları ve duruma hakim oldukları görünüyor.
4- ( Bu yeterli değil mi? Şimdi üzerinde bomba olmadığına emin olmak (!) için elbiselerini çıkarıyorlar. Yerde neredeyse tamamen çıplak olduğundan tamamen silahsız ve tepkisiz, üzerinde bomba olduğuna dair hiç bir işaret yok. Peki İsrail gibi(!!!) insan haklarına saygılı, demokratik (!) bir ülke ne yapar ??? Onu tutuklar mı? )



BÜTÜN DÜNYA ASLINDA BU KATLİAMLARI BİLİYOR FAKAT KİMSE NEDEN SES ÇIKARMIYOR. DÜNYA DA BİR KÜRESELLEŞME, BİR SÖMÜRGECİLİK ADINA EMPERYALİST ÜLKELER BORULARINI ÖTTÜRÜYORLAR.
.
|
|
Nurullah GENÇ’ten şiir demeti
|
|
.
|
|
| |||||||
| ||||||||
| ![]() |
|
ÇEÇENİSTAN DİRENİŞİNİN TARİHÇESİ
(1996'ya kadar)
Müslüman çeçenlerin Ruslara kök söktüren tarihsel mücadelesi
1783
Çeçenlerin Çarlik Rusyasi isgaline karsi baslattigi savas Kuzey Kafkasya'ya yayildi. 1780'lerin basinda baslayan savasta cihadin liderligini Seyh Mansur yürütüyordu. Rus istilâcilar katliam yaptilar. 1791'de tutukladiklari Seyh Mansur'u, 1794 yilindâ Slisselarg hapishanesinde sehit ettiler, ama savas devam etti.
1816
Çar, General Yermalov'u Kafkasya'ya komutan toyin etti. Yermalov büyük bir ordu ile Çeçenleri ve diger Kafkas halklarini katliama tabi tuttu.
1828
Rus baskisina dayanamayan Dagistan'da Müslümanlar önce Imam Gazi Muhammed, daha sonra Imam Hamzat önderliginde ayaga kalktilar. Büyük savas bir anda bütün Kafkasya'ya yayildi.
1834
Imam Hamzat'in sehit edilmesinden sonra cihadin önderligini Imam Samil yapmaya basladi. Taso Haci liderligindeki mücahid kuvvetleri de Imam Samil saflarina katildi.
1839
Çarlik, Çeçenlere karsi baskin düzenlemeye basladi. Imam Samil liderligindeki büyüklü küçüklü bütün Çeçenler ve Kuzey Kafkasya halklari gazavat savasina, cihada basladilar. Milli Azadlik cihadi olarak bilinen bu savas tam 25 yil devam etti. Bu savas Rus tarihine Kafkas Harbi olarak girdi. Rus demokrat yazari N.Çerniserskiy, bu savastan bahsederken, "Rusya bu savasa yilda 25 bin asker gönderdi" diye yazmaktadir. General N.N. Rayevsk ise "Bizim Kafkasya'daki hareketlerimiz Amerika'nin istilâsindaki facialar gibi
idi" diye yazmaktan kendini alamamistir.
1859
Ruslar, Çeçenlerin son duragi Vedeno köyünü de isgal etti. Samil esir düstü. 25 yil devam etmis olan savasta milletin yarisindan çogu vuruldu ya sahit oldu veya gazi. Fakat Çeçenler yilmadi.
1865
Ruslar, sömürge rejimi uygulamaya basladilar. Çeçen gençleri Rus ordusu arasina dagitildi. Birçoklari da ülkenin disina çikmak zorunda kaldi. Anadolu'ya göçler bu tarihte basladi.
1877
Çeçen ve Inguslar yeniden ayaga kalkti. Iki yillik çetin savastan sonra Ruslar, Çeçen ve Inguslari vatan topraklarindan sürgün ettiler ve bölgeye Rus Kazak (koçak/larini yerlestirmeye basladilar. Bunun üzerine Çeçen ve Inguslar gerilla savasi ,baslatti. Zalimhan, liderligindeki mücahidler;
1917 yilina kadar Rus Koçaklorina karsi savastilar.
1917
Çeçen Inguslarla Rus Kazaklari arasindaki ölüm kalim savasi basladi. Bu savas bir yil sürdü. Çeçenler, 1918 yilinda kendi topraklarini geri aldilar. Çeçenler, Seyh Uzun Haci önderliginde Kuzey Kafkasya Emirligi altindaki Islâm devletinin kuruldugunu ilan ettiler.
1920
Komünistler, Kuzey Kafkasya'yi isgal ettiler. Sovyetler sikiyönetim ilan etti. Olaganüstü idarenin basini ÇK (daha sonra KGB) yürütüyordu. Aydinlar, bilhassa din adamlari kursunlandi.
1922
Komünistler, bölgeyi "Çeçen vilayeti" ilan etti.
1924-25
Kafkasya Sikiyönetim Komutanligi, 10 bin Çeçen Ingus aydinini hapsetti. Komünist olmayanlar idam edildi, kursuna dizildi.
1929
Kafkasya Harbi Komutanligi, Çeçenistan'da kolhozlastirma (halkin topraklarina el koyma) hareketi baslatti. Bu uygulamaya karsi çikan Çeçenler, Sit Islambulov liderliginde baskaldirdilar.
1930
Kizilordu, Sit Islambulov liderligindeki mücahidlerle anlasma yoluna gitmek zorunda kaldi. Bu anlasmaya göre Sovyetler, Çeçen Inguslarin
haklarina saygi duyacaklari garantisini verdi.
1931
KGB, anlasmayi bozdu ve Sit Islambulov ve arkadaslarini kursuna dizerek sehit etti. Sit Islambulov'un yerine kardesi Hasan Islambulov geçti ve 1935 yilina kadar Kizilordu ile savas devam etti.
1932
Çeçenistan Nogayyurt bölgesindeki halk ayaklandi. Buna karsi NKVD (daha sonra KGB) buradaki herkesi hapse atarak iskenceler uyguladi.
Sonra diger yerlerdeki milleti kötülemek için kizil partizan Ibrahim Gelderan liderliginde sahte bir ayaklanma gerçeklestiren KGB, halki Kizilordu kursunlarina hedef ettiren Gelderan'a öldürttü.
1936
Yillardir devam eden savasi durdurmak isteyen Moskova, Çeçen-Ingus vilayetine, Çeçen Ingus Sovyet Sosyalist Özerk Cumhuriyeti adini
verdi. "Sovyet Sosyalist" kelimelerini istemeyen millet aydinlarini 1937 yilinda hapse attilar. Bir yil içinde 10 bin kisi tutuklandi ve hiçbirisi evine
dönemedi.
1940
Milleti tehcir eden Ruslara karsi Hasan Islambulov liderliginde baslayan
ayaklanma herkesi birlestirdi. Satoy sehrini ele geçiren Hasan Islambulov askerlerinin hareketi millete güç verdi ve Galanoj Ingus halkinin geçici
inkilap hükümetini kurdular. Ruslar ne kadar saldirdilarsa da Islambulov taraftarlarini yok edemediler.
1944
Çeçenler, Kirim; Karaçay, Balkar ve Ahiska Türkleriyle birlikte, Stalin tarafindan Sibirya ve Türkistan steplerine sürgün edildiler. Bu topyekün
sürgün sirasinda binlerce Çeçen açlik, salgin hastalik ve Rus kursunlariyla öldü.
1957
Sovyet lideri Nikita Kurusçev, sürgündeki Çeçen ve Inguslara, eski durumlarina kavusmalari için bazi haklar tanidi. Sürgündekiler, Çeçen
Ingus Cumhuriyeti'ndeki yurtlarina dönmeye basladilar.
1960-1970
Bu yillar içerisinde Moskova, Çeçen Inguslarin daglik yerlere, sehirlere, Rus Kazaklarinin yerlestirilmesi, nüfus yapisinin degistirilmesi çalismalarina devam etti. Çogu yerlerde sahte törenler yapti. Çeçen Inguslar bu sahte törenlere çok sert tavir aldilar. Rus-Çeçen mücadelesi ideolojik savas seklinde devam etti.
1982
Sovyetler Birligi Komünist Partisi'nin birinci adami Brejnev'in yardimcisi Süslov, "Baska milletler, Sovyetler Birligi'ne kendi arzulari ile katilmislardir" diyerek asimilasyon politikasini sürdürdü.
1988
Çeçen Ingus Halk Cephesi kuruldu. Hoca Ahmet Bisultanov lider seçildi. Cephe, ilk eylem olarak Gudermes'te yapilmakta olan kimya fabrikasina karsi protesto gösterileri düzenlemeye basladilar. Bu arada siyasi teskilâtlar da kuruldu. Bu teskilâtlar, 1990 yilinda siyasi parti hüviyetine
büründü.
Kasim 1990
Çeçen Halk Kurultayi toplandi. Kurultayda Çeçen Milli Komitesi kurulmasi karari alindi. Komitenin adi daha sonra Milli Kongre olarak
degistirildi ve basina Cevher Dudayev getirildi.
5 Eylül 1991
Agustos ayinda Sovyetler Birligi Komünist Parti Genel Sekreteri ve Devlet Baskani Mihail Gorbaçov'u devirmek için yapilan darbeyi destekleyen Çeçen Ingus hükümeti, baskilar sonucu; bagimsizlik yanlisi Çeçen Milli Konseyi'nden istifa etmek zorunda kaldi. Rus Hava Kuvvetleri'nden kendi istegiyle emekli olan General Cevher Dudayev, ülkesine döndü ve milli lider ilan edildi.
Ekim 1991
Cevher Dudayev, Moskova yanlisi geçici hükümeti devirmek için kampanya baslatti. Resmi daireleri ele geçirmeye baslayan Cevher
Dudayev halkin yüzde 80'den fazlasinin oyunu alarak Devlet Baskanligi'na seçildi ve tek tarafli olarak bagimsizlik ilan etti.
Kasim 1991
Rusya Federasyonu Devlet Baskani Boris Yeltsin, olaganüstü hal ilan ederek Çeçenistan'in bassehri Grozni'ye asker gönderdi. Bu askerlerin Grozni havaalaninda Devlet Baskani Dudayev'e bagli askerler tarafindan engellenmesi üzerine, Rusya Parlamentosu olaganüstü hali kaldirdi
ve Rus askerleri 3 gün sonra geri döndü.
Haziran 1992
Çeçen-Ingus Cumhuriyeti, "Çeçenistan" ve 'Ingusistan" olarak birbirinden ayrildilar. Ingusistan, Rusya Federasyonu içerisinde kalmaya karar verirken Çeçenistan'in bagimsizlik karari Rusya tarafindan reddedildi.
1994
Moskova; Çeçenistan'in suçlular için karargâh olmaya basladigi seklinde propaganda yapmaya basladi ve halkin Cevher Dudayev'i devirmesi için çagri yapmaya basladi.
2 Agustos 1994
Rusya'nin destekledigi bilinen muhalefet tarafindan organize edilen Geçici Konsey, Cevher Dudayev'i devirme çalismalarina basladi.
25 Kasim 1994
Moskova destekli isyancilar, tank ve agir silahlarla Grozni'ye saldirdilar, fakat bir gün sonra geri çekilmek zorunda kaldilar.
29 Kasim 1994
Boris Yeltsin, Dudayev ve muhalefete 48 saat içinde silahlarini birakmalari çagrisinda bulunarak, aksi halde olaganüstü hal ilan edecegini açikladi. Rus uçaklari Grozni'yi bombaladi.
30 Kasim 1994
Rus uçaklari tarafindan yeni bir hava
saldirisi daha yapildi. En az 10 uçagin katildigi saldiridan
sonra Cevher Dudayev, kadin ve çocuklara Grozni'yi terket-
meleri çagrisinda bulundu. Rusya, Çeçen sinirina asker yig-
maya basladi.
1 Aralik 1994
Rusya'nin, verdigi sürenin bitmesine ragmen, hiçbir harekette bulunmayan Yeltsin, Çeçenlerin elindeki Rus esirleri geri alabilmek için her yolu deneyecegini açikladi.
Aralik 1994
Rusya, Çeçenistan'in terörist yatagi oldugunu ileri sürerek, Bati'yi yanina almak tesebbüslerine basladi.
6 Aralik 1994
Çeçenistan bagimsizligini elde etmesinden sonra ilk dafa en üst seviyede bir toplanti yapti. Rusya Savunma Bakani Pavel Graçev ve Cevher Dudayev, yaptiklari görüsmede, krizin sona ermesi için güç kullanilmamasi konusunda görüs birligine vardilar.
7 Aralik 1994
Rus Güvenlik Konseyi, taraflarin silahsizlandirilmasi için bütün anayasal tedbirlerin uygulanmaya konulmasini istedi.
8 Aralik 1994
Boris Yeltsin, anayasal tedbirlerin uygulanmasini istedi.
