AKDэηİZ яÜZGÂяI...'s profile••████®AKDэηİZ яÜZGÂяI™█...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 01

    ÂŞK-I BEKA

    Â.Ş.K...

     
    Gönül eteğimin suskun dervişi!
    Müebbede mahkûm duamsın!
    İstersen mürekkebinle dokunma cismime!
    Aklımın bağlı ellerini çözen
    ==Ayın
    =====
    Şın
    =======
    Kaf

      ِ عٍِ   ِ ش ِ ق  

    Sağ elini uzat Hakkın bağına
    Sineme düşen acım yapraksızlığın yaprağı
    Dervişin ayak izlerine düşen gölge benim
    Tespih tanelerine kardeş adın var

    ==Ayın

    =====Şın
    =======
    Kaf
     ِ عٍِ   ِ ش ِ ق 

    K/af dağının ardında geçmişin sitemi
    Niyaza açılan ellerime ses/sizlik şahit
    Seccadene bıraktığım bir demet gül
    Gök/ Yüzü(ne) haykırsın bendeki adını

    ==Ayın
    =====
    Şın
    =======
    Kaf
      ِ عٍِ   ِ ش ِ ق 

     
    Yokluğa açılan kapının ardında
    Varlık fidanı duygu yaprağına hasret
    Şavkın vuruyor her gece göz pınarıma
    Sende kalan umudum
    ==Ayın
    =====Şın
    =======
    Kaf
      ِ عٍِ   ِ ش ِ ق

    Be’nin anlamını güçlendiren nokta(yı)m
    Şehadet parmağımla mühürledim bakışını
    Oymalı sandığımda sevgi çeyizim
    Hücrelerime kaydolan rengin kokusu

    ==Ayın
    =====
    Şın
    =======
    K/af…

     
      ِ عٍِ   ِ ش ِ ق

     

    Ten mumu erisin
    Abı hayat varlığının resmi
    Boz bulanık kekre suyu temizleyen
    ==Ayın
    =====
    Şın
    =======
    Kaf…
      ِ عٍِ   ِ ش ِ ق

      ِ عٍِ   ِ ش ِ ق

      ِ عٍِ   ِ ش ِ ق
     
         Â.Ş.K...
       
     ِ عٍِ  ِ ش ِ ق


    HATTAT SUSTU DİVİT KONUŞTU...!

    Kimliksiz….
    Senden geçene edeple estağfurullah ey aşk!!!
    Senden geçmeyene huu…
    ..........
    Önce vav düştü hattatın yüreğinden parşömene;
    Sonra bir siyah gölge…
    Gözleri kimsesiz kaldı;
    Sözleri kimsesiz…
    Vahdaniyeti aksettirdi duvara;
    EHAD dedi ta içinden koparcasına…

    EHAD…
    Dört vav düştü sayfalara bir bir sonra…
    Vekil olmam dedi; vali olmam;
    Vezir olmam dedi; vahdetim ben…


    EHAD…
    Sonra bir elif miktarı uzandı öylece umuda;
    Mecnun haklıydı dedi kendi kendine;
    Leyla bir garip can…
    Mevla…


    CANAN…
    Hattat sustu divit konuştu…
    Nun düştü gölgeye usulca…
    Nerden geldin? Nereye gidiyorsun? dedi
    Neden geldin kainata?
    Neden sevdin ki?


    Ağla gözlerim şimdi…
    Nisyan bendendir…

    UYAN…
    Bir mim yanaştı nun’a kendinden emin..
    Ben kim’im? Dedi;
    Kimin gölgesiyim?
    Kim olmaya geldim?
    Ne oldum?
    Ayn cevap verdi:
    Sen aynasın…
    Sen güneşin aksi..
    Be düştü kor olmuş yüreğine;
    Hep nefis çıktı karşına;
    Ben sevdası aldı
    İçindeki sen’i…


    Kime ne dedin,
    Kime ne?
    Aşılmaz duvar bendedir…
    Kime ne?


    Kaybetti kef’i…
    Hattat hülyalara daldı…
    Nun gölge…
    İnsan dedi…
    Nisyan…


    Sonra sustu…
    Sadece sustu…


    VE...GÖKTEN BİR NUN DÜŞTÜ, İYİ Kİ DÜŞTÜ...!

    " Leyla " diyen yüreğin " Mevla " demedikçe vuslata eremezsin...!!


    SÜKÛT, HAYAL, MUHABBET…!


    Ben sükûta göçmüşüm, sükût benim oylağım.
    Ben hayale göçmüşüm,
    Hayal- arzularımı hakikate götüren
    Elimdeki bayrağım.
    Hayal gökte kanadım.
    Yerde çapan Kırat’ım,
    Denizdeyse yelkenim.
    Sükût- mabedim benim!
    Bıkmışım bu dünyanın hayli küylü sesinden
    Sanırım kurtarmışım yerin cazibesinden.
    Yerde her şey ölçülür, her şeyin bir haddi var.
    Yerde deryaların da öz cezri var, meddi var.
    Yerin kanunlarına baş eğmeyen hayalim
    Benim sonsuz Âşkımı sonsuzluğa taşıyor.
    Sükûtumla kol kola orda rahat yaşıyor
    Bu hayatın şartı yok.
    Varla yokun dünyada benim için farkı yok. Kavuştuğum sükûtu ama işitirim ben
    İşittiğim bu sükût daha güçlü seslenir
    Dünyanın ses küyünden.
    Belki benim içimde çarpışan fikirlerin
    Gür sesidir bu sükût.
    Arzumun karşıdaki engellere vurduğu
    Darbesidir bu sükût.
    Hayal, sükût, muhabbet- şeref yolum, şan yolum
    Allah’ın dergâhına beni götüren yolum.
    Sükûtu anlamayan ebedi gaflettedir.
    Bir çerçeve içinde hangiyse bir haddedir.
    Sükûtun feryadını işitenler, duyanlar
    Sonsuz ibadettedir.
    (Bahtiyar Vahapzade)


    AKIL BAŞKA YÜREK BAŞKA…!

     

    Birbirine benzese de
    Yel başkadır, külek başka
    Itri da hoş, rengi de hoş
    Gül başkadır, çiçek başka.
    Her diki yokuş bilme gel
    Her meyi meyhoş bilme gel
    Her uçanı kuş bilme gel
    Kuş başkadır, böcek başka.

    Her derdine ortak benim
    Her ağrını ten bölenim
    Sen çekensin, Ben gelenim
    Gemi başka, yedek başka.
    Hakkın yolu öz yolumdur
    Eğilmeyen düz yolumdur,
    Hayırla şer sağ solumdur
    Şeytan başka, melek başka.


    Bir dileğe ben calandım
    Kâh kazandım, kâh talandım.
    Ömrüm boyu haçalandım
    Akıl başka, yürek başka.
    Dilek oldu benim adım
    Pervazlandı kol kanadım
    Yetmedi sabrım, inadım
    Amel başka, dilek başka

     

    (Bahtiyar Vahapzade)
     

    NEY İNİLTİSİ

     
    Dinle Çünkü ; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta

    görmekten daha önemli ve daha önceliklidir.