10 Aralik 1994
Rusya, Çeçen hava sahasi ve sinirini kapattigini açikladi. Grozni yine bombalandi. Dudayev'in yardimcilarindan biri, Rusya'nin Çeçenistan'i isgal etmeleri halinde, Rus askerlerinin tabut içinde terk edeceklerini söyledi.
11 Aralik 1994
Rus askerleri, 3 koldan Çeçenistan'a girdiler. Yeltsin, 15 Aralik tarihine kadar süre taniyarak, Çeçenlerin silahlarini birakmalarini istedi.
12 aralik 1994
Rus uçaklari, Grozni yakinindaki hedefleri bombaladi. Grozni'nin disindaki köylerde agir çarpismalar meydana geldi.
14 Aralik 1994
Cevher Dudayev, Rusya'yi uyararak bir adim daha atmalari halinde, gerilla savasi baslatacaklarini ilan etti. Baris ümidi, Çeçenlerin
Rusya'nin isteklerini reddetmeleri ile son buldu.
15 Aralik 1994
Boris Yeltsin, Cevher Dudayev taraftarlarinin silah birakmasi için verdigi süreyi 48 saat daha uzatti. Dudayev, Rus askerlerinin çekilmesi halinde masaya oturacagini açikladi.
16 Aralik 1994
Çeçenistan'a gönderilen bir Rus general, Yeltsin'in hareketinin anayasaya aykiri oldugunu belirterek, "Bir adim daha ileri gitmeyecegini" ilan etti. Rusya Güvenlik Konseyi yaptigi açiklamada, verilen süreyi cumartesi gece
yarisina kadar erteledi.
17 Aralik 1994
Rusya Disisleri Bakani Andrei Kozirev, yabancilarin ülkeyi terketmesini istedi ve Dudayev'i bir defa daha görüsme masasina davet etti.
18 Aralik 1994
Rus uçaklari gece yarisindan itibaren Grozni'yi bombalamaya basladilar. Fakat kara harekâtina geçilmedi. Grozni'de bulunan Dudayev taraftarlari sessiz kalarak Rusya'nin ikinci bir adim atmasini beklediler.
19 Aralik 1994
Rus kuwetleri özellikle sivil yerlesim birimlerini bombalayarak 16 kisinin
ölümüne sebep oldu. Grozni'ye yönelik hava saldirilari yine devam etti. Grozni disinda yogun çarpismalar oldugu bildirildi. Bölgede bulunan
gazeteciler, Petropavlovskaya köyünün Ruslarin eline geçtigini bildirdi. Cumhurbaskanligi Sarayina yönelik saldirilarda, sarayin isabet almadigi, mermilerin bos araziye düstügü belirtildi.
Ocak 1995
Rus tanklari Grozni'nin merkezine dogru ilerlemeye basladi.
Subat 1995
Mücahidler bassehir Grozni'yi terk etmeye basladi.
Nisan 1995
Avrupa Güvenlik ve Isbirligi Konferansi AGIK, Çeçenistan komisyonu kurmaya karar verdi. Dudayev, Rusya içinde saldirida bulunma
tehdidinde 'bulundu. Argun, Gudermes ve Sali'yi ele geçirmeye basladi.
Mayis 1995
Rus askerleri Kafkas dagina dogru ilerliyor. AGIK himayesinde yapilan görüsmelerin ilk turunda sonuç alinamadi.
Haziran 1995
Askerlerinin, güneydogudaki mücahidlerin karargâhini ele geçirdiklerini duyuran Rusya, Satoy ve Nazhoyyurt'u da aldilar.
14 Haziran 1995
Çeçenistan'a 70 kilometre mesafedeki Stavropol sehrinin Budonnovski
kasabasina baskin düzenleyen Samil Basayev liderligindeki bir grup mücahid, bir hastanede yüzlerce Rus'u rehin aldi.
15 Haziran 1995
Rusya, Kuzey Kafkasya'daki kuvvetlerini alarma geçirdi. Yeltsin, Rus sivillere sakin olmalari çagrisinda bulundu.
16 Haziran 1995
Rus askerleri, Çeçenlerin saldiri ihtimaline karsi Moskova'daki kilit öneme sahip binalari korumaya aldi. Rus parlamentosundaki gruplar, hükümetin istifasini istedi. Yediler toplantisi için Kanada'ya giden Yeltsin'e geri dön çagrisindabulunuldu.
17 Haziran 1995
Rus askerleri hastaneye baskin düzenledi. Operasyon basarili olamadi. Ancak Basayev, 220 kadin, çocuk ve hastayi serbest birakti. Yeltsin; baskinin kendisinin Moskova'dan ayrilmasindan sonra gerçeklestirildigini açikladi. Basbakan Çernomirdin ise, rehinelerin serbest birakilmasina karsilik Çeçenistan'da ateskes yapilmasini teklif etti.
18 Haziran 1995
Rusya Basbakani Çernomirdin, mücahidlerin komutani Samil Basayev ile telefonda görüstü. Mücahidler, 126 rehineyi daha serbest birakti. Bâsayev,
kendi adamlarini ve rehinelerin bir kismini Çeçenistan'a götürmek için bir otobüs istedi. Çeçenistan'daki Rus komutan, "Bütün askeri operasyonlarin durdurulmasi" talimatini verdi.
19 Haziran 1995
Baris görüsmelerinin yeni turu Grozni'de basladi. Mücahidler 764 rehineyi daha serbest birakti ve bir Rus tuzagina karsi bazi gazeteciler, parlamenterler ve çok sayida Rus'un bulundugu otobüsten olusan konvoyla Budonnovski'den ayrildi.
30 Temmuz 1995
Heyetler arasinda askeri anlasma imzalandi. Anlasmaya göre; Ruslar,
Çeçenistan'daki askerlerini çekecek, Çeçenler de savunma maksatli olmayan silahlarini teslim edecekler. Çeçen heyetine Çeçenistan Bassavcisi.
Osmati Imayev baskanlik etti.
Agustos 1995
Çeçenistan'da kimyasal silah kullanilmis olabilecegine iliskin belirtiler
bulundugu bildirildi.
16 Agustos 1995
Çeçen Cumhuriyeti'nin baskenti Grozni'de süren baris görüsmelerinin
kesilmesi ve taraflar arasinda gerginligin tehlikeli bir sekilde tirmanmasi ardindan bir grup Çeçen direnisçi silahini teslim etti.
25 Agustos 1995
Çeçen lideri Cevher Dudayev'e bagli güçler, cumhuriyetin ikinci büyük kenti Gudermes'te yönetime el koydugunu bildirdi.
28 Agustos 1995
Rusya'nin Budonnovsk kentine baskin düzenleyerek 30 Temmuz da Rus-Çeçen heyetlerinin askeri bir anlasmaya varmalarina
kadar giden görüsme sürecini baslatan Çeçenlerin ünlü savasçisi Samil Basayev, silahlarini teslim etmeyeceklerini söyledi.
5 Eylül 1995
Çeçenistan'da Cevher Dudayev yanlilari 6 Eylül 1991'de ilan edilen, ancak
taninmayan bagimsizlik ilanlarinin yildönümünü cumhuriyetin çesidi yerlesim birimlerinde kutladilar.
16 Eylül 1995
Çeçenistan'in Alkhoi-mohk kasabasinda Rus uçaklarinin bombardimani
sonucu üç kisinin öldügü, alti kisinin Yaralandigi bildirildi.
4 Ekim 1995
Çeçenistan Cumhurbaskani Cevher Dudayev'in danismani Ramazan Kaytemirov, Rusya'nin Çeçenistan'da asil amacinin petrol yataklarina sahip olmak, boru hattini kullanmak ve askeri üs kurmak oldugunu söyledi.
20 Aralik 1995
Çeçenistan'in Gudermes kentini kusatan Rus askerleri yüzlerce sivil öldürerek kenti ele geçirdi. Ülkenin yüzde 70'ini kontrol altinda tutan
Müslüman direnisçiler, Ruslara agir kayiplar verdirdi.
9 Ocak 1996
"Yalniz Kurt" grubunun lideri Salman Rudayev, Kizilyar'a baskin düzenleyerek yüzlerce kisiyi esir aldi.
17 Ocak 1996
Salman Raduyev ve mücahidler, Kizilya dan kaçarken kistirildiklari Pervomaiskoye köyündeki Rus kusatmasini yarmayi basardilar.
5 Subat 1996
Çeçenistan'in baskenti Grozni'de bagimsizlik yanlisi Çeçenler, Rus güçlerinin ayrilmasi istegiyle gösteriler baslatti.
8 Subat 1996
Grozni'deki gösterilere binlerce kisi katildi. Kent merkezinde gösterilere
katilanlarin sayisi on bine ulasti.
Kaynak: Miço'nun sayfasi
Hazirlayan: Muhammed Faruk
Çeçen Savaşı Tarihçesi
Çeçenlerin Ruslarla ilk karşılaşmaları 1556 yılında Rusların Astrahan’ı işgal etmesinden sonra oldu. Rusların ilerlemesine karşı büyük mücadele veren Kafkas halkının direnişi, 1783’te İmam Mansur ile başlamış, 1834’te İmam Şamil’le devam etmiştir.
Rusya’nın 1860’lı yıllarda Kafkas halklarına karşı izlediği sürgün politikası 21 Mayıs 1864’te gerçekleşen “Büyük Sürgün” ile zirveye ulaştı. İçinde Çeçenlerin de bulunduğu yaklaşık 2 milyon Kafkasyalı, başta Anadolu olmak üzere çeşitli bölgelere sürgün edildi.
11 Mayıs 1918’de Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ilan edildi ancak bu hareket başarılı olamadı. Çeçenler, II. Dünya Savaşı’nın sonlarında (1944) Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesi ile Stalin tarafından İnguşlarla birlikte Sibirya’ya sürüldüler. 750 bin kişi olarak sürülen topluluk 1957 yılında 400 bin kişi olarak geri dönebildi.
Moskova yanlısı muhaliflerin bağımsızlık yanlısı yönetim karşısında zayıf kalmaları üzerine Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin, 29 Kasım 1994’te bir ültimatom vererek çarpışan taraflardan 48 saat içinde silahlarını bırakmalarını istedi. Ancak Çeçenistan cumhurbaşkanı Dudayev bu ültimatoma karşı çıkarak Yeltsin’in böyle bir ültimatom vermeye yetkisinin olmadığını bildirdi. Zaten Rusya’nın böyle bir ültimatom vermekteki amacı da olaylara doğrudan müdahalede bulunmak için bir gerekçe oluşturmaktı. Ancak Çeçenistan Moskova’dan kumanda edilen muhalif silahlı güçleri tasfiye mücadelesini sürdürdü. Bu gelişmeler üzerine Rusya da doğrudan müdahalede bulunmaya başladı ve 3 Aralık 1994’te Rus uçakları Grozni’deki başkanlık sarayını bombaladılar. Böylelikle aslında kökleri 400 yıl öncesine dayanan ilk Çeçen Rus Savaşı başlamış oldu.
Emrin Çebi
www.kafkas.org.tr
17/07/2006
İÇİNDEKİLER: II. ÇEÇENİSTAN’DA HAK İHLALLERİ
III. BİYOGRAFİ: źAMİL SALMANOVİÇ BASAYEV
Tarihi Süreç I.Çeçen – Rus Savaşı 1994 – 1996
4000 Rus askeri Çeçen Cumhuriyeti’ne ait Nattereçni şehrini işgal etti. Bunun ardından Rusya, Dudayev’e bağlı birliklerin bir süre önce esir ettiği askerlerin 48 saat içinde serbest bırakılması için ültimatom verdi. Dudayev yönetimi ise esirleri serbest bırakmak için Rusya'nın kendi askerleri olduğunu kabul etmesi şartını koştu. Esirler meselesi ültimatomla çözülemeyince karşılıklı görüşmeler yoluna gidildi. Ancak Rusya Savunma Bakanı Pavel Graçov’la Çeçenistan Cumhurbaşkanı Dudayev arasında 6 Aralık 1994’te gerçekleştirilen görüşmelerde sağlanan olumlu gelişmelere rağmen Rusya Grozni’yi 7 Aralık’ta ikinci kez havadan bombaladı. 11 Aralık sabahı da Rus birlikleri Çeçenistan topraklarına girdi. II. Çeçen – Rus Savaşı 1999 - ?
1996 yılı Ağustos ayında yapılan anlaşma ardından 12 Mayıs 1997’de yeni bir anlaşma daha imzalandı. Fakat imzalanan bu anlaşmalar Rusya’nın anlaşma şartlarına uymaması nedeniyle Çeçen sorununa kalıcı bir çözüm getiremedi. 1994–96 Çeçen-Rus Savaşı esnasında tahrip olan Çeçenistan’ın yeniden inşası konusunda yardım sözü veren Rus Yönetimi Mashadov’u bir federasyon anlaşması imzalamaya ikna edemeyince, taahhüdünü yerine getirmemiştir. Çeçenistan’da istikrarın sağlanması için gerekli ekonomik ve siyasal desteği vermeyen Moskova, Çeçenistan politikasını Çeçenistan’ın istikrarsızlaştırılması üzerine bina etmeye başladı. Sonuç olarak, Mashadov yönetimindeki Çeçenler, Moskova’nın bölgeden çekildiği ve Çeçenistan’ın de facto bağımsızlık kazandığı 1997 ve 1999 yılları arasında kendi siyasal kurumsallaşmasını tamamlamak yerine istikrarsızlık içine sürüklendi. Çeçen Liderlerinin źehadetleri:
“Unutma, büyük savaşlar büyük kahramanlar ister!" Cevher DUDAYEV, 21 Nisan 1996’da şehit edildi. Soğuk Savaş sonrası tüm dünyada meydana gelen kargaşa ve savaş ortamının en uzun sürelisi kuşkusuz Çeçenistan’da yaşandı ve hala yaşanmakta. İlki Aralık 1994’te başlayıp Ağustos 1996’da biten, ikincisi 1999 Ekim’inde başlayan ve hala devam eden savaşlardan etkilenmeyen tek bir Çeçen yoktur. Çeçen halkı için katliamlar, işkenceler, soruşturmalar ve sürgünler hiç de yabancı sayılmaz. Altmışlı yaşlarda olup üçüncü sürgününü yaşayan binlerce Çeçen bulunmaktadır. 1864 Büyük Sürgünü’nde zorla yerlerinden edilen 2 milyona yakın Kafkasyalı içerisinde ve 1944 yılında Almanlarla iş birliği yaptıkları gerekçesiyle Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya’ya gönderilenler arasında yüz binlerce Çeçen bulunmaktaydı. Bu insanların önemli bir kısmı zor yolculuk koşullarında ve zorunlu yerleşimin ilk yıllarında hayatlarını kaybetmişlerdir. BİYOGRAFİ: źAMİL SALMANOVİÇ BASAYEV Onlara bir musibet eriştiğinde “Biz Allah’tan geldik ve yine ona döneceğiz” derler. Çeçen mücadelesinin sembol isimlerinden źamil Basayev 14 Ocak 1965’te Çeçenistan’ın Vedo köyünde dünyaya geldi. 20. yüzyılda, Rus işgaline karşı Kuzey Kafkasya halklarının öncüsü olan źeyh źamil’e atfen, ailesinin “źamil” adını koyduğu Basayev, aynı źeyh źamil gibi, aynı Rus ihtilalinden sonra Ruslara karşı mücadele eden dedesi gibi, hayatını Çeçen halkının tarihten gelen bağımsızlık mücadelesine adadı. źamil Basayev’in ailesi Rus İhtilali’nden sonra Çeçenistan’dan Kazakistan’a sürülmüş ancak 1957’de Kruçev döneminde yurtlarına geri dönebilmişti.Çeçenistan Direnişi ve źamil Basayev’in źehadeti
Araştırma Birimimizin hazırladığı Çeçenistan Raporu: źamil ve diğer komutanların şahadetlerinin de ele alındığı rapor ayrıntılı bilgi içeriyor.
I. ÇEÇENİSTAN DİRENİźİ
- Tarihi Süreç
- I.Çeçen – Rus Savaşı 1994 – 1996
- II. Çeçen – Rus Savaşı 1999 - ?
- Çeçen Liderlerinin źehadetleri
ÇEÇENİSTAN DİRENİźİ
Çeçenistan, tarih boyunca Kafkaslar’daki Müslüman halkların bağımsızlık ve hürriyet simgesi ve öncüsü olmuştur. Kafkaslarda İmam Mansur’dan, źeyh źamil’den bugünlere miras kalan Çeçen direnişi, birçok kez Rusya tarafından ezilmeye ve yok edilmeye çalışılmıştır. 400 yılı aşkın bir süredir Kafkasya’nın tamamında ve Çeçenistan’da sayısız mezalime imza atan Rusya her defasında Çeçen topraklarından eli boş dönmüştür. Cevher Dudayev’in da belirttiği gibi Rusya’nın milyon birinci kez düzenlenen saldırıları sayıca az olan Çeçenler tarafından milyon birinci kez püskürtülmüştür.
Çeçenlerin Ruslarla ilk karşılaşmaları 1556 yılında Rusların Astrahan’ı işgal etmesinden sonra oldu. Rusların ilerlemesine karşı büyük mücadele veren Kafkas halkının direnişi, 1783’te İmam Mansur ile başlamış, 1834’te İmam źamil’le devam etmiştir.
Rusya’nın 1860’lı yıllarda Kafkas halklarına karşı izlediği sürgün politikası 21 Mayıs 1864’te gerçekleşen “Büyük Sürgün” ile zirveye ulaştı. İçinde Çeçenlerin de bulunduğu yaklaşık 2 milyon Kafkasyalı, başta Anadolu olmak üzere çeşitli bölgelere sürgün edildi.
11 Mayıs 1918’de Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ilan edildi ancak bu hareket başarılı olamadı. Çeçenler, II. Dünya Savaşı’nın sonlarında (1944) Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesi ile Stalin tarafından İnguşlarla birlikte Sibirya’ya sürüldüler. 750 bin kişi olarak sürülen topluluk 1957 yılında 400 bin kişi olarak geri dönebildi.
1980’li yılların sonlarında Gorbaçov’un “açıklık” ve “yeniden yapılanma” politikaları neticesinde SSCB çözülme sürecine girdi ve Çeçenler 1 Kasım 1991 yılında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti adı ile bağımsızlıklarını ilan etti. Genç cumhuriyetin ilk başkanı Cevher Dudayev oldu. Rusya bu kadroyu yönetimden uzaklaştırabilmek ve kendi çıkarlarına hizmet edecek bir kadroyu iş başına getirebilmek için önce Çeçenistan içinden Ömer Avturkhanov’un liderliğinde bir muhalefet ortaya çıkardı. Bu muhalefeti ayrıca silah ve askeri teçhizatla da destekledi. Muhalifler 18 Kasım 1994’te hükümet birlikleriyle çatışmaya başladılar. Rusya kendi oyununu gizlemek amacıyla, Cevher Dudayev’e bağlı güçlerle muhalifler arasında meydana gelen çatışmayı Çeçenistan’ın iç meselesi olarak göstermeye çalışıyordu. Bu amaçla bir yandan muhaliflerin savaşmaları için gizlice asker ve silah gönderirken bir yandan da iç savaşa son verilmesi için ültimatomlar vermekten geri kalmadı. Ancak Rus askerlerin yönetime bağlı birlikler tarafından esir edilmesi sergilenen oyunu aşikar etti. Rusya, Çeçenistan’daki bağımsızlık mücadelesini bastırabilmek için zaman zaman başkent Grozni’ye (Caharkale) hava saldırıları da düzenledi. Moskova'daki yönetim, kendisini Çeçenistan’daki kavganın dışında gösterebilmek için bombardımanın kendi uçakları tarafından yapıldığı yolundaki açıklamaları önce reddetti ise de daha sonra bunu kabullenmek zorunda kaldı.
Moskova yanlısı muhaliflerin bağımsızlık yanlısı yönetim karşısında zayıf kalmaları üzerine Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, 29 Kasım 1994’te bir ültimatom vererek çarpışan taraflardan 48 saat içinde silahlarını bırakmalarını istedi. Ancak Çeçenistan Cumhurbaşkanı Dudayev bu ültimatoma karşı çıkarak Yeltsin’in böyle bir ültimatom vermeye yetkisinin olmadığını bildirdi. Zaten Rusya’nın böyle bir ültimatom vermekteki amacı da olaylara doğrudan müdahalede bulunmak için bir gerekçe oluşturmaktı. Ancak Çeçenistan Moskova’dan kumanda edilen muhalif silahlı güçleri tasfiye mücadelesini sürdürdü. Bu gelişmeler üzerine Rusya da doğrudan müdahalede bulunmaya başladı ve 3 Aralık 1994’te Rus uçakları Grozni’deki başkanlık sarayını bombaladılar. Böylelikle Soğuk Savaş dönemi ardından aslında kökleri 400 yıl öncesine dayanan ilk Çeçen Rus Savaşı başlamış oldu.
Çeçenistan’ın Rusya bünyesinden ayrılmasını istemeyen Rus yönetimi haksız işgali karşılaştığı direnişten dolayı ancak iki seneye yakın bir süre devam ettirebildi. Savaş sonrası 1996’da imzalanan anlaşmayla Çeçenistan’ın bağımsızlığı Moskova tarafından resmen tanınmış oldu. 31 Ağustos 1996 tarihinde Çeçenistan adına Aslan Mashadov ile Rusya adına Aleksandr Lebed arasında Çeçenistan’ın siyasi statüsünün 5 yıl içinde belirlenmesine dair anlaşma imzalandı.
Bu arada Rus birliklerine ait savaş uçakları Çeçenistan’dan çekilme sürecinde başkent Caharkale’yi ağır bombardımana maruz bıraktı ve bunun sonucunda Caharkale’de binlerce sivil hayatını kaybetti. İlk Çeçen savaşında hayatlarını kaybedenlerin sayısının 150 bin civarında olduğu belirtilmektedir. Yine savaş sırasında göçe maruz kalanların sayısı ise 500 binin üzerindedir.
Bu arada Dağıstan’da yeni bir hareketlenme gözlendi. Dağıstan’ın Çeçenistan sınırındaki köylerinde yaşamakta olan Çeçenlere yönelik olarak başlatılan saldırılar źamil Basayev ve Çeçen direnişçilerin bir kısmının bu coğrafyaya geçmesine ve Müslüman tarafa destek olacakları bir sürecin başlamasına neden oldu. Aynı süreç Moskova tarafından bir fırsat olarak değerlendirildi. Çeçenistan’daki bağımsızlığa razı olmayıp bu topraklara işgal güçlerini sokmak için fırsat kollamakta olan Moskova, 11 Ekum 1999 tarihinde Dağıstan’daki direnişi başlatanların Çeçen kökenli olmalarını gerekçe göstererek işgal güçlerini yeniden Çeçenistan’a soktu. Bu arada, Moskova’da ve bazı büyük şehirlerde Rus istihbaratı tarafından gerçekleştirilen patlamaların sorumluluğu da Çeçenler üzerine yıkılarak bu işgalde gerekçe olarak kullanıldı.
O zaman Rusya başbakanı olan Viladimir Putin, Çeçenistan’ın Rusya toprağı olduğunu ve istedikleri şekilde müdahale edebileceklerini söyledi. Oysa Rusya 1996’da imzalanan anlaşmayla Çeçenistan’ın bağımsızlığını kabul etmişti. Dolayısıyla Rusya, Çeçenistan’a asker sokarak hem uluslararası anlaşmaları hem de Çeçenistan’la imzaladığı ikili anlaşmayı ihlal etmişti. Rusya bu kez saldırılarını sivillere yönelik hava bombardımanları şeklinde yoğunlaştırdı. Saldırının yoğunluğu ve geniş bir bölgeyi kapsaması nedeniyle insanlar kalabalık gruplar halinde yurtlarını terk ederek başta İnguşetya olmak üzere Dağıstan, Osetya, Azerbaycan ve Gürcistan gibi ülke ve bölgelere göç etmeye başladılar. Çeçenlerle direk olarak yüzleşmekten çekinen Rusya sivil insanlara yapılan baskının mücadele edenler üzerinde bir baskı unsuru oluşturması ve teslim olmalarını sağlamasını ummaktaydı. Ama hava saldırılarından hedeflediğini elde edemedi ve başkent Caharkale’nin kapılarına kadar dayanarak Çeçen mücahitlerle direk karşı karşıya gelmek zorunda kaldı. Bu göğüs göğüse çatışmalar ise Rus güçlerinin beklemediği şekilde kayıplar vermesine yol açtı.
“Üniformam kefenim, arzum şehadettir."
Aslan Mashadov
Maalesef 2 Ekim 1999 tarihinde başlayan II. Çeçen Savaşı henüz devam etmektedir. Bu süre zarfında Rusya tüm Çeçen liderlerini birer birer katletti. İlk önce ilk Çeçen Savaşı esnasında, Çeçenistan’ın ilk cumhurbaşkanı ve Çeçenistan’daki bağımsızlık mücadelesinin önderi Cevher Dudayev, Gekhi-cu köyünde füze saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Yine Çeçen direniş önderlerinden Salman Raduyev Rus hapishanesinde işkenceyle öldürüldü. Bir başka önder Zelimhan Yandarbiyev Katar’da cami çıkışında haince bir suikastla şehit edildi. Daha sonra Çeçenistan’ın üçüncü cumhurbaşkanı Aslan Mashadov, Tolstoy-Yurt kasabasında Rus özel birlikleri tarafından düzenlenen bir operasyonla şehit edildi. Mashadov’un halefi olan Abdülhalim Sadullayev ise Ruslar tarafından Argun kasabasında şehit edildi. Ve son olarak źamil Basayev İnguşetya’nın Ekazevo köyünde şehit edildi. Böylelikle Çeçen direnişindeki tüm kilit isimler şehadet kervanına katıldı. Çeçenistan mücadelesi artık yeni nesil źamillerin omzunda yükselecek.