    Dinle neyden duy neler söyler sana
    Sızlanır hep ayrılıklardan yana
    Kestiler sazlık içinden der beni
    Dinler ağlar hem kadın hem er beni
     


     

    DİNLE…!


    Çünkü dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta görmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Beş duyun ile elde ettiğin bilgilerin hepsinin doğruluğundan emin olamazsın. Algıladıklarını bilgi düzeyine yükseltebilmen için ayrıca çaba harcamak zorundasın. Bu çabanın en azı ve en verimlisi dinleyerek algıladıkların için olacaktır. Göz’ün kapağı vardır, kapanabilir; görevini yapabilmek için ışığa muhtaçtır. Ayrıca hem yön’le hem de açıyla sınırlıdır. Gözün algılayabileceği varlıklar da sınırlıdır. Sadece somut varlıkları, o da gerekli şartlar mevcutsa görebilirsin. Işık yoksa karanlıktaysan göremezsin. Ama duyabileceklerinde böyle sınırlar yoktur. Somut varlıklardan soyut varlıklara, bu âlemden, ledûnne, ahirete, melekûta, ilhama, işraka, hisse ve akla dair her türlü hadisenin, vakıanın, mefhum ve mânâ’nın bilgisine, bütün bunların ve en önemlisi ‘kendi’nin gerçeğine ancak dinleyerek ulaşabilirsin. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri dinleyenleri muhatap almıştır. Vahye mazhar olanların hepsi “dinleme” hassasına sahip olanlardandır.

    Duymak, işitmek yetmez; dinle. Öyle dinle ki, ses ve söz önce bilgi’ye sonra hikmet’e dönüşsün. Koyun kaval dinler gibi değil, ağaç topraktan, yaprak yağmurdan suyu çeker gibi dinle. Kulağın kapağı yok, açman gerekmez; aklını aç, kalbini aç, insafını aç ki dinlemiş olasın.
     


    GÖZYAŞLARIMIZ AYNI GÜLMELER Mİ FARKLI?

    Attığımız taş aynı yere, aynı yöne neden gitmiyor,

    Elimizdeki TAŞLAR mı farklı?

    Doğru olan bir konuda aynı görüşe neden varamıyoruz, kafamızdaki FİKİRLER mi farklı?

    Selam vermemek için neden yön değiştiriyoruz, gittiğimiz YOLLAR mı farklı?

    İncir çekirdeğini bile doldurmayacak sebeplerle neden küsüyoruz, DERTLER mi farklı?

     

    Su,  geminin altında olmalı diyorlar, ancak sular geminin içinde

    YÜZMELER mi farklı?

    Para cepte olursa iyi diyorlar, ancak şimdi vicdanlarda,

    CÜZDANLAR mı farklı?

    Bıçak hekimin elinde olmalı diyorlar, ancak katillerin elinde

    MESLEKLER mi farklı?

    Toplama, çıkarma, bölmeler aynı,

    ÇARPMALAR mı farklı?

     

    Yağmur yağmayınca yağdır Allah'ım,

    Deprem olunca durdur Allah'ım, Hasta olunca şifa ver Allah'ım,

    Darda, yolda, karda kalınca yetiş Allah'ım diyoruz  

    Mal-mülk, makam-mevki, nimet ve servet

    İşine gelince kullara dayanıyoruz.

    DUALAR mı farklı.?

    alıntı

     

    Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™

    Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…
    February 21

    HAYATIN ANLAMI

     

                

    Takvim sayfası 18 Temmuz akşamı gösterirken Akdeniz’in sahil kasabası Tömük’te yumuk ağlayan gözlerle siyah dünyaya merhaba dedim.2 yaş ve sonrası akılda kalan…Yaşama dair…Memur bir babanın bir düzinenin yarısı kardeşlerdik…Aslımız orta Asya buhara ya dayanmakta özgürlük sevdalısı göçerlerdi..

     

    Babamın zorunlu şark hizmetinden dolayı doğunun tarihi şehri Mardin’e tayini çıkmıştı… İlköğretim hayatına 4,5 yaşında adım attım… İlkler zordur… Zorluk serüveni bu şekilde başladı… Zaza, Kürt, Arabî, Yezidisi, Süryanisi ebemkuşağı rengi kadar 7 millet vardı… Bu nedenle dil sorunumuz oldu... Çocuklar gibi şen şakrak oyunlar oynayamadık… Sıkıntılı geçen çocukluk evresi taki sevindirici bir haber babamın tayininin tekrar Akdeniz’in gariban doyuran vilayeti Adana’ya çıktığında hayat yeniden şekillenecekti... Gurbet elde yakının olmayışının zorluğu bir başka oluyordu…

     

    Hani bir garibanı döverler ya ah arkam dermiş sormuşlar neden böyle dersin…

     

    Arkamda bir yakınım olsa beni kollardı belki yediğim dayağı yemezdim…

     

     Bir kamyon sırtında uzun bir yolculuk sonrası çukurovaya geldik… Sanki burada güneş farklı doğuyordu. Göze aşiyan olan dağ yamacında doğup dağ sırtında batan güneş… Bulutların önünde doğup bulutların sırtında batmaktaydı… Gurbetin sıkıntısı bir nebze bitmiş ve yeni bir başlangıç ile okula burada devam edecektim… Konuşulanları anlayabilecek ve böylece dil sorunumda ortadan kalkmış olacaktı… Yeni arkadaşlıklar edinip yarım kalmış çocukluğumu yaşama fırsatım olacaktı… Olmadı

     

    Özürlü bir arkadaşla başladı ilk tanışmam birlikte işe bakacaktık… Erkek adam nasıl kazanırdı ekmeğini… Ayakkabı boyama işi ile başladı ilk zanaatımız… İşe birlikte çıkıyorduk fakat onun özürlü olması engel teşkil ettiği için ortaklığımız uzun sürmedi… Ve yalnız yola devam edecektim… Yeni birgün aylardan haziran, sabahı sırtımda boya sandığı adana otogarında işe başlangıç yapacaktım… Kalabalık bir mekân olduğu için burada işler iyi oluyordu… Her zamanki sabit ses tonum ile

    -Boyalim abı

    Nidası çınlatıyordu ortalığı… Bir kenarda gayri müstehcen konuşan bir adam 

    Çocuk sen kime k…n

    dedi ve ardı sıra suratımda patlayan tokat…

     

    O gün ilk sınavımı veriyordum. Yüzüme inen tokat ile hayatın zorluğunu tatmış iş mesaisi başlamada bitmişti… Bir kenara sinip gözyaşlarını sebil ettim… Demek babam ekmek böyle zor kazanılıyor… Ve bu büyük bir hırs oldu… Ekmek sevdasına… Asla nankörlük etmiyecek ve düşküne kimsesize öksüze yetime yârdim edecek bir söz vermiştim. Bu söz ile erkek adamlığa adım attım…

     

    Bir yandan okul hayatı bir yandan iş hayatı birliktelik içerisinde yürütüyordum… Ufak yaşta okula başlamanın ezikliği vardı… Hırpalanıyordum sevgi dedikleri duygu bazı vakit kaba bir şiddete dönüşüyor kırılıyordum… Zaman su gibi akıp gidiyordu ömür çarkında… Yeni bir gün yeni olaylar yeni öğrenmişliklerle karşımıza çıkıyordu… Dünümüz bugünümüze mukayese olmuyor her yeni bir günde bir şeyler öğreniyordum… Allahın lütfü sabır erdemini tattığıma binlerce şükür ediyordum…