Salman RADUYEV, 14 Aralık 2002’de şehit edildi.
Zelimhan YANDARBİYEV, 13 źubat 2004’de şehit edildi.
Aslan MASHADOV, 8 Mart 2005’de şehit edildi.
Abdülhalim Sadulayev, 17 Haziran 2006’da şehit edildi.
źamil BASAYEV, 10 Temmuz 2006’da şehit edildi.
Bu bağlamda Çeçenler adeta geçmişin tekrarını yaşamaktadırlar. Çeçeçnistan’da yıllardır değişmeyen bir hikaye yaşanmakta, yetişkinler yeni nesillere savaştan ve getirdiği sıkıntılardan, mültecilik dönemlerinden bahsetmektedirler. 1994–96 savaşı boyunca ve hala devam etmekte olan savaşta göç eden insanların sayısı ayrı ayrı 500’er bini bulmuştur. Bu insanlar saatte dört binden fazla patlamanın yaşandığı Caharkale gibi Çeçen kentlerinden, daha emin olarak gördükleri komşu ülke ve bölgelere göç edebildikleri için kendilerini şanslı saymaktadırlar.
Çeçenistan’da kalmak, hayati tehlike de dahil her türlü sorunla karşılaşmayı peşinen kabullenmek demektir. Her iki savaşta kimyasal olanlar da dahil olmak üzere kullanılan silahlar, yapılan bombardımanlar 300 binden fazla Çeçenin hayatına mal olmuştur. Bu rakam bir milyondan fazla olmayan Çeçen nüfusun neredeyse üçte birlik bir kısmını oluşturmaktadır.
Özellikle son 12 yıl içerisinde, Çeçenistan’da yaşayan birçok kişi için “hayatta kalmak” her gün yenileri eklenen acı haberlerle birlikte ölüp ölüp dirilmek anlamına geliyor. Bu baskı çemberinde insanlar yoğun bombardıman neticesinde hayatını kaybetme ya da yaralanıp sakat kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kaçırılma, yağmalama, tecavüz vakaları, toplama kampları gerçeği ile yaygın işkence olayları ve ‘temizleme operasyonları’ adı altında gece yarısı baskınlarının getirdiği derin psikolojik izler, insanları yaşamla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlamaktadır. Hatta insanlar kaybolan ya da katledilen yakınlarının nerede olduğunu sorma ya da cesetlerine ulaşma imkanından da çoğu zaman mahrum kalmaktadırlar. źansı yaver gidip de yakınlarının cesetlerine ulaşabilen aileler ise bu cesetleri alabilmek ve dini vecibelerini yerine getirerek defnetmek için bile Rus askeri birimlerine astronomik fiyatlar ödemek zorunda kalmaktadırlar. Rusya’nın taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ederek her iki savaşta da hastaneleri, doğumevlerini, pazarları ve yerleşim yerlerini ve mülteci konvoylarını hedef alması insanların endişelerini haklı çıkarmaktadır.
Yedinci yılına giren ikinci savaş boyunca mültecilerin sayılarına dair veriler sürekli olarak değişmiştir. Kayıtların düzenli tutulamaması ve kayıt dışı mülteciliğin yaygınlığı sebebiyle net rakamlara ulaşmak, çoğu zaman mümkün olmamıştır. Verilere göre mültecilerin sayısı savaş boyunca 400 bin ila 800 bin arasında değişmiştir. Ayrıca Çeçenistan içerisinde yerinden edilen 240 bin insandan bahsedilmektedir.
Çeçenistan’da seyahat özgürlüğü bulunmayan insanlar bodrum katlarında ve yıkıntılar arasında yaşamaya çalışmaktadır. Su almak için çocuklarıyla sokağa çıkmak zorunda kalan insanlara bile Rus keskin nişancılar tarafından ateş açılmaktadır. Çeçenistan içerisinde evleri yıkılan ya da tehlike içerisinde bulunan insanlar sıklıkla yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Grozni, Vedeno, źali, Gudermes, Argun, Urus Martan ve daha birçok Çeçen şehri defalarca asker-sivil ayrımı yapılmaksızın bombardımana tabi tutulduğundan, insanlar akrabalarının ya da tanıdıklarının bulunduğu daha güvenli şehir ve kasabalara göç etmişlerdir.
Elbette göçler kolay olmamaktadır. Zira Rusların mülteci konvoylarını ve gruplar halinde yol alan mültecileri hava ve karadan bombardımana tutmaları, onlara geçiş noktalarındaki karakollarda taciz ve saldırılarda bulunmaları sıkça karşılaşılan olaylar arasındadır. Bir istatistiğe göre Çeçenistan’da bulunan mültecilerin %90’ının en az bir ya da birden fazla akrabası hayatını kaybetmiş durumdadır.
Çeçenistan kuşatılmış ve baskı altında tutulan bir coğrafya olma özelliğini uzun yıllardır sürdürmektedir. Komşu ülke ve bölgelerin önemli bir kısmı Rusya Federasyonu’na bağlı iken Gürcistan’la sınırın bulunduğu kısım da ikinci savaşın başlamasının hemen ardından “Pankisi olayları” bahane edilerek çok yoğun bir güvenlik duvarıyla çevrelenmiştir. Hatta bu coğrafyaya ABD, Rusya ve Gürcistan güvenlik güçleri defalarca operasyon düzenlemiş ve güya terörist avına çıkılmıştır. Bu şekilde abluka altına alınmış bir coğrafya içerisinde, Rusya’nın bizzat 200 bine varan asker ve diğer personelinin ve Rus yanlısı Çeçen güçlerin insafında devam eden bir hayat yaşanmaktadır Çeçenistan’da.
Çocuklar için okul ya da eğitimden bahsetmenin neredeyse imkanı yoktur. Zira Rus bombardımanında öncelikli hedefler arasında okullar da bulunmaktadır. Kullanılacak derecede iyi olan okulların önemli bir kısmı da Rus askerlerince kışlaya ya da toplama kamplarına dönüştürülmüştür. Çok az bir kısım okullarda devam eden eğitimin kalitesi ise savaş ortamında eğitim gören öğrenci ve öğretmenlerin psikolojileri dikkate alınacak olursa kolayca tahmin edilebilecektir. Çeçenistan’da böyle bir ortamda eğitim vermeye çalışan bir öğretmen durumu şu şekilde aktarmaktadır: “Çeçenistan’da savaş ile yakın ya da uzak teması olmayan çocuk yok denebilir. Bazıları bombardıman sırasında yaralanmış, bazıları da ebeveynlerini, yakın akrabalarını kaybetmişler. Öğretmenler öğrencilerin asık yüzlerine bakarak ders anlatmak zorundalar. Oysa savaştan önce okullarımızda normal bir hayat, iyi bir eğitim ve en önemlisi mutlu çocuklar vardı.”
Çeçenistan’da çok fazla gündeme getirilmeyen konulardan biri de ülkedeki nükleer atık depolarıdır. Tüm ülkede kaç tane atık deposu olduğu tam olarak bilinmemekle beraber 20’den fazla olduğu tahmin edilmektedir. Çeçenistan’da gömülü bulunan binlerce tonluk bu tehlikeli atıklar belki Rus işgalinden daha büyük bir felaket potansiyeli taşımaktadır. Uzmanlara göre yarım milyon tonu bulabilecek bu atıkların bir şekilde ortaya çıkmaları tüm Kafkasya’yı etkileyebilecek ve cehenneme çevirebilecek miktardadır.
Çeçenistan’daki hak ihlalleri maalesef Rusya’nın büyük ölçüdeki karartmalarına, uluslararası arenada devletlerin Rusya ile olan ilişkilerine ve reelpolitiğe kurban edilmekte, gerektiği gibi ele alın(a)mamaktadır. İlk savaş çıktığında dönemin ABD Başkanı olan Bill Clinton’un beyanatı bugün de Batı dünyasının arkasında olduğu düşünceleri yansıtmaktadır. Clinton: “Bu bir iç meseledir. Düzenin en az kan ve şiddetle tekrar sağlanacağını umuyoruz.” demişti. Uluslararası toplumun Çeçenistan’da yaşananlara karşı ilgisizliğe varan bu mesafeli tutumu ABD, AB ve Rusya arasındaki güç dengeleri, stratejik, siyasi ve ekonomik ilişkilerle birbirine bağlıdır. Bu anlamda Doğu Timor’daki Hıristiyan yönetime kucak açan ve bu coğrafyanın her şeye rağmen bağımsız bir devlet yapılması için efor sarf eden uluslararası toplum, hemen hemen nüfusunun %90’dan fazlasını Çeçenlerin oluşturduğu ve bağımsızlık için hemen her türlü kriteri bünyesinde barındıran Çeçenistan’ın sesine kulak vermemektedir.
Batı dünyasının bildik tavırlarını anlamak daha kolayken İslam dünyasının vurdumduymazlığı bu coğrafya insanını adeta kahretmektedir. Rusya’nın Kafkasya’yı kaybetmeme adına bilerek çıkardığı savaşta Çeçenistan, İslam dünyası tarafından da uluslararası arenada yalnız bırakılmıştır. İslam dünyası savaşı bitirme adına hemen hiçbir irade ortaya koymadığı gibi aynı zamanda Rusya’yı Çeçenistan’da devam eden kirli savaşa rağmen İslam Konferansı Örgütü’nün gözlemci üyesi olarak kabul edebilmiştir. İslam dünyası Kafkasya’da yapmış olduğu bu büyük hatayı derhal tamir etmeli, Rusya ile olan münasebetlerinde Çeçenistan’da yaşanan hak ihlallerini ve hepsinden önemlisi Çeçen halkının determinasyon hakkının Rusya tarafından da kabullenilmesi gerektiğini ısrarla belirtmelidir.
Çeçenistan’daki haksız ve orantısız güç kullanımı, işkenceler, toplama kampı vahşetleri, gece yarısı baskınları, bombardıman ve katliamlar bugün de devam etmektedir. Sayıları yarım milyona varan mülteciler bugün de her türlü mahrumiyetle yaşam savaşı vermektedir. Çeçenlerin uluslararası terörizmle ilişkilendirilme gayretleri adına, 11 Eylül sonrası Rusya tarafından propaganda malzemesi olarak kullanılsa da asıl terör eylemlerini yapanın, kullanılması yasak silahlarla Çeçenistan’ı cehenneme çevirenin hatta sınır ötesi operasyonlarla Çeçen liderleri katletmeye varan aymazlığa başvuran tarafın Rusya olduğu tüm dünya kamuoyu tarafından bilinmekte ve kabul edilmektedir.
Gerçekten haklıya hakkının verileceği ve Çeçenlerin hür ve özgür bir şekilde insanca yaşamlarını devam ettirecekleri günlerin yakın olmasını temenni ediyoruz.
(14 Ocak 1965–10 Temmuz 2006)
(Bakara 156)
Sürgün yaşamış, işgal ve baskı görmüş bir halkın ve bu halkın bir parçası olan bir ailenin vatanlarına dönmesinden kısa bir süre sonra 1965’te dünyaya gelen Basayev, Çeçenistan’da Kafkasya gerçeğiyle yüz yüze yaşadı. 1982 yılında okuldan mezun olduktan sonra Sovyet Ordusu’nda iki yıl askeri eğitim aldı. Takip eden dört yıl boyunca, güney Rusya’nın Volgograd bölgesinde çalıştı. 1987’de Moskova’da mühendislik eğitimine başladı. Öğrencilik yıllarında devrimci kişiliği ile ön plana çıktı ve hayatı boyunca özgür Çeçenistan için savaştı. Abhazyalı bir hanımla evlendi, biri erkek üçü kız olmak üzere dört evlat sahibi oldu.
1991 Ağustosu'nda Moskova'daki hükümet darbesi sırasında, Komünist Sovyetlere karşı Yeltsin taraftarları arasında yer aldı. Cahar Dudayev, Aslan Mashadov, Abdulhalim Sadullayev gibi örnek isimlerin dava arkadaşıydı.
Sovyetler Birliği’nin dağılma süreci ile tekrar başlayan Çeçen mücadelesi, 1991 yılında Dudayev’in önderliğinde bağımsızlığın ilan edilmesiyle yeni bir döneme girmişti. Çeçenistan’ı tanımayan Rusya Çeçenistan sınırına asker yığıyor, Çeçenistan’la diplomatik ilişkiler geliştirmeye çalışan devletlere engel oluyor ve Çeçenistan’a ambargo uyguluyordu. İşte bu noktada źamil Basayev, Çeçenistan’da yaşanan insanlık dramını duyurmak için bir Rus uçağını 1991 yılında Ankara’ya kaçırdı ve böylelikle dünya kamuoyu onu tanımış oldu.
Basayev, Abhazya'ya gönderilen Çeçen birliklerin komutanı iken, 1992 yılında Abhazya'nın Gürcü işgalinden kurtulmasında birinci dereceden etkili olan Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) birliklerinin komutanlığına getirildi. Ancak, Kafkasya’da kurulacak bağımsız bir İslam devleti düşüncesine karşı olan Rusya, Dudayev’e karşı askeri birliklerini Çeçenistan’a gönderince, Basayev Abhazya’dan ayrılarak Çeçenistan’a döndü ve Rus yanlısı silahlı birliklerin dağıtılmasında etkili oldu.
1994 yılında Rusya Çeçenistan’ı işgal edince, źamil Basayev Ruslar tarafından en fazla aranan Çeçen liderlerden biri haline geldi. Nitekim Rus savaş uçakları 1995 yılında źamil’in Vedeno’daki evini bombalayarak ailesinden eşinin ve çocuklarının da aralarında bulunduğu 11 kişiyi şehit etti.
Rus güçlerin sivillere karşı giriştikleri katliamların en üst seviyelere ulaştığı Haziran 1995'te, źamil Basayev ve Çeçen direnişçiler Stavropol’da Budennovsk Hastanesini kuşatarak 1600 kişiyi rehin aldı. Basayev, kuşatma ile Rusya’nın Çeçenistan’dan çekilmesi yönündeki taleplerini yineledi. Birkaç gün süren kuşatma sonunda 129 kişi ödü, 415 kişi yaralandı. Bu baskının yapılmasını tetikleyen şartları görmezden gelerek baskında zarar gören siviller için ayağa kalkan kamuoyu ise, Çeçenistan’da soykırıma uğrayan, yerlerinden edilen bir halkın zorlu yaşantısını görmemeyi tercih ettiler.
Çeçenistan’a adanmış bir hayatın taşıyıcısı Basayev, 1996 yılı Nisan ayında Çeçen Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Komutanlığına getirildi ve Rus güçleri Çeçenistan'ı boşaltmaya mecbur eden Caharkale (Grozni) operasyonunu komuta etti. Basayev’in Grozni’de elde ettiği başarı Rus güçlerinin geri çekilmesine ve I.Çeçen Savaşı’nın sona ermesine vesile oldu. Caharkale operasyonundan sonra Rusya bölgeyi terk etti, 31 Ağustos 1996 yılında imzalanan Hasavyurt Antlaşması ile barış tesis edildi ve Aslan Mashadov devlet başkanı seçildi.
Basayev, 1998'de Caharkale'de yapılan Çeçen-Dağıstan Halkları Kongresi'nde başkan seçildi. Kongrenin ikinci toplantısında alınan kararla 1 Ağustos 1999'da kurulan İslam źurası'nın başkanı oldu.
Bağımsız bir Dağıstan-Çeçen İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasını destekleyen Basayev ve Hattab, komuta ettikleri 2000 mücahitle Dağıstan’daki haksız saldırıyı engellemek istediler. Ancak 1996’da ummadığı bir yenilgiyi tamir etmek isteyen Rusya’nın isteği de buydu. Rusya bölgeye müdahale etti, dahası Dağıstan ayaklanmasını bahane ederek Çeçenistan’a girdi ve böylece II. Çeçen Savaşı başlamış oldu. Rusya’nın I. Çeçen Savaşı ardından gelen barışı ihlal ederek Ekim 1999’da Çeçenistan'ı yeniden işgal etmesi üzerine, doğu cephesi komutanlığı görevini sürdürmeye başlayan Basayev, ikinci savaş sırasında Grozni'yi savunurken yaralandı ve bir ayağını kaybetti.
Rusya’nın 1999’da bölgeye tekrar girmesiyle başlayan II. Çeçen Savaşı’nın Çeçen halkına bilançosu ağır olmuştu. Ambargo, kontrol noktaları, temizlik operasyonları, toplama kampları, kaçırılma, yağmalama, tecavüz, işkence gibi uygulamalar, Çeçenistan’da yaşanan dram sonucu gerçekleşen iltica olayları ağır kayıplar verdirmişti. Kendi hayat hikayeleri Çeçenistan halkının yaşadığı dramın seyri ile şekillenen Basayev ve dava arkadaşları, 23 Ekim 2002’de Rus güçlerinin Çeçenistan’dan çekilmesini talep etme amacıyla gerçekleştirilen Moskova Tiyatro Baskını’nı yönetti. Bu baskını devlet başkanı Aslan Mashadov’un bilgisi dahilinde yürütmemesi Basayev ile Mashadov arasında gerilime sebep oldu.
Ayrıca, Basayev 2004 yılında Kuzey Osetya'nın Beslan kasabasındaki bir ilkokula yapılan ve Rusya’nın güya kurtarma operasyonu adı altında kendi vatandaşlarını katlettiği eylemin de sorumluluğunu üstlendi. Rusya, Beslan kasabasındaki eylemin ardından Basayev'in başına 10 milyon dolar ödül koymuştu.
źamil Basayev başına konan bir servete rağmen, Rus gazeteci Andrei Babitsky’e ropörtaj verdi. Ropörtajda, “bilinçli olarak” masum çocuk ve kadınların ölümüne neden sebep olduğu sorulduğunda, Rusya’nın “resmi olarak” öldürdüğü 40 bin Çeçen çocuğu hatırlattı. Basayev’in bu ropörtajı Amerika’nın ABC kanalında yayınlandı. Kanal’ın ropörtajı yayınlamasının ardından Rusya, ABC televizyonundan gazetecilerin Rusya’ya girişini yasakladı. Yine 3 źubat 2005’te, İngiltere’den Kanal 4 Basayev ile ropörtaj yapacaklarını açıkladı. Rusya Dış İşleri Bakanlığı bu ropörtajın ‘terörist’lere güç kazandıracağını ileri sürerek İngiliz Hükümeti’nden röportajı iptal etmelerini talep etti. Fakat İngiltere Dış İşleri Bürosu özel bir kanalın yayınına müdahale edemeyeceklerini söyledi ve ropörtaj planlandığı tarihte gerçekleşti.
20. yüzyıl son çeyreğinde Avrupa’nın göbeğinde Bosna’da gerçekleşen soykırıma kayıtsız kalan dünya kamuoyu Çeçen Savaşı’na da gözlerini yumdu. Çeçenistan’da yaşanan hak ihlalleri kayıtlarda yerini almazken, Basayev ve arkadaşlarının çabası terörist mücadele olarak yaftalandı. Basayev, 21 źubat 2000 tarihinde verdiği ropörtajda “Bu savaş içerisinde olabilecek her türlü şeye hazırız. Karşılaşacağımız her zorluğu aşabilecek güçteyiz. Buna inancımız tam. Fakat bizim beklemediğimiz ve anlayamadığımız şey inançsız Batı’nın desteğiyle dünyanın gözü önünde Ruslar tarafından gerçekleştirilen imha çalışmaları karşısında, İslam aleminin içinde bulunduğu hayret verici sessizlik.” diyordu. “Dünya Müslümanlarına Çeçen sorununa sahip çıkmaları için çağrıda bulunmayacak mısınız?” dendiğinde “Eğer Allah’ın çağrısı ve tehdidi bu insanların kalplerini titretmediyse benim, yani Rabbine karşı son derece zayıf ve aciz olan źamil’in onlardan bir yanıt beklemesi yanlış olur.” cevabını veriyordu. Namazını, orucunu, yaşamını ve ölümünü Alemlerin rabbi için adayan bir hayattı Basayev’inkisi.
źamil Basayev, Budenovsk baskını (1995), Mosokova tiyatro baskını (2002), Grozni karargahının bombalanması (Aralık 2002), Beslan okul baskını (Eylül 2004), Bumerang Operasyonu (Eylül 2004), Nalçık baskını (Ekim 2005) gibi olayları üstlendi. Dedesi gibi kendi çocukları da Rus askerlerinin zulümlerine maruz kalan, hayatı cepheden cepheye koşmakla geçen Basayev, kimi zaman sivil halkın da etkilendiği bu baskınlardan dolayı eleştirilere maruz kaldı. Çeçen sorununu cephedeki gayretinin yanında diplomasi yoluyla çözme arayışında olan Aslan Mashadov ile görüş ayrılıkları oldu ancak bu durum Çeçenlerin özgürlük mücadelesini aksatmadı ve mücadelenin geneline yansımadı.
Mart 2006’da Çeçen Cumhuriyeti başkanı Ramazan Kadirov, 3000 askerin dağlarda Basayev’i aramak için görevlendirildiğini ilan etti.
Yeryüzünde haritalar yeniden çizilirken, mazlum halklar açlık, korku, mallardan ve canlardan eksiltilme ile imtihan edilirken, Çeçenistan’da alevlenen özgürlük mücadelesi, Dudayev, Yandarbiyev, Mashadov, Sadullayev ve Basayev gibi liderlerin ve onların destekçilerinin omuzlarında hayat buldu. Savaşın başladığı günden bu yana 300 bin şehit veren Çeçen halkı, Dudayev, Raduyev, Yandarbiyev, Mashadov ve Sadullayev’in şehadetlerinin ardından źamil Basayev’i de şehit verdi. 10 Temmuz 2006’da İnguşetya’nın Ekazevo köyünde askeri bir konvoyda seyreden Basayev, konvoydaki bir patlayıcının infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti.

“Unutma, büyük savaşlar büyük kahramanlar ister!"
Aslan Mashadov
1999 yılında başlayan II. Çeçen Savaşı’nın sonu gelmiş değil. Bu süre zarfında Rusya Çeçen direnişinin öncülerini birer birer öldürdü. İlk önce I.Çeçen Savaşı esnasında, Çeçenistan’ın ilk cumhurbaşkanı ve Çeçenistan’daki bağımsızlık mücadelesinin önderi Cevher Dudayev, Gekhi-cu köyünde füze saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Yine Çeçen direniş önderlerinden Salman Raduyev, Rus hapishanesinde işkenceyle öldürüldü. Bir başka önder Zelimhan Yandarbiyev Katar’da cami çıkışında haince bir suikastla şehit edildi. Daha sonra Çeçenistan başbakanı Aslan Mashadov, Tolstoy-Yurt kasabasında Rus özel birlikleri tarafından düzenlenen bir operasyonla katledildi. Mashadov’un halefi olan Abdülhalim Sadullayev ise Ruslar tarafından Argun kasabasında şehit edildi. Ve son olarak ya da sondan bir önce, İnguşetya’nın Ekazevo köyünde askeri bir konvoyda seyreden Basayev, konvoydaki bir patlayıcının infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti. Böylelikle Çeçen direnişindeki kilit isimler mücadeleyi yeni nesil Çeçen direnişçilere emanet ederek şehadet kervanına katıldı.
» Cahar DUDAYEV, 21 Nisan 1996’da sehit edildi.
» Salman RADUYEV, 14 Aralik 2002’de sehit edildi.
» Zelimhan YANDARBIYEV, 13 Subat 2004’de sehit edildi.
» Aslan MASHADOV, 8 Mart 2005’de sehit edildi.
» Abdulhalim Sadullayev 17 Haziran 2006’da sehit edildi.
» Samil BASAYEV, 10 Temmuz 2006’da sehit edildi.» Cahar Dudayev “Şahadete talibim. Şehitliği rütbe ve şeref kabul ediyorum. Kanımın son damlasına kadar ülkemin bağımsızlığı ve milletimin hürriyeti için savaşmaya hazırım.”
» Salman Raduyev “Kendi vatanımı savundum. Biz Rusları çağırmadık. Onlar gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz savaş istemedik, onlar gelip bizimle savaşmak istediler. Askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdüler. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil mükafattır. Allah’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey, Allah’ın elinde. O istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce Allah’ın sonra komutanım Cehar Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.”
» Zelimhan Yandarbiyev Çeçen halkının mücadelesini uluslararası kamuoyunda gündeme getirmek için muhtelif İslam ülkelerinde konferanslar verdi. Aslan Mashadov’un resmi temsilcisi sıfatıyla yürüttüğü diplomatik ilişkilerle de Çeçen mücadelesini siyasi arenaya taşıdı.
» Aslan Mashadov “Unutma, büyük savaşlar büyük kahramanlar ister!"
» Abdulhalim Sadullayev 1967 yılında Çeçenistan’ın Argun şehrinde doğdu. Ünlü Çeçen din adamlarından eğitim aldı. Çeçenistan Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü’nde eğitim gördü ancak savaşın başlaması ile eğitimini bıraktı.
» Şamil Basayev Ocak 1965 yılında Çeçenistan’ın Vedeno Köyü’nde dünyaya geldi. 1987’de Moskova’da mühendislik eğitimi aldı.
MAKALELER
» Kimliksiz kalan sen misin yoksa ben mi? “Ben hayvanlar gibi yaşamaktan bıktım, böyle başkalarına muhtaç yaşamak istemiyorum artık.” diyor, İstanbul Fenerbahçe Çeçen Kampı’nda ziyaret ettiğimiz Adem amca. Yüreğim yanıyor bu sözleri duyunca. Dilimden bir “Estağfirullah” sözü çıkabiliyor ancak. Eziliyorum. Bir insana bu sözleri söyletenler arasında olmaktan korkuyorum. “Meşru olarak Çeçen olamıyorum, Rus olmayı ben kabul etmiyorum, kimliğim yok, varlığım kabul edilmiyor.”