     

    İnsanoğlunun kaderi daha doğmadan yazılmış bir alın yazgısı idi… Günahlardan sevaplardan sorumlu idik... Yaradan bizlere sunduğu akıl sayesinde algılayabiliyor hissiyatla hayatı daha iyi görüp yaşadıklarımızı tadabiliyorduk… Bir isim konulmuştu ve onunda bir ağırlığı vardı… İsmin manasına uymalıydı yaşantım… Aşırı iyimserlik çoğu vakit sorun oldu… İyi niyetin bedeli şahsımda derin bir gedik açmıştı ve hala hayatımın hüznü diye tabir ettiğim gedik acı vermeye devam etmekte… Yinede sitem değil sadece şahsıma yaptığım bir ön eleştiri idi… Misli düşünüp bir konuşmak kendimi ve karşımdakini tartmak taktıkça ruhları daha iyi anlamaktı… Ruh tende bir emanet değil miydi? Sahibine emanete hıyanetlik etmeden en iyi şekilde iade etmekti…

     

    Her uzattığım elden ziyade koldan oldum… İnsan gibi gözüken şeytani sıfatlar tanıma fırsatım oldu… Bukalemun gibi renk değiştiren suratlar kaçı kendini tartmıştır… İnsanoğlunun en büyük savaşı kendi nefsi değimliydi… Nefsine mağlup olan kişide maneviyat eksikliği olur o kişide hissiyat olmazdı… Yaradan inancı bütün kişilere eza cefa verir… Kulum bana asimi olacak mı? Diye… Bizki bu sıkıntılara sabır gösterip isyankâr olmadan mükâfatı alacaktık.

     

    Çevre büyük bir faktör kişi hayatında… Çocukluk evresi kişinin hayatına yön vermesindeki en önemli öğeyi teşkil etmekte… Nasıl ki kaynaştığın kişi ile paylaştığın arkadaşlık ortamı nasıl ise kişi kişinin aynası ortamda aynaların yansıması… Üzüm üzüme baka, baka kararır güzel bir atasözü… Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim… Arkadaşın var mı? Diye sorduklarında arkadaşlık olmaz derdim… Arkadaşlık fani dünya gibi gelip geçici bir hevesti… Mum oldum içim, içim eridim… Can eridi ten eridi eridikçe eridi düşlerim… Dost buldum yaşanmışlıklarında bir pay düştü… Ya nasip dedik sebeplendik… Kötü günde bir olduk mutluluklarında ırak oldum… Katığımızı pay ettik… Baki dostluklara böylelikle temel attık…

     

    Hayatta hoşnut kalmadığım konu yalan ve iftira idi… Kaç ocak söndürmüş kaç can yakmıştı… Laf kalabalığı konuşurlar… Sözlerin nereye varacağını bilmeden yapmadan yaptı derler… Sineği fil ederler… İki kişinin bildiği sır değildir… Oysaki sırdır… Bir başkasına SIR ifşa edilirse önce dilden dile yayılır yankısı kulağına geldiğinde anlarsın sır mahiyetinin dışına çıktığını… Ne insanlar gördüm üstünde elbisesi yok… Ne elbiseler gördüm içinde insanı yok… Manidar bir söz… Rabbim gıybet ve iftiradan bizleri korusun…

     

    Mutluluk sevinç ne tasvir eder dediler… Şahsım adına düşeni hep yaşlı gözler gördüm… Acılarına ortak oldum dertlerine yaren oldum karınca kararınca faydam olmuş ise o vakit mutlu oldum… Derdi bize veren bizi yoktan var eden değimliydi… Asi olmak isyankâr ruha sahip olmak neyi değiştirecekti… Rızaya icap edip derman dileyecektik…

     

    Sevgide özgürlük saygıda mecburiyet vardı… Kimi gülü sever kimi dikeni kimisi ise kır çiçeklerini… Yâr yârene sevdalı yârende yâre sevdalı… Aşk ulaşılmayana idi… Bendeki aşk lale idi… Ulaşılmayana ulaşmak isteğim lal olduğunda dilim varlığımı var oluşumu hatırlatana aşkım (ALLAH aşkı)beyaz idi… Siyahî dünya gibi sevdada geçici bir heves. Sevda yanan bir kor ateş iki tenin tene teması sıcak nefeslerin içe çekildiği… Aklın uçtuğu pembe düşlerin kurulduğu boş bakışlarla kaçamak maceraların yapıldığı... Flört aşkları…  Şuur kaybı ile gerçek varlık tendeki canın bile hiç sayıldığı bir rüya idi… Ve uyandıklarında anlıyorlar boş bir heves olduğunu… Rabbim kadını ersiz erkeği eşsiz bırakmadı… Yalnızlık yaratana mahsus… Her canlının bir eşi vardı pay etsinler paylaşsınlar… Şu alamette az da olsa haz alsınlar Sınavın bir parçası afili düşler değildi gerçek paydalar… Sevgi muhabbet paylaşımlar özde olmalıydı… En güzel sevdalar uzun ömürlü böyle kalabilirdi… Günümüz koşullarında hepsi sözde yalan olmuş maddiyat ön plana çıkınca inandıkları aşk meşk hikâyeye dönüşür… Sevda türküleri yakarlar… Uğruna çıktıkları feza adını kazıdıkları sema bir anda talan olur… Son nokta… Hazin son adliye koridorları, kara toprak veya mahpus damları… Kaç gül geçti hayatımdan kokmaya soldurmaya kıyamadığım… Hepsi bir çiçekti kendi baharlarında açacak… Tatlı bir dildi onları uzaklara itişim… O elkızı ben ise eloğluydum… Fani gibi karanlık bir gelecek veremedikten sonra işlenmiş günahlar birde onun günahlarını eklemek etik düşmeyecekti… Velhasıl hakta hayırlısı dedim sevda kapısına kilit vurdum…

     

    Kalabalık bir caddede şahsıma çarpan insana hitaben

    Pardon

    Karşısında aldığım yanıt

    Pardonlar dağa çıktı

    Bir kusur sonrası

     –Özür dilerim

    Yanıt

     –Tükür yala

    Özür dilerim kelimesini lügatten çıkardım…

    Efendim

    Saygı babında

    Ben sahibin miyim de efendim dersin

    Yanıtını aldım… Ben diyemedim bencilik ederim diye ne dediysem insanları hoşnut edemedim…

     

    İnsan buhrana düşmeye görsün… O vakit şeytanın kölesidir… Nefse mağlup olur… Bir akıl hocası çıkar… İyisi ise al başına taç yap kötüsü ise vay haline… Esrarı hapı içkiyi gördüm… Gecenin bir yarısı ıssız sokaklar zaptiye, çöp karıştıran kedi, köpek birde ayyaş takımı… Birde nara atarlar mı faninin tek hâkimi onlarmış gibi… Sorsan derler ki;

     

    Sorunun var ondan içtim

     

    Sorunun var ise içeceksin kafayı güzelleştireceksin kuş gibi uçar sorunlardan eser kalmaz