» Çeçen mülteciler geri dönmeye zorlanıyor Kuzey Kafkas halklarının sürgün hikayesi 1864’deki Büyük Kafkas Sürgünü’nden sonra tarihin tozlu raflarında kalan bir vakıa olmadı. Aksine, sürgün Kafkas halkları için bugün de devam eden bir süreci yansıtıyor. Rusya’nın Çeçenistan’da 1994’ten bu yana sürdürdüğü savaş, 500 binden fazla kişinin yurtlarından edilmesine neden oldu. 99’dan bu yana komşu cumhuriyet İnguşetya’ya sığınan 160 binden fazla Çeçen, zor şartlar nedeniyle tükenme noktasına gelmiş durumda. Çeçen mültecilerin çoğu terkedilmiş tren vagonlarında, yakıtsız binalarda ve çadırlarda yaşamaya çalışıyor.
» Annem iyi olsun ve savaş bitsin Dünya kamuoyunun yaşanan sıcak gelişmelerden dolayı Ortadoğu’ya odaklandığı bir dönemde, başka bir insanlık dramının muhataplarını, İstanbul’da bulunan Çeçen mültecileri ziyaret ediyoruz. Kampta yaşayan çocuklarla yaptığımız görüşmelerden yola çıkarak tekrar görüyoruz ki, savaşlar sivil halk üzerinde kolay kolay unutulmayacak izler bırakıyor.
» Beslan balonu patladı Beslan’dan sonra, Osetya ve Kafkasya’nın diğer bölgelerinde Çeçen düşmanlığı artmadı; beklenenin aksine Moskova sorgulanır hale geldi.
» Kimliksiz kalan sen misin yoksa ben mi?
Çeçenistan’da hak ihlalleri
Soğuk Savaş sonrası tüm dünyada meydana gelen kargaşa ve savaş ortamının en uzun sürelisi kuşkusuz Çeçenistan’da yaşandı ve hala yaşanmakta. İlki Aralık 1994’te başlayıp Ağustos 1996’da biten, ikincisi 1999 Ekim’inde başlayan ve hala devam eden savaşlardan etkilenmeyen tek bir Çeçen yoktur.
Çeçen halkı için katliamlar, işkenceler, soruşturmalar ve sürgünler hiç de yabancı sayılmaz. Altmışlı yaşlarda olup üçüncü sürgününü yaşayan binlerce Çeçen bulunmaktadır. 1864 Büyük Kafkasya Sürgünü’nde zorla yerlerinden edilen 1,5 milyondan fazla Kafkasyalı içerisinde ve 1944 yılında Almanlarla iş birliği yaptıkları gerekçesiyle Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya’ya gönderilenler arasında yüz binlerce Çeçen bulunmaktaydı. Bu insanların önemli bir kısmı zor yolculuk koşullarında ve zorunlu yerleşimin ilk yıllarında hayatlarını kaybetmişlerdir.
Bu bağlamda Çeçenler adeta geçmişin tekrarını yaşamaktadırlar. Çeçenistan’da yıllardır değişmeyen bir hikaye yaşanmakta, yetişkinler yeni nesillere savaştan ve getirdiği sıkıntılardan, mültecilik dönemlerinden bahsetmektedirler. 1994–96 savaşı boyunca ve hala devam etmekte olan savaşta göç eden insanların sayısı her iki savaşta 500’er bini bulmuştur. Bu insanlar saatte dört binden fazla patlamanın yaşandığı Caharkale gibi Çeçen kentlerinden, daha emin olarak gördükleri komşu ülke ve bölgelere göç edebildikleri için kendilerini şanslı saymaktadırlar.
Çeçenistan’da kalmak, hayati tehlike de dahil her türlü sorunla karşılaşmayı peşinen kabullenmek demektir. Her iki savaşta kimyasal olanlar da dahil olmak üzere kullanılan silahlar, yapılan bombardımanlar 300 binden fazla Çeçenin hayatına mal olmuştur. Bu rakam bir milyondan fazla olmayan Çeçen nüfusun neredeyse üçte birlik bir kısmını oluşturmaktadır.
Özellikle son 12 yıl içerisinde, Çeçenistan’da yaşayan birçok kişi için “hayatta kalmak” her gün yenileri eklenen acı haberlerle birlikte ölüp ölüp dirilmek anlamına geliyor. Bu baskı çemberinde insanlar yoğun bombardıman neticesinde hayatını kaybetme ya da yaralanıp sakat kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kaçırılma, yağmalama, tecavüz vakaları, toplama kampları gerçeği ile yaygın işkence olayları ve ‘temizleme operasyonları’ adı altında gece yarısı baskınlarının getirdiği derin psikolojik izler, insanları yaşamla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlamaktadır. Hatta insanlar kaybolan ya da katledilen yakınlarının nerede olduğunu sorma ya da cesetlerine ulaşma imkanından da çoğu zaman mahrum kalmaktadırlar. Şansı yaver gidip de yakınlarının cesetlerine ulaşabilen aileler ise bu cesetlere ulaşmak ve dini vecibelerini yerine getirerek defnetmek için bile Rus askeri birimlerine astronomik fiyatlar ödemek zorunda kalmaktadırlar. Rusya’nın taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ederek her iki savaşta da hastaneleri, doğumevlerini, pazarları ve yerleşim yerlerini ve mülteci konvoylarını hedef alması insanların endişelerini haklı çıkarmaktadır.
Yedinci yılına giren ikinci savaş boyunca mültecilerin sayılarına dair veriler sürekli olarak değişmiştir. Kayıtların düzenli tutulamaması ve kayıt dışı mülteciliğin yaygınlığı sebebiyle net rakamlara ulaşmak, çoğu zaman mümkün olmamıştır. Verilere göre mültecilerin sayısı savaş boyunca 400 bin ila 800 bin arasında değişmiştir. Ayrıca Çeçenistan içerisinde yerinden edilen 240 bin insandan bahsedilmektedir.
Çeçenistan’da seyahat özgürlüğü bulunmayan insanlar bodrum katlarında ve yıkıntılar arasında yaşamaya çalışmaktadır. Su almak için çocuklarıyla sokağa çıkmak zorunda kalan insanlara bile Rus keskin nişancılar tarafından ateş açılmaktadır. Çeçenistan içerisinde evleri yıkılan ya da tehlike içerisinde bulunan insanlar sıklıkla yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Grozni, Vedeno, Şali, Gudermes, Argun, Urus Martan ve daha birçok Çeçen şehri defalarca asker-sivil ayrımı yapılmaksızın bombardımana tabi tutulduğundan, insanlar akrabalarının ya da tanıdıklarının bulunduğu daha güvenli şehir ve kasabalara göç etmişlerdir.
Elbette göçler kolay olmamaktadır. Zira Rusların mülteci konvoylarını ve gruplar halinde yol alan mültecileri hava ve karadan bombardımana tutmaları, onlara geçiş noktalarındaki karakollarda taciz ve saldırılarda bulunmaları sıkça karşılaşılan olaylar arasındadır. Bir istatistiğe göre Çeçenistan’da bulunan mültecilerin %90’ının en az bir ya da birden fazla akrabası hayatını kaybetmiş durumdadır.
Çeçenistan kuşatılmış ve baskı altında tutulan bir coğrafya olma özelliğini uzun yıllardır sürdürmektedir. Komşu ülke ve bölgelerin önemli bir kısmı Rusya Federasyonu’na bağlı iken Gürcistan’la sınırın bulunduğu kısım da ikinci savaşın başlamasının hemen ardından “Pankisi olayları” bahane edilerek çok yoğun bir güvenlik duvarıyla çevrelenmiştir. Hatta bu coğrafyaya ABD, Rusya ve Gürcistan güvenlik güçleri defalarca operasyon düzenlemiş ve güya terörist avına çıkılmıştır. Bu şekilde abluka altına alınmış bir coğrafya içerisinde, Rusya’nın bizzat 200 bine varan asker ve diğer personelinin ve Rus yanlısı Çeçen güçlerin insafında devam eden bir hayat yaşanmaktadır Çeçenistan’da.
Çocuklar için okul ya da eğitimden bahsetmenin neredeyse imkanı yoktur. Zira Rus bombardımanında öncelikli hedefler arasında okullar da bulunmaktadır. Kullanılacak derecede iyi olan okulların önemli bir kısmı da Rus askerlerince kışlaya ya da toplama kamplarına dönüştürülmüştür. Çok az bir kısım okullarda devam eden eğitimin kalitesi ise savaş ortamında eğitim gören öğrenci ve öğretmenlerin psikolojileri dikkate alınacak olursa kolayca tahmin edilebilecektir. Çeçenistan’da böyle bir ortamda eğitim vermeye çalışan bir öğretmen durumu şu şekilde aktarmaktadır: “Çeçenistan’da savaş ile yakın ya da uzak teması olmayan çocuk yok denebilir. Bazıları bombardıman sırasında yaralanmış, bazıları da ebeveynlerini, yakın akrabalarını kaybetmişler. Öğretmenler öğrencilerin asık yüzlerine bakarak ders anlatmak zorundalar. Oysa savaştan önce okullarımızda normal bir hayat, iyi bir eğitim ve en önemlisi mutlu çocuklar vardı.”
Çeçenistan’da çok fazla gündeme getirilmeyen konulardan biri de ülkedeki nükleer atık depolarıdır. Tüm ülkede kaç tane atık deposu olduğu tam olarak bilinmemekle beraber 20’den fazla olduğu tahmin eidilmektedir. Çeçenistan’da gömülü bulunan binlerce tonluk bu tehlikeli atıklar belki Rus işgalinden daha büyük bir felaket potansiyeli taşımaktadır. Uzmanlara göre yarım milyon tonu bulabilecek bu atıkların bir şekilde ortaya çıkmaları tüm Kafkasya’yı etkileyebilecek ve cehenneme çevirebilecek miktardadır.
Çeçenistan’daki hak ihlalleri maalesef Rusya’nın büyük ölçüdeki karartmalarına, uluslararası arenada devletlerin Rusya ile olan ilişkilerine ve reelpolitiğe kurban edilmekte, gerektiği gibi ele alın(a)mamaktadır. İlk savaş çıktığında dönemin ABD Başkanı olan Bill Clinton’un beyanatı bugün de Batı dünyasının arkasında olduğu düşünceleri yansıtmaktadır. Clinton: “Bu bir iç meseledir. Düzenin en az kan ve şiddetle tekrar sağlanacağını umuyoruz.” demişti. Uluslararası toplumun Çeçenistan’da yaşananlara karşı ilgisizliğe varan bu mesafeli tutumu ABD, AB ve Rusya arasındaki güç dengeleri, stratejik, siyasi ve ekonomik ilişkilerle birbirine bağlıdır. Bu anlamda Doğu Timor’daki Hıristiyan yönetime kucak açan ve bu coğrafyanın her şeye rağmen bağımsız bir devlet yapılması için efor sarf eden uluslararası toplum, hemen hemen nüfusunun %90’dan fazlasını Çeçenlerin oluşturduğu ve bağımsızlık için hemen her türlü kriteri bünyesinde barındıran Çeçenistan’ın sesine kulak vermemektedir.
Batı dünyasının bildik tavırlarını anlamak daha kolayken İslam dünyasının vurdumduymazlığı bu coğrafya insanını adeta kahretmektedir. Rusya’nın Kafkasya’yı kaybetmeme adına bilerek çıkardığı savaşta Çeçenistan, İslam dünyası tarafından da uluslararası arenada yalnız bırakılmıştır. İslam dünyası savaşı bitirme adına hemen hiçbir irade ortaya koymadığı gibi aynı zamanda Rusya’yı Çeçenistan’da devam eden kirli savaşa rağmen İslam Konferansı Örgütü’nün gözlemci üyesi olarak kabul edebilmiştir. İslam dünyası Kafkasya’da yapmış olduğu bu büyük hatayı derhal tamir etmeli, Rusya ile olan münasebetlerinde Çeçenistan’da yaşanan hak ihlallerini ve hepsinden önemlisi Çeçen halkının determinasyon hakkının Rusya tarafından da kabullenilmesi gerektiğini ısrarla belirtmelidir.
Çeçenistan’daki haksız ve orantısız güç kullanımı, işkenceler, toplama kampı vahşetleri, gece yarısı baskınları, bombardıman ve katliamlar bugün de devam etmektedir. Sayıları yarım milyona varan mülteciler bugün de her türlü mahrumiyetle yaşam savaşı vermektedir. Çeçenlerin uluslararası terörizmle ilişkilendirilme gayretleri adına, 11 Eylül sonrası Rusya tarafından propaganda malzemesi olarak kullanılsa da asıl terör eylemlerini yapanın, kullanılması yasak silahlarla Çeçenistan’ı cehenneme çevirenin hatta sınır ötesi operasyonlarla Çeçen liderleri katletmeye varan aymazlığa başvuran tarafın Rusya olduğu tüm dünya kamuoyu tarafından bilinmekte ve kabul edilmektedir.
Gerçekten haklıya hakkının verileceği ve Çeçenlerin hür ve özgür bir şekilde insanca yaşamlarını devam ettirecekleri günlerin yakın olmasını temenni ediyoruz.Murat Yılmaz
Putin Vahşeti ve Çeçenistan Direnişi
5 Kasım 2002 Salı, Cuma dergisi
Türkiye'de bu sıralarda seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı hava bütün herkesin zihnini kuşatmış durumda. Bunu biraz tabii karşılamak gerekiyor. Çünkü 3 Kasım 2002 seçimleri gerçekten beklenmedik sonuçlara sebep oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin büyük bir başarı göstereceği tahmin ediliyordu. Ancak özellikle iktidar partilerinin bu derece büyük bir sarsıntı yaşayacakları herhalde tahmin edilmiyordu. Gördüğümüz kadarıyla iktidarın yanlış uygulamalarından muzdarip olanların tümü -AKP'ye oy vermiş olsun olmasın- sonuçtan gayet memnun. Biz ihtisasımız ve ilgi alanımız gereği kendi açımızdan, seçimlerin İslam dünyasındaki yansımaları üzerinde durmayı gerekli görüyoruz. Fakat bu konuyu inşallah Vakit gazetesi için yazacağımız yazıda ele alacağız. Cuma dergisinde bize tahsis edilen bölümde ise, seçim heyecanına ve seçim sonuçlarının doğurduğu havaya rağmen İslam dünyasında cereyan eden gelişmeleri tahlil etmemiz gerekiyor. En başta da Moskova'da yaşanan gelişmelerden sonra dünya gündeminin baş sırasına yerleşen Çeçenistan konusunu ele almayı uygun görüyoruz.
Emperyalist Güçler Birbirlerinin Ayaklarına Basmıyorlar
Putin'in Moskova'daki sözde rehine kurtarma operasyonunda uluslararası anlaşmalarda yasaklanmış bir zehirli kimyasal gaz kullandığı kesinleşti. Dolayısıyla yapılanın bir katliam olduğu da artık teslim edilmektedir. Bu durum karşısında Putin yönetimine değişik çevrelerden tepkiler yöneliyor. Ne var ki birbirlerinin ayaklarına basmaktan çekinen emperyalist güçlerin yüzleri en az Putin'inki kadar kara olduğundan onlar pek seslerini yükseltmek istemiyorlar. Saddam'ın elinde toplu imha silahları bulunduğu iddiasını kullanarak Irak halkını topluca imha etmeye kalkışan ABD, Putin'in kendi vatandaşlarına karşı bir toplu imha gazı kullanması karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor. Putin, kamuoyundan ve sivil kuruluşlardan gelecek tepkilerin etkisini azaltmak için de bir karşı atağa geçmiş bulunuyor. Bu amaçla dünyanın neresinde Çeçenistan'daki bağımsızlık davasıyla yakından ilgilenen veya Çeçen kökenli, öne çıkmış biri varsa tespit edip onun Moskova'daki tiyatro eylemiyle irtibatının bulunduğunu iddia ediyor ve o kişinin bulunduğu ülkenin yöneticilerinden de tutuklanıp kendisine teslim edilmesini istiyor. Diplomatik alandaki baskı ve etki gücünü de bu amaçla değerlendirmeye çalışıyor. Ancak eski emperyalist tehdit gücünü kaybetmiş olduğundan, ekonomik yönden de herhangi bir yaptırım imkanı olmadığından başlatmış olduğu diplomatik atak pek fazla etki gösterebilmiş değil.
Tepkilerden Kendini Sıyırmaya Çalışan Rusya'nın Diplomatik Atağı
Rusya sözünü ettiğimiz karşı atak çerçevesinde, Kopenhag'da Çeçen zirvesinin gerçekleştirildiği günlerde, Danimarka hükümetinden, Aslan Maşadov'un resmi temsilcisi Ahmed Zakayev'in tutuklanmasını istedi. Ne yazık ki Danimarka hükümeti de misafire karşı nankörlük ederek Rusya'nın isteğini yerine getirdi ve Zakayev'i tutukladı. Fakat bir süre sonra Danimarka İçişleri bakanı bayan Lini Aspirsen bir açıklama yaparak Rusya'nın Zakayev hakkındaki iddialarının doğru olmadığını, Zakayev'in Moskova'daki eylemle irtibatına dair hiçbir delile ulaşılamadığını, bu yüzden de onu serbest bırakacaklarını açıkladı. Bakan, Rusya'nın Zakayev'in kendisine teslim edilmesi yönündeki talebinin de kabul edilmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Bu gelişme Rusya'nın karşı atağının ve Çeçenistan davasıyla irtibatlı olanların tümünü potansiyel suçlu gösterme girişiminin iyi bir yara almasına sebep oldu.
Türkiye'ye Nota
Bilindiği üzere Rusya, Türkiye'deki bazı Çeçenlerin tutuklanması ve faaliyetlerinin durdurulması talebiyle bir nota verdi. Rusya, notasında kastettiği kişilerin temsilcilik sıfatlarının olduğunu ileri sürüyordu. Ancak Türkiye tarafından verilen cevapta böyle bir temsilciliğin olmadığı, dolayısıyla kapatılmasının ve kastedilen kişilerin tutuklanmasının söz konusu olamayacağını bildirdi. Bu gelişme de Rusya'nın, eziklikten ve yeniklikten kaynaklanan karşı atağına kimsenin pabuç kaptırmaya niyetli olmadığını ortaya koydu.
Dışarıda Başarılı Olamayan Putin'in İçerideki Atağı
Dış dünyadaki diplomatik ataktan istediği sonucu elde edemeyen Rusya, kendi sınırları içinde adeta bir intikam havası içine girmeye başladı. Bu intikam havası estirmenin amacı da içeriden gelecek kamuoyu tepkilerini bastırmak ve dikkatleri gazlı katliamdan ziyade bu katliama gerekçe gösterilen rehin alma eylemi üzerine çekmekti. Bu vesileyle aynı zamanda medya organlarının kimyasal gaz kullanımı konusundan ziyade, onun öncesinde yaşanan gelişmelere dikkat çekmeleri sağlanmış oldu.
Yorgun Askerlerle İntikam Saldırıları
Rusya'nın estirdiği intikam havasında birinci hedef Çeçen direnişçilerdi. Putin yönetimi Çeçenistan'da oldukça kapsamlı ve geniş çaplı bir operasyon başlattıklarına dair açıklama yaptı. Fakat uzun süreden beridir zoraki savaştırılmaktan dolayı bıkkın ve yorgun düşmüş, ciddi moral kaybına uğramış askerlerin kara saldırılarında Çeçen direnişçilere karşı fazla bir varlık göstermeleri imkanı yoktu. Bu yüzden Rus kuvvetleri daha çok hava saldırılarına ağırlık verdiler. Aynı taktiğe İsrail işgal devleti de başvuruyor. Fakat Filistin'deki şartlarla Çeçenistan'daki şartlar çok farklı. Siyonist saldırganlar herhangi bir hava operasyonu düzenleyecekleri zaman gecenin saat üçünde gidiyor meskun bir mahallenin üzerine havadan roket yağdırıyor ve böylece bazı aileleri topluca yok ediyor, birçok insanın enkaz altında kalarak ölmelerine veya yaralanmalarına sebep olabiliyorlar. Tabii bu saldırılar sağ kalan Filistinlileri de yürekten yaralıyor. Ayrıca Filistinlilerin işgalci siyonistlerin uçaklarını ya da helikopterlerini düşürecek teçhizatları da yok. Ne yazık ki onlara bu konuda en büyük ihaneti de komşu Arap ülkeleri yapıyor ve Filistinli mücahitlerin siyonist saldırganlara karşı kendilerini savunmalarına imkan verecek teçhizatı temin etmelerini engelliyorlar. Bu engelleme işinde en büyük rolü de bizim ihanetin iki kapısı olarak nitelediğimiz Mısır ve Ürdün oynamaktadır. Çeçenistan'da ise durum böyle değil. Rus güçlerinin hava saldırılarında dağlık alanlara çekilmiş gerilla güçlerini hedef almaları gerekiyor. Buralarda gerillaların hava saldırılarına karşı kendilerine sığınak bulmaları mümkün olduğu gibi saldırı helikopterlerini düşürmeleri ihtimali de var. Nitekim son operasyonda da en az üç helikopterleri düşürüldü ve bunlarda birçok asker öldürüldü. Bu durum karşısında Moskova yönetimi ne kadar zorlasa da Rus saldırı helikopterlerinin gerilla güçlerine çok fazla yanaşarak riske girmeleri zor olmaktadır. Bütün bu sebeplerden dolayı Putin'in kastettiği geniş çaplı operasyonların Çeçen mücahitlere fazla bir zayiat vermesi ihtimali pek bulunmuyor.
Savunmasız Mültecilere Eziyet
Mücahitler karşısında sürekli kayıp veren Rus güçleri, son dönemdeki intikam operasyonlarında hiddetlerini biraz da mülteci kamplarına yığılmış durumdaki savunmasız Çeçenlerin üzerine yönelttiler. Rus askeri güçleri bu kampları kuşatmaya alarak içerideki mültecileri çeşitli şekillerde rencide ettiler.
Rusya'dan da ABD Taktiği: Müslümanları Potansiyel Suçlu Gösterme Çabaları
Moskova yönetiminin bir başka intikam operasyonu ise Rusya Federasyonu'nun değişik bölgelerinde yaşayan Müslümanlara yönelik olarak başlatılan tutuklama kampanyasıydı. Rusya, Moskova'daki olaylardan sonra tamamen Amerika'nın taktiği uygulayarak bütün Müslümanları potansiyel suçlu gibi gösterme çabaları içine girdi. Bu amaçla ülkenin değişik şehirlerinde faaliyet yürüten tanınmış Müslümanları tutukladı. Kendisi bir yandan bu tutuklamaları yaparken bir yandan da aynen Amerika'nın yaptığı gibi sivil halkı tahrik etmek amacıyla medya organlarını kullanarak Müslüman karşıtı bir propaganda faaliyeti başlattı. Bu propaganda faaliyeti ister istemez etkisini gösterdi ve 11 Eylül olayları sonrasında Amerika ve Avrupa'da Müslümanlara yönelik muhtelif saldırılar olduğu gibi son günlerde de Rusya'nın değişik yerlerinde benzer saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırılar ülkedeki Müslümanların ciddi şekilde huzursuz ve tedirgin olmalarına yol açtı. Bu tedirginlik sebebiyle Rusya'da yaşayan Müslümanları temsil eden bazı kuruluşlar Moskova'daki eylemi onaylamadıklarını açıklama ihtiyacı duydular.
İşgal Hükümetinde Kriz ve Filistin Direnişi
Rusya ve Çeçenistan'da böyle bir hareketlilik yaşanırken Filistin topraklarındaki hareketlilik de kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Ancak geçtiğimiz hafta İsrail işgal devleti de önemli bir sarsıntı geçirdi ve sıkıntılı bir dönemin içine girdi. Sarsıntının sebebi ise bütçe konusunda çıkan ihtilaftan dolayı, işgal devletinin eski savaş bakanı Benjamin ben Eliazer'in liderliğindeki İşçi Partisi'nin hükümetten çekilmesi oldu. Biz bu konudaki ihtilafın ayrıntılarını Vakit gazetesinde yayınlanan bir yazımızda ele aldığımızdan burada aynı bilgileri tekrar vermeye gerek görmüyoruz. (Bkz. İsrail'deki Hükümet Krizi )
İşgalci siyonist devletin başbakanı kasap Şaron, İşçi Partisi'nin katılımıyla geniş tabanlı hükümet kurmuştu. Ancak onun çekilmesiyle hükümeti kritik bir noktaya geldi. Bu yüzden aşırı siyonist (onlar aşırı sağ diyorlar) küçük partilerle pazarlıklar yapmaya başladı. Ayrıca Netanyahu gibi Likud Partisi'nin eski ağır toplarını hükümete almak suretiyle yeniden bir ulusal ittifak oluşturma çabaları başlattı. Fakat Şaron'un kritik noktada olduğunu ve onun kendilerine ihtiyacını iyi değerlendirebileceklerini düşünen söz konusu partiler ve şahıslar muhtelif şartlar ileri sürmeye başladılar. Şaron da buna karşılık erken seçim tehdidini kullanma yoluna gitti ve: "On gün içinde yeni hükümeti kuramazsam erken seçime giderim" dedi.