     

    Kocaman bir YALAN… Akşamında uyuşuk bir şuur, sabahında şiddetli bir baş ağrısı sorunlar olduğu gibi yerli yerinde eklenen baş ağrısından kurtulma derdi doğar… İnancı bütün kişi bu gibi boş şeylere karnı tok olmalı… Derdi veren derdi alanda yaradan ona bağlanıp ondan af dilemeli sorunun özüne inerek olduğu yerde bitirmelidir… Sorunlardan kaçış kişinin kendini aldatmacasıdır…

     

    Bir dost derki 1996 senesinde bilim adamları insanın hayatına değer biçmiş… Tamı tamına 175.-milyar imiş inandınız mı? İnsana değer biçmek o kadar kolay mı? Altına sarraf değer biçer insanoğlunun değerini de onu varlığını veren yoktan var eden biçebilirdi… Şahsi fikrime göre insanın değeri paha biçilemezdi…

     

    Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete… Dünya fani bir handı bizler ise yolcu… Muhakkak ki yollar engebeli taşlı dikenli olacaktı… Düşe kalka bir yanımız kanayacaktı… Kan ılık, ılık aktıkça hayat bir daha anlam kazanacaktı… Aldığımız nefesin değerini daha iyi anlayacaktık…

     

    Para dil belletir asfalt yol belletir… Yürüdükçe yeni yolar çıkacaktı… Para ise sağlık sıhhat olduktan sonra kolay bulunandı… Evliya bir zat ne güzel demiş… Evlatlarım para gerek kasamıza kesemize kalbimize sokmayalım… Kalpten uzak tutalım… Yeniçağda tam tersi madde bağımlısı yüzler olmazsa olmazları olmuş para… Bir tavuk 21 günde bir delikanlı 21 senede yetişir… Sırf para için 21 sene bir anda linç edilir… Akıl ayrı dil ayrı yürek ayrı telden çalar olmuş… Bize düşen rabbim ıslah etsin…

     

    Üç unsur şahsımı mutlu etti… Bebekler doğa ve hayvanlar… Üç unsurdan zarar görmedim… Onlarla iç içe olduğumda huzur mutluluk sevinç ayrı bir haz aldım tarifi güç… Ne vakit hüzünlü oldum… Mavi dalgaların esen rüzgârına attım… Güneşin yakamozu ile başlayan gün esen rüzgârın tene değişi, martı çığlıkları, balıkların dansı akşamın ayın şavkını düşüşü ile suya son buluyordu… 

     

    Hayatın anlamı lügatte telaffuzu kolay bir kelime oysaki hayat yükü omuzlara düşünce anlıyorsun telaffuzu kolay kelimenin zorluğunu… Hayatı anlatmak bir kelime ile veya bir sayfa karalamakla bitse… Her türlü olumsuzluğa rağmen sabır ederek üstesinden gelinecek… Seveceğiz sevdireceğiz mutluluğu tadacağız ve tattıracağız… Hayatın anlamını idrak ederek yaşantımızı idame ettireceğiz… Dünü yaşadık bugünü yaşıyoruz… Yaşanılanlardan pay çıkarıp yarılara yön vereceğiz… Hayata dair ne varsa tüm güzellikleriyle sizin olsun dost olun, baki dostluklarla kalın…

     

              

     

    Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™ 
     

    January 17

    Ateşe su Leyla…

                          

    İlgili aramalar: kendine - iyi - bak - sesli - şiir
     

     

    HENGÂME


     Gülkurusu düşlere vurgun saatlerim

    Sabırdı en büyük erdemim

     

    Gök kuşağının yedi rengi siyah benim

    Vuslata ermedikçe titrer tenim

     

    Semada çığlık atar yarasalar

    Katran karası gecede ıslık çalar baykuşlar

     

    Baki sonsuzluğu somuruyor gayri nefesim

    Dar kafesinde sükûta ayak uydurur sinem

     

    Aynalarda gülüşen kirli yüzler

    Âşk şarabı tebessümümü süsler

     

    İniş çıkışlı bir hengâme

    Dermanı yoksa derde ne çare

     

    Nihayetinde tren kalkar, varacağı yer son durak

    Emanetin sahibi Hak, ineceğin yer kara toprak…

     

    Ahmet F. GÜVENÇ

    -Orijinal Afg-


     

    ÂŞK'A DAİR...!


     
    "Çırpınan kalemden çıkan dil

    Âşka susayan gonca gül

     

    Feryadımda âşka dair indirdiğim nağmeler

    Halime güldü geceye yansıyan gölgeler

     

    Hayalini konuştuğum suskun duvar

    Ney iniltisinde âşk şarabı sunar

     

    Rüzgârın sırtında taşıdığım umut

    Ayın şavkı düştüğünde kalan sükût

     

    Sevdaya dair kapandı mabedim

    Tek hece kaldı dilimde benim

     

    Hali şikâyet eden bedbaht şair

    Bitir bu şiiri sonsöz vuslat âşka dair."

    Ahmet F. GÜVENÇ

    -Orijinal Afg-


     

     
     

    VURGUN...!


     
    " Seyrine daldığım sema

    Katran karası gecede kan kusturursun

    Ruhumu dinlendirdiğim derya

    Sükûtumda dalgalarınla sineme vurursun."

    Ahmet F. GÜVENÇ

    -Orijinal Afg-

    -Orijinal Afg-

     

    Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ah û zar oldu…

    ''Dilimde sitem değil yaşanmışlıkların izleri

    Kirli sakal sahte tebessüm ile gözler donuk

    Asi gururun çirkin yüzüyüm

    Bırak kendi haline dönsün dünya

    Elemlerim suskunluğun zikrinde

    Taş başlı toprak döşeğim

    Kırkayaklar çıyanlar yoldaşım

    Aldığım her nefes haram olmuş

    Hakkını veremediğim emaneten ötürü…!''

     

    ''Çöl iklimi gecenin sabahında

    Kavruk toprağın bağrında

    Gül goncası suya hasret

    Rahmetin nur damlasını

    Nefes, nefes çekse içine

    Gül cemresi yangınları

    Ab-ı hayat katreleriyle

    Nihayete erer mi?

    Ahuzarı ile âlem titrer

    Rüzgârın her dokunuşu ile

    Çözülür düşleri

    Tebessüm düşer gül yanağa

    Solgun can renk bulur

    Vuslat ateşi

    Deryayı Rahmette son bulur…!''

     

    ''Bir yanımda düşük baş

    Sineme bastığım taş

    Terazide kefe, sefil dil sitemde

    Söyler misin denge nerede…!''