Biz bu yazıyı yazarken İsrail işgal devletinin hükümet krizi henüz çözüm noktasına gelmiş değildi. Alınan bilgilere göre Şaron, Ben Eliazer'den boşalan Savaş (onlar Savunma diyorlar) bakanlığı makamına genelkurmay başkanı Şaul Mofaz'ı oturtmaya karar vermişti. Şaul Mofaz en az Şaron kadar vahşi ruhlu ve kan emici biridir. Cenin katliamının da birinci derecede sorumlusu odur. Şaron, İşçi Partisi'nin eski genel başkanı Şimon Peres'den boşalan Dışişleri bakanlığı görevi için de Likud'un eski lideri Benjamin Netanyahu ile pazarlık yapıyordu. Biz şu kadarını ifade edelim ki, hükümet krizi ister aşılsın ister aşılamasın Şaron hükümeti bir dağılma sürecinin içine girmiştir. Yeni bir hükümet oluşturulsa bile çok ortaklı ve sorunlu bir hükümet olacaktır. Ayrıca İşçi Partisi'nin hükümetten çekilmesinin tek sebebi bütçeyle ilgili ihtilaf değildir. İşgalci siyonist devletin imaj değişikliği ihtiyacının olduğunu hesap ederek kendisini yeni bir döneme yani iktidara hazırlamak amacıyla çekilmiştir. Bu yüzden Şaron'a karşı etkili bir muhalefet yapmaktan çekinmeyecektir. Şaron'un ulusal birlik hükümetine ortak olduğu dönemde bütün suçlara ortaktı. Ama şimdi güya barış yanlısı ve konjonktüre uygun bir politika izliyormuş havası vererek Şaron'un uygulamalarını tenkit edecek ve Aksa intifadasıyla birlikte gelen çatışma ortamından artık çıkılması gerektiğini düşünen kitlenin oylarını toplamaya, bu arada uluslararası platformda da prim yapmaya çalışacaktır. Onun bu tutumu ise Şaron hükümetini yıpratacaktır.
İşgalci siyonistler kendi içlerinde hükümet krizi yaşasalar da Filistinlilere yönelik vahşi saldırılarını yine kesintisiz bir şekilde sürdürüyorlar. Son zamanlarda gerçekleştirdikleri saldırılarında ağırlıklı olarak Gazze bölgelerini hedef alıyorlar. Bu bölgede işgal güçlerinin saldırıları yüzünden Filistinlilerden ölen ve yaralanan olmadığı bir gün geçmiyor. Buna karşılık Filistinli direnişçilerin de işgalci saldırganlara yönelik çeşitli eylemleri oluyor. İşgalci saldırganlar, Gazze bölgesinde Batı Yaka'daki kadar rahat hareket etme fırsatı bulamıyorlar. Çünkü bu bölgede direnişçilerin eylemlerinden ve mücadelelerinden çekiniyorlar. Bu yüzden Gazze bölgesinde daha çok hava saldırılarına ağırlık veriyorlar. Bir de Mısır Filistin sınırına yığdıkları askerleri vasıtasıyla saldırılar gerçekleştiriyorlar ki bunda da Mısır'ın ihanetinin büyük rolü var. Mısır eğer ki kendi tarafından siyonist işgal güçlerine yönelecek tehditlere ve eylemlere engel olmasa işgalci siyonistlerin sınır bölgesinde kendilerini o kadar rahat hissetmeleri mümkün değildir.
![]()
Dudayev'ler ölmez!
Yayınlama zamanı: 20 Nisan 2005, 00:28![]()
21 nisan 1996, Çeçenistan’ın efsanevi lideri Cevher Dudayev’in şehadet tarihidir.
Halkının özgür olması için, şan, şöhret, para, kısaca aklınıza gelebilecek bütün maddi değerleri terk eden yiğit adam, onuruyla şehadet şerbetini içti. Göğsünü gere gere hak divanına yürüdü.
Dudayev 1944 yılının ocak ayında dünyaya geldi.On üç kardeşin en küçüğü idi.Doğum gününü tam olarak bilmiyordu.Çeçen sürgünü sırasında kundakta bir bebekmiş.Buna göre 1943 yılı sonu ya da 1944 yılı başlarında doğmuş olsa gerek. Doğumu ikinci dünya savaşının bitimine rastladı. Gözlerini dünyaya açtığında yokluk, kıtlık ve sefalete merhaba dedi.
Dudayev'in dünyaya gelişi sırasındaki yokluk ve sefalet sürprizine, bir de sürgün sürprizi ekleniyordu.
İkinci dünya savaşında Alman işgaline uğrayan Kırım ve Kuzey Kafkasya'nın batısındaki yenilgilere suçlu aranıyordu. Suçlu hemen bulundu. Çeçenler, Kırım Tatarları, Karaçay ve Balkar halkları idi bu suçlular.
Alman işgali altına girmeyen Çeçenistan ve Çeçen halkının, Almanlara nasıl işbirliği yaparak Rusya'ya ihanet ettiği bir türlü anlaşılamadıysa da, Çeçen halkı sürgünden kurtulamadı.
Rus yönetimi, yüzlerce yıldır kin beslediği Çeçen halkını, fırsat bu fırsattır diyerek tarih ve coğrafya sahnesinden silmeye teşebbüs etti.
21 şubat 1944 tarihinde Çeçen halkı top yekun olarak, 24 saat içinde elverişsiz şartlar altında ülkesini terke zorlandı. 850 bin Çeçen sürgün edildi. Bu sürgün sırasında Çeçen halkının yarıya yakını hayatını kaybetti.
Cevher Dudayev, suçlu olarak dünyaya geldi. Sürgün kararı verildiğinde yaklaşık 40 günlük bir bebekti. Annesinin kucağında sürgüne giden, belki de en küçük Çeçendi.
Sağlam bünyeli insanların dayanamadığı kış şartlarına, mucizevi bir şekilde direnen küçük Cevher (Dudi) sağ salim Kazakistan'a ulaşıyordu. Hz. Musa'yı en büyük düşmanı firavundan koruyan, hatta onun sarayında büyüten Rabbim, Cevher Dudayev'e de meleklerinin kanatlarını gererek onu büyük tehlikelerden koruyordu.
Dudayev Kazakistanın Çimkent şehrinde 13 yıl yaşadı. O, anne ve babasının anlattığı Çeçenistan'ı hep rüyasında görerek büyüdü. Kanlı diktatör Stalin'in ölümünden sonra Rus yönetimi, Çeçenlerin haksızlığa uğradığını kabul edip geri dönüşlerini serbes bıraktı.
1957 yılında gerçekleşen bu geri dönüş kervanına, Dudayev ve ailesi de katıldı.Dudayev ve ailesi, evlerine yerleşen Rusları, kazma ve küreklerle kovarak evlerine yeniden sahip oldular.
Çok zeki bir çocuk olan Dudayev, sınavlarını başarıyla verdiği Tambov Hava Harp Okuluna kaydoldu. Okulu başarıyla bitiren Cevher Dudayev, Sovyet ordusunda genç bir savaş uçağı pilotu olarak görev aldı.
Mesleğindeki başarısı ve dürüstlüğü ona hızla yükselme kapılarını açtı. Dudayev, kendisi gibi havacı bir Rus subayının kızına gönlünü kaptırdı.
Ona daha sonraki çileli yolunda hayat arkadaşı olacak Alla Dudayeva ile evlendi. Alla, Çeçen olarak doğmamıştı ama, Dudayev'in şehadetinden sonra onurlu duruşuyla gerçek Çeçen gelinleri aratmadı.
1989 yıllarına gelindiğinde, Sovyet sistemi çatırdamaya çaşlamıştı.Gorbaçov'un uyguladığı Glasnost ve Prestroyka politikaları Komünizme gün saydırıyordu.
1991 yılının Aralık ayında beklenen son gerçekleşti. Komünizm çökmüştü. Komünizmin sancılı çöküşü öncesinde Dudayev, Tuğgeneral rütbesiyle Estonya'da görev yapıyordu.
Estonya'da görev yaptığı sırada, stadyumdaki bir tören anında Estonyalı gençler, Eston bayrağı açarak bağımsızlık gösterisi yaptılar. Dudayev bu gösteriye sempatiyle baktı.
Ardından Estonya'da başlayan bağımsızlık yanlısı gösterilere müdahale etmesi talimatını dinlemeyerek "Asi General" adını aldı.
Bu sırada kendi ülkesi Çeçenistanda da hareketli günler yaşanıyordu. Zelimhan Yandarbiyev önderliğinde kurulan Çeçen Halk Kongresi hareketi Sovyet kalıntısı yönetimi sarsıyordu.
Dudayev, Zelimhan Yandarviyev'in davetine düşünmeden evet dedi.Sovyet ordusundan ayrılan Dudayev için yeni bir dönem başlıyordu.Çeçen Halk Kongresi 6 Eylül 1991 yılında Dudayev'in başkanlığında Çeçenistan'ın bağımsızlığını ilan etti. 27 Kasım 1991 yılında yapılan seçimde de halkın yüzde doksanından fazlasının oyunu alan Dudayev Çeçenistan'ın devlet başkanlığına seçildi.
Rusya Federasyonuna dahil olmadan,yolunu bağımsızlıktan yana çeviren Çeçen halkının iradesine karşı, Rus yönetimi iyi şeyler düşünmüyordu.
Rus yönetimi, Çeçen halkının bağımsızlık talebine karşı sert çıktı. Çeçenistanı tehdit ederek kanlı bir müdahele sinyali verdi.
Dudayev, bilinenlerin aksine Rus yönetimiyle savaşmak istemiyordu. Savaşın Çeçen halkına vereceği zararın farkındaydı.
Dudayev, dönemin Çerkes asıllı Adalet Bakanı Kalmuk Yura'nın arabuluculuğunu kabul ederek onunla görüştü. Bu görüşmede savaş olmadan Rus yönetimiyle anlaşmaya varılabileceğini bile söyledi.
Kalmuk Yura bu öneriyi devrin başbakanı Viktor Çernomirdin'e iletti.Çernomirdin savaşın önlenmesinden dolayı çok mutlu olduğunu ifade ederek Dudayev'le telefonla görüştü.
Yukarıdaki bilgiler hem merhum Kamuk Yura hem de Viktor Çernomirdin tarafındanda teyit edilen bilgilerdir.
Dudayev'in barış masasına oturma çağrısına olumlu cevap vermesi, Kremlin tarafından dikkate alınmadı.
Viktor Çernomirdin daha sonra hatıratında belirttiği gibi "Rus derin devleti iç politikaya yönelik, kamuoyunu memnun edecek, 24 saatte kazanılacak bir zafer istiyordu".
Rus yönetimi Çeçenistan'ı vurarak, Slav unsurlarının motivasyonunu yükseltecek, Rus ordusu, kazandığı bu zaferle otoritesini yeniden tesis edecekti.
Kısacası savaşı çıkaran taraf ne Dudayev ne de Çeçen halkıydı. Gerek Dudayev gerekse Çeçen halkı, ülkelerine saldıran Rus işgalcilerine karşı savunma savaşı vermek zorunda kalmışlardı.
Dudayev'in efsanevi kişiliği etrafında birleşen Çeçen halkı, bütün dünyaya parmak ısırtan bir bağımsızlık mücadelesi örneği sergilediler.
Dudayev dehasıyla Ruslara ağır kayıplar verdiriyordu.Uluslararası emperyalizm, Çeçen savaşının Dudayev'in ortadan kaldırılmasıyla sona ereceğini düşünüyordu.
Dünyayı tapulu arazileri olarak gören karanlık güçler, Dudayev'in kullandığı uydu telefonunun frekansını Rus yönetimine bildirdiler.
Rus Duma'sından bazı milletvekilleri ile barış konusunu görüşen Dudayev, kendisine kurulan tuzaktan habersiz uydu telefonunu çalıştırarak görüşmelerde bulunduğu sırada, uzaktan kumandalı nokta hedefe kilitlenen bir roketle şehit edildi.
Dudayev Çeçen halkının kalbinde derin izler bırakan karizmatik bir liderdi. Her Çeçen onu örnek almaktadır.Yeni doğan bir bebeğin öğrendiği ilk kelimelerden biri Dudayevdir.
Dudayev'in şehadeti ile Çeçen bağımsızlık savaşı sona ermedi.10 yıla yaklaşan bu mücadelede Dudayev'in ardından Devlet Başkanları Zelimhan Yandarbiyev ve Aslan Mashadov da şehit olmuşlardır.
Rusların anlayamadığı husus, Çeçen bağımsızlık mücadelesi şahıslara bağlı bir mücadele değildir. Bu mücadele topyekün bir özgürlük savaşıdır.
Ölümünün üzerinden dokuz yıl geçmesine rağmen Dudayev'in küçük Çeçenistan'ı halen savaşıyor.
Dudayev'i öldürmekle savaşı kazanacağını sananlar hala anlayamadınız mı
DUDAYEV'LER ÖLMEZ!




Şu dört manidar değeri ancak aşadaki dört kimse bilebilir.
1. Gençliğin değerini ancak yaşlılar bilir.
2. Huzurun değerini ancak bela çekenler bilir.
3. Sağlığın değerini ancak hastalar bilir.
4. Hayatın değerini ancak ölüler bilir.
BACIMIN ÖRTÜSÜ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE ...
ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ TÜKÜRSEM YÜZÜNE...
MEDENİ OLMAK EĞER AÇMAKSA BEDENİ...
DESENİZE HAYVANLAR İNSANLARDAN DAHA MEDENİ...
( M.Akif ERSOY )
|
|