     

     Ahmet F. GÜVENÇ

    -Orijinal Afg-


    Kanayan yürek gözlere inen sis
    Beynimi hunharca katleden kis
    Ruhum temiz bedenim pis
    Gül gülüşlü düştü ölüm

    Zaman trende sükûta yolculuk düş
    Aynalara yansıyan acı gülüş
    Ömür zembereğinden son düşüş
    Gül gülüşlü düştü ölüm

    Ruhuma ıstırap olan suçtu
    Beyaz kuşun kanadında uçtu
    Seher vakti salasında muştu
    Gül gülüşlü düştü ölüm


    Ahmet F.GÜVENÇ
    (orjl)
    25.08.09_00:14
     

     EYVALLAH ETMEDİM

     

    Uçurum kenarında duran gölgem

    Para deyip taptıklarınadır öfkem

    Şöhret dediler, dilimde sitem

    Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

     

    Siluetim mahcup suya düşer

    Çakar gözümde kızıl şimşekler

    Yadigâr kalır tenime oyma döşekler

    Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

     

    Hayalet gibidir titreyen ceset

    Nefsim, önümde yedibaşlı set

    Ruhumu istilaya uğratan nefret

    Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

     

    Mavi denizim gök karanlık

    Doğar mı yeni günüm aydınlık

    Kirli uykularımın rüyasında çığlık

    Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

     

    Ela gözlerimi bürüyen kan

    Vuslat muştusuna hasret can

    Her dem Aşk ile haline yan

    Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

     

    Pencerem kapalı camın kırık

    Ruhumu ıstıraba uğratan çıkrık

    Ömrüm Azrail pençesinde yıkık

    Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

     

    Ölümle doğdum ölümle düştüm

    Aynalara baktım halime güldüm

    Güldüm gül dibinde öldüm

    Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

     

    Ahmet F. GÜVENÇ

    ( orjl )

    27.09.09_00:47

      

    MAZİYE TÜTEN BACA MİSALİ

    Gam yeşertir durgun akan sular
    Boynumda takılı nefs dizgini yular
    Erguvan açan düştür hatıralar
    Maziye tüten baca misali

    Çöl ikliminde yolcuyum kavrulur dururum
    Asi rüzgâr önünde savrulur dururum
    Pervazsız pencerede avunur dururum
    Maziye tüten baca misali

    Heybem delik düşer hatıralar
    Hayalimi yansıtan sırlı aynalar
    Ölü suskunluğuma kanat çırpar
    Maziye tüten baca misali

    Deryaya daldım sular soğuk
    Istırap süslü benliğim boğuk
    Karamsar duygulu gözler donuk
    Maziye tüten baca misali

    Göğsümde çıkacak son nefes
    Kalmadı gönlümde yaşam için heves
    Azrail kınından çıkan ses
    Maziye tüten baca misali


    Ahmet F. GÜVENÇ
    ( orjl )
    28.08.09_00:48


     

     
                   
     

     Gaflet devam etmektedir. Zehirli bal kaşıkla değil, petek petek yenir.

    Gaflet içinde gaflet;

    “Gel ey Leyla, gel ey candan yakın canan uzaklaşma, Senin derdinle canlardan geçen Mecnun’la uğraşma”

    yazdırmıştır defterin sırlı bir yerine. Yalnız deftere değil,


    “Kalmasın bir nokta-i muzlim bu sevda yolunda” dercesine, halka arz edilen paçavralara da…

    Çile mevsimidir lâleler için…

    Soğuk, lâlenin kalbini yakmalı ki, içinde gizlenen esmâ aşkını nazarlara döksün…

    Çilesiz ruhlar ham yapılıdır, gelene sevinmez, gidene de üzülmez. Lâle kırağı görmeli ki, açsın. “Lâlenin çilesi de yalnızlıktır toprak altında.” diyerek,

    bir yandan karı, diğer yandan donmuş toprağı eşeleyip içine tohum yerleştirenler, gözyaşı dökerken bunu mırıldanırlar. Ama anlaşılmaz bir dua daha vardır oracıkta dillenen; ancak bu ne duyulur, ne de hissedilir. Eller açılıp, nefse tatlı gelenlerin terkedilme zamanı gelmiştir.

    Toprağın altındaki lâleler, üstündekilerin açılmasını beklerken bilinmez bir hisle kavrulmaktadır
    . “Müneccimle muvakkît ne bilir, Dertlilere sor geceler kaç saat?” terennümü başlamıştır.

    “Bir yâr olsun, bize Mevla’nın yolunu göstersin, ‘çile ile gel’ değeri bilinsin.”  Bahar günleri yaşanırken acı bir rüzgâr eser. Açılan çiçekleri yakar, kavurur.

    Cemre beklenirken kırağı düşmüştür lâlelere.

    Demek ki; çile noksan kaldı, bize düşen gayrı sabırdır, sonu şeker şerbet olan, ama kendisi zehir olan sabır…

    bazen bahar bazen kıştır yaşanan; ama görülen duyulan hep aynı şeydir. Başka yananlar da vardır. İyiyi kötüden ayıran sırrı söyleyenler gayret ederler; art arda gelen harfler kelime olup, okunsun diye uğraşırlar. Ve tevfik Mevlâ’dandır.

    Beyaz lâle, ortada sarı ve kırmızı gül tomurcukları, çiğdemler, mor menekşeler en sonunda Leyla’ya ulaştırılır.

    Zaman başkalaşır, mevsim değişir, çile dolmaya doğru gider. İlâç, ecza mesabesindedir ama, yine de şifa bir türlü gelmez:


    “Derman arardım derdime / Derdim bana derman imiş.”

    Gönül yangını silip atmıştır nahoş şeyleri. Dikenler gitmiş; gül kokusuyla, rengiyle ortada kalmış; ateş, günah yollarını tıkamıştır.

    Evvelden hissedilemeyenler yaşanmaya başlanmışır:

    Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!” hali tercüme eden tefsir gibidir.

    Güneşin lâleleri bitirdiği mevsim gelir. Ümit ferleri tükenmeye yüz tutar. Derken eski defterin kapalı sayfaları açılır.

    Milimetrik oturan bir zaman tevafuku beyinleri zorlar, ye’sin yerleşeceği yerde; “Vazgeçmiş olaydı aramaktan ne bulurdu? 

    Elbet biri candan, biri canandan olurdu.” mısraları, mevsimin geçmediğini bağırmaktadır sanki. Güz tekrar bahara döner, hayalin bahçeleri yeniden açmaya başlar…

    Ateşe su Leyla…

    Sample picture

    Filiz GÜL

     

    AH ME T

     

      Teşekkürler yaren su

    e43gfyt65.gif picture by MarjuskaAKDENİZ RÜZGÂRINIe43gfyt65.gif picture by Marjuska

    DİNLİYORUM…!

    Elimde bir fincan çay
    Sahilde oturmuş
     Akdeniz Rüzgârını dinliyorum
    Ve
    Ağlarda
    Çırpınan balıkları
    İzliyorum

     e43gfyt65.gif picture by Marjuska

    Bir yaprak düştü
    Yere
    Rüzgâr kulağıma fısıldıyor
    “Ağlıyor dinle
    Ayrılık acısı çekiyor
    Yaşam bu işte
    Bir var bir yok oyunu”

    e43gfyt65.gif picture by Marjuska
    Bende
    Kitaplarca
    Yıllarımı serdim önüme
    Acısıyla
    Tatlısıyla
    Ve
    Sevinciyle

    e43gfyt65.gif picture by Marjuska

    Of be çılgın Akdeniz  Rüzgârı

    Dalgaları getirme üstüme
    Anladık işte
    Sonbahar
    Sonbahar
    Vakit tamam deyip duruyorsun

     
     e43gfyt65.gif picture by Marjuska

    Kapıldım Akdeniz  rüzgârına,
    Savruluyorum baksana.
    Kuruyan yapraklar gibi,
    Bir o yana, bir bu yana.

    e43gfyt65.gif picture by Marjuska

    Akdeniz  rüzgârı hızlı eser,
    Ayağını yerden keser.
    Direnirsen pişman eder,
    Hayatını zindan eder.

    e43gfyt65.gif picture by Marjuska
    Kapat sen de gözlerini,
    Dinle rüzgârın sesini.
    Hisset sıcak nefesini,
    Rüzgâr okşasın tenini.

    e43gfyt65.gif picture by Marjuska

    Ama
    Ben
    Güneşi batırmadan denize
    Bir çay daha içmek istiyorum
    Beni rahat bırak

    Hoşçakal...

    e43gfyt65.gif picture by Marjuskae43gfyt65.gif picture by Marjuska

    Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™

    Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

    January 12

    Aşk diyorlarsa inanma... Saygı , paylaşım ve muhabet varsa Sevgiye inan...

     

     

    Bana aşkı anlatma,  Lâlelidir benim aşkım…

    Bana sevdadan bahset…

    Gönümde oluşan yarayı sor…

    Sevdamda yâren var… Yârende yâr…

     Bakışlarıdır yakar…

     Us eder gönül sevdaya esir…

     Allah aşkıdır...

    Ruhu yakar...

    Cesedin sevdası Leyla’ya yanar...
    Aşk derler gözde sürme sözde yalan...
    Allah aşkıdır özde olan...
    Sevdadır bülbülün, gülüne şakıması...
    Gülde sevginin yansıması...

     

    Kaç gönül vardır sevdaya esir…

    Fani hayatta dair bir muhabbet aşkım derler peşinde koşarlar…

    Adına şiirler yazarlar…

    Yârin adı yârenin adı geçer...

    Kelimelerden bir demet kır çiçeği fezaya dahi çıkarlar…

    Uçuk bir hayal âlemine yaşarlar…

    Uğruna baş koyarlar candan dahi vazgeçerler…

    Aşk ulaşılmayanadır…

    Kardelen Hercai aşkı yoruma açık…

    Aşk derlerse adına…

    Bir yuva kurarlar aile saadeti…

    Yoksun ise sevgi muhabbet sonu adliye koridoru…

    Evliliğin artısı eksisi bir taraf hep alttan alır dengeyi sağlar…

    Fikri uyuşmazlık var oluşu hır gürlü bir muhabbet…

    Hep göz dışarıda bir noksanlığı tamamlamak için bir şeyler arar 

    oysaki dengeler tam kontrollü olsa ne hır gür nede göz dışarıda olur

    Sevgi muhabbet özünde kıskandıracak bir aile saadeti devam eder

     

     

    Kadın_Toprak

     

    Çocuk _Tohum

     

    Sevgi_Su

     

    Erkek _Güneş

       

    Lâle âşkı dilime düştü lâl oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…

     

    Nazenin tene bakışımdır Leyla
    Ruhum Lâle der cesedim sevda
    Sevgi sıcak bir zehir içime akarda yakar
    Mecnunum ahım’dır gönle us eder…

    *Lâle: Allah aşkı(Beyaz) _  Sevda: kişiye duyulan sevgi(Siyah )

    a.f.g.

     

    (orjinaj)

     

     

     

     

    a.f.g.

     

    KÜLTİRLİ AŞK YAŞİYAH
     Bişeyler Öğrenmişem.Gel Değişik Sevah.
    Sen Beni Sev ,Ben Seni... Sevdayi Yaşiyah.
    Sen Bene Sevdalan Yan,Ben De Sene,
    Klasik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
    Ya Da Senin Haberin Olmasın,
    Ben Seni Arhadan Arhaya Sevim.
    Platonik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
    Sevdadan Oturah Yiyah,İçah.
    İkimizde Tombul Olah.
    Tombulik Aşk Olursa Oni Da Yaşiyah.
    İsdirsen Sevdandan Kendimi Kesim.
    Müzikler Dinliyim Doğriyim,Biçim.
    Psikopatik Aşk Varsa Oni Yaşiyah.
    Hele Bah.Ben Kerem Olim Sen Asli.
    Sonumuz Onlar Gibi Bitsin Yasli.
    Nostaljik Aşk Neyise Oni Yaşiyah.
    Kibarlaşah.Tankolar Gibi Sevah.
    Çoh İnce Olah.Ele Dolanah.
    Tankoli Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
    Yalani Bırahah Hep Doğri Diyah.
    Berabar Oturah,Berabar Gahah.
    Elele Dizdiz,Gözgöze Bulunah.
    Realist Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
    Tarlalara Bahcalara Düşah,
    Elele Dutuşip Türki Söyliyah.
    Romantik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
    Pisigi,Gudigi Sen Diye Sevim,
    Sen De Horozi Culuği Ben Diye Sev.
    Sembolik Aşk Da Varsa Onida Yaşiyah.
    Gel Elele Verah.Gendimizi Elektirige Gapdırah.
    Zangır Zıngır Titriyah.Ama Ölmiyah.
    Elektronik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
    Ahorlarda Merek Ve Komlarda Buluşah.
    Tezek Galahlarının Altında Sinah.
    Otantik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
    Aman... Bırah Onlari.Beni Sevirmisen?
    Ben Seni Hegget Sevirem.Ele Şeylari Bırahah.
    Adam Gibi Sevah,Adam Gibi Yaşiyah

     
    Zinnur Tiryaki

      (alıntı)

     

     

    Sample picture

      Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™

    a.f.g.

    landschaft

    Aynalar, bakmayın yüzüme dik, dik;
    İşte yakalandık, kelepçelendik!
    Çıktınız umulmaz anda karşıma,
    Başımın tokmağı indi başıma.
    Suratımda her suç bir ayrı imza,
    Benmişim kendime en büyük ceza!
    Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
    Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
    Nur topu günlerin kanına girdim.
    Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
    Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
    Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
    Günah, günah, hasad yerinde demet;
    Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
    Olur, mu, dünyaya indirsem kepenk:
    Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

    Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
    Bakamam, aynada, aynada vicdan;
    Beni beklemeyin, o bir hevesti;
    Gelemem, aynalar yolumu kesti.

      Necip Fazıl Kısakürek

      (alıntı)

    tee

     

     

    a.f.g.

    SİYAH DÜNYA

    Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,
    Mavilere alışık değilim ben.
    Yıllar var ki siyah bir yalnızlık büyür şiirlerimde.
    Her şeyim karadır benim, kaderim gibi.
    Kaç mevsim ki, zifir bir gece uzar gider;
    Hiç sabah olmaz gözlerimde...

    Bana gülüşlerini gönderme mektuplarında can,
    Yıllar var ki, bu kalem sevinçleri hiç yazmadı.
    Gamzelerini anlatamam kırık dökük mısralarımda,
    Dertle bütünledim ben kendimi söylemiştim.
    Ne zaman gülmeye kalksam biraz buruksu,
    Tebessümler en ufak olur dudaklarımda...

    Bana sevilerini gönderme mektuplarında can ,
    Sevmeyi unutmuşum kaç zamandır beceremem.
    Bir sevda yorgunuyum ben ezik şarkılarda,
    Işıl, Işıl caddelerde gece yarısıyım.
    Ne zaman mavilere sarsam kendimi kırık bir hevesle,
    Geç kalmışlığım çıkar hep karşıma...

    Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,
    Göndereceksen bari saçlarını gönder.
    Siyahlara aşinayım, yıllardır, söylemiştim.
    Her şeyim karadır, benim, gözlerim gibi
    Siyahlardan bir dünya kurmuşum kendime
    Çiçeklerim siyahtır, siyahtır şiirlerim...

     

    Hüseyin Nihal ATSIZ

    (alıntı) 

     

     

    a.f.g.

    Image Hosted by ImageShack.us   Image Hosted by ImageShack.us 

    SEVGİ AĞACI

    Bir zamanlar, uçsuz bucaksız bir kum çölünün ortasında, yemyeşil yapraklarıyla dibine gölge ve serinlik veren bir ağaç varmış. Çölün kavurucu ve acımasız sıcağı, kumları kızdırır ama bu ağacın yeşil yapraklarını kurutamazmış. Kızgın güneş ne yaparsa yapsın, yapraklar hep yeşil ve parlak olurmuş. Güneşin sıcağından bunalıp kaçan tüm hayvanlar, bu ağacın gölgesinde dinlenir, esen rüzgârın tüylerini okşayışına kendilerini kaptırıp, uyuklarmışlar kaygısızca. Ağacın dalları arasına yuva yapmış olan kuşlar, yaprakların gölgesinde güneşten korunup, kanat çırparak daldan dala uçuşur, şarkılar söylermişler mutluluk içinde.

    Çölün ortasında, kızgın kumlarla çevrili bu ağacın nasıl beslendiğini mi merak ediyorsunuz? Söyleyeyim: Sevgi ve mutlulukla beslenirmiş bu ağaç. Diğer ağaçlar gibi topraktaki suyu ve besinleri çölde bulamadığı için, sevgi ve mutluluktan sağlarmış gereksinimini. Bu ağacın sevgiden oluşan besini, diğer tüm ağaçlardan ayrı bir özellik katarmış ona. Yaprakları daha canlı, gölgesi daha serin, gövdesi daha güçlüymüş. Ona "Sevgi Ağacı" derlermiş.

    Gölgesinde barınan hayvanların sevgisi, dallarında ötüşen kuşların neşesi, ağacı sevindirirmiş. Bu uçsuz bucaksız çölde işe yaradığını anlayıp, daha çok sevgi ve mutluluk yaymak için yaşarmış. Güneş bile, o kavurucu sıcağını tüm çöle yayan, suyu buharlaştıran, toprağı kurutan acımasız güneş bile, ona sevgiyle eğilir, ışınlarını ağacın üstüne yansıtmamaya çalışırmış. Ağaç, dibindeki hayvanların sevgisi çoğaldıkça büyür, büyüdükçe dallarını açar, yapraklarını kabartır, daha çok gölge yapmaya çalışırmış. Rüzgâr da onu pek severmiş. Çölde köşe bucak dolaşıp, kumları öfkeyle bir yerden ötekine savurup duran rüzgâr bile, ağacın çevresine gelince yumuşar, gölgesinde uyuklayan hayvanları serinletmeye çalışırmış. Hafif, hafif estikçe, ağaç da yapraklarını sallar, çöl sıcağını uzaklaştırırlarmış el birliğiyle.

    Çöl ortasındaki Sevgi Ağacı, gölgesinde yaşayan hayvanların sevgi ve mutluluğuyla beslenip büyürken, gölgesindeki hayvanları da mutlulukla doyururmuş. Ağacın gölgesinde kediyle fare kucak kucağa uyurken, köpekler kedilerin tüylerini yalarmış. Ağacın gölgesi büyüdükçe, altında daha çok hayvan barınır olmuş. Ağacın yaprakları büyüdükçe kalp biçimini alıyor, sevgiyle çarpıyormuş "pıt, pıt" diye.

    Bir gün, tüm havyanlar Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluk içinde yaşayıp giderken, uzaktan bir tilkinin kumlar üzerinde sürünerek ağaca doğru geldiğini görmüşler. Hepsi birden el etmişler tilkiye, "Çabuk yürüsün, ağacın gölgesine sığınsın" diye. Tilki tam ağaca yaklaşacağı sırada, sıcak çöl güneşi onun tüm gücünü emivermiş. Zavallı tilki, bitkin bir durumda kumlar üzerinde serilip kalmış boylu boyunca. Hemen üç küçük çöl faresi, kumların arasında yuvarlana, yuvarlana, ölmek üzere olan tilkiye koşmuşlar. Kuyruğundan ve ayaklarından çekiştire, çekiştire, ağacın gölgesine taşımışlar onu bin bir güçlükle.

    Tilki kendinden geçmiş bir durumda, ağacın gölgesinde hareketsiz yatarken, tüm hayvanlar sevinç çığlıkları atmışlar: "Yaşasın tilkicik kurtuldu" diye. Hepsi de Sevgi Ağacı'nın gölgesinin tilkiyi iyi edeceğini, bitkin ve baygın yatan tilkinin bir süre sonra kendine geleceğini biliyorlarmış. Sevgi Ağacı, çevresindeki hayvanların düşündüklerini doğrularcasına, kalp biçimindeki yapraklarını eğmiş tilkinin üzerine. Dallarını ve yapraklarını sallamış, serinletmiş sıcaktan bitkin düşen tilkiyi. Sonra rüzgâr yardıma gelmiş. En yumuşak okşayışıyla serin, serin üflemiş tüylerini. Diğer hayvanlar sevinç gösterisini sürdürmüşler, "Ağaç daha çok beslensin, tilkiyi kurtarsın" diye. Kuşlar cıvıl, cıvıl ötüşmüşler, "Yapraklara renk gelsin, pıt, pıt kalp gibi çarpsın" diye.

    Sevgi ve mutluluk ilacını alan tilki, yavaş, yavaş kendine gelmeye başlamış. Önce soluk almış derinden. Ciğerlerine sevgi ve mutluluğu çekmiş bir nefeste. Kanı ısınmış. Kuyruğunu sallamış mutlulukla. Ayaklarını oynatmış yavaşça. Kendine gelip gözlerini açınca, çevresinde oynaşan, mutluluk çığlıkları atan havanlara bakmış gülümseyerek. Sevgi Ağacı onu iyileştirip, eski gücüne yeniden kavuşunca, kendine gelmiş ve birden ayağa kalkmış. Şöyle bir gerindikten sonra silkinmiş. Tüylerine yapışmış çöl kumlarını temizlemiş daha güzel görünmek ve rahatlamak için. Kumlardan arındıktan, Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluğu kana, kana içip, kendine geldikten sonra, tüm hayvanlara teşekkür etmiş, yardımlarını esirgemeyip, kendisini hayata döndürdükleri için.

    Ama tilki bu rahat durur mu? Hayvanların arasında dolaştıkça sinsi, sinsi, birinden aldığını diğerine, bire bin yalan katıp, aktarmaya başlamış. Hayvancıklar eskisi gibi birbirlerini sevgiyle okşayacaklarına, birbirlerine hırlamaya başlamışlar. Dişlerini gösterip, bir diğerini kovalamışlar düşmanca. Onların birbirlerine kızıp hırlamaları tilkiyi pek sevindirmiş. Sinsice gülmüş: "Yaşasın, aralarındaki dostluğu yıktım" diye. Dostluk ve sevgi yıkılıp, hayvanlar birbirlerine düşünce, birlikteliklerinden doğan güçleri kalmayacak, tilki de bir yolunu bulup, tek, tek tuzağa düşürüp yiyecekmiş hayvanları. Kurgusunu sinsice uygularken düşünememiş Sevgi Ağacı'na zarar verdiğini. Hayvanların birbirlerine olan sevgisi ve güveni azalınca, ağaç beslenemez olmuş. Önce yaprakları küçülmüş, mutluluk suyunu içemediği için. Sonra güneşin yakıcı ışınlarına engel olamamış. Küçülen yaprakların arasından sızan ışınlar, gölgesini azaltmış. Barış yok olmuş. Barışın yerini korku ve kuşku almış. Kuşlar dallar arasında kaçışıp durmuşlar, tilkinin tuzağından kurtulmak için. İçlerine bir korkudur girmiş. Korkan kuş ötebilir mi? Susmuşlar hepsi de. Sevgi olmayınca güçsüz kalan ağacın dalları zayıflamış, yaprakları dökülmüş süzülerek. Rüzgâr da yardım edemez olmuş ağaca. Sıcak kumlar üflemiş gölgesine. Tüm hayvanlar, kum fırtınalarından korunmak için kovuklara sinmişler, birbirlerinden uzak. Kaçışan, kovalanan hayvanlar varmış ağacın tükenmek üzere olan gölgesinde...

    Bu duygusal yıkımı gören üç küçük fare bir kenara çekilip, aralarında bir plan yapmışlar; Diğer hayvanlar görmeden, kimse ne yapmak istediklerini bilmeden, tilki duymadan. Bir gün tilki sıcakta uyuklarken miskin, miskin, yanına yaklaşmışlar sessizce. Zayıflamış gölgeden sürükleyerek, kızgın çöl kumunun üzerine taşımışlar tilkiyi uyandırmadan. Sıcak çöl güneşi durur mu? Hemen atılmış tilkinin üzerine. Daha önce yarım kalan işini bitirmiş. Almış tilkinin tüm gücünü. Sıcak çöl güneşi tilkinin gücüyle doyarken, üç küçük fare, zayıflamış gölgenin altında duran diğer hayvanlara seslenmişler. Aralarındaki kavgaya son vermelerini, yoksa sevgi ağacının tümüyle güçsüz kalacağını, kendi sonlarının da tilkininkinden pek farklı olmayacağını anlatmışlar dilleri döndüğünce. Önce hayvanlar homurdanmış ve farelerin sözlerine kulak asmak istememişler, ama her an gücü tükenen Sevgi Ağacı'nın acı dolu yakarışları ve ağlayarak dökülen yapraklarını görünce çaresiz boyun eğmişler söylenenlere. Birbirlerine sarılıp özür dilemişler. Eskisi gibi barış, sevgi ve mutluluk içinde yaşamak istediklerini dile getirmişler ağlayarak. Utanç gözyaşları oluk, oluk aktıkça, birbirlerine duydukları kini temizlemiş kalplerinden. Sonra, kıpır, kıpır çarpıntılarla sevgi yeniden filizlenmiş. Çiçekler açmaya başlamış kalplerde. Gülmüşler olanlara, kurnaz tilkinin yaptıklarını düşünüp. Kuşlar da ötmeye başlamışlar mutluluğu müjdeleyerek. Aralarındaki sevgi yeniden yeşerince, Sevgi Ağacı da susadığı mutluluktan içmiş kana, kana. Böylece Sevgi Ağacı yeniden canlanıp büyümeye başlamış. Hem de eskisinden daha güçlü ve daha görkemli olmuş...

    —Yaşamları eski günleri aratmayıp daha da iyi olunca, tüm hayvanlar bir araya gelmişler. Bir tanecik Sevgi Ağacı'nı korumak istemişler. Onu her yere yaymak için kuşlar görevlendirilmiş. Kuşlar sevgi ağacının tohumlarını uçurup, her gittikleri yere dikeceklermiş. Böylece, Sevgi Ağacı bir yerde solup, yok olmaya yüz tutsa da, bir başka yerde büyümeye devam edebilecekmiş. Sevgi Ağacı'nı olası tehlikelerden uzak tutmak ve onu daha güvenle büyütmek için, görünmez yapmaya karar vermişler. Kuşlar, görünmeyen Sevgi Ağacı tohumlarını, dünyanın her yerine yaymışlar.

    Zamanla her yerde Sevgi Ağaç'ları büyümüş, kocaman yaprakları, upuzun dallarıyla birbirlerini kucaklamışlar, "Tüm sevgiler ve mutluluklar birleşsin, birbirlerinin gücüne güç katsın" diye.


     Image Hosted by ImageShack.us 

     

    Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™ 

    a.f.g.

      

    AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR

         Bundan çok uzun yıllar önce dünyada yaratılmadan , insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez halde dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın bir şekilde otururlarken, ''SAFLIK'' ortaya bir fikir atmış NEDEN SAKLAMBAÇ OYNAMIYORUZ? orda bulunan herkeste bu fikre sıcak bakmış ÇILGINLIK çılgın olduğun için bağırarak ortaya atılmış - Ben ebe olmak istiyorum. ben ebe olmak istiyorum... oradakilerin hiç biri çılgınlık kadar atak olmadığı için oldukları yerde kalakalmışlar.

             ÇILGINLIK bir ağaca yaslanmış ve başlamış saymaya - bir iki üç... ÇILGINLIK saymaya başladıktan sonra iyi huylar ve kötü huylar saklanacak yerler aramaya başlamışlar. ŞEFKAT ayın boynuzunu asılmış. İHANET çöp yığınlarının içine girmiş SEVGİ bulutların arasına kıvrılmış YALAN bir taşın altına saklanacağını söylemiş ancak yine herkesi kandırıp gölün dibine saklanmış. TUTKU dünyanın merkezine girmiş PARA HIRSI bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış ve ÇILGINLIK sayamaya devam etmiş -yetmiş dokuz seksen seksenbir...

               AŞK ın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar saklanmışlar AŞK kararsız olduğun için bir türlü saklanacağını bilemiyormuş ÇILGINLIK doksan yediye gelmiş -doksan sekiz doksan dokuz ve yüz' e vardığında aşk sıçrayıp etraftaki güllerin arasına girmiş ve oraya saklanmış ÇILGINLIK bağırmış sağım solum sobe saklanmayan ebe demiş... arkasına döndüğünde ilk önce TEMBELİĞİ görmüş. TEMBELİK ayaktaymıs çünkü saklanacak enerjisi yokmuş ÇILGINLIK sonra ŞEFKATİ ayın boynuzunda görmüş ve İHANETİ çöplerin arasında,SEVGİYİ bulutların arasında, YALANI gölün dibinde ve TUTKUYU dünyanın merkezinde bulmuş sadece biri hariç herkes yavaş yavaş geriye dönmeye başlamış.

            ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış HASET son saklanan bulunamadığı için haset duyarak, ÇILGINLIĞIN kulağına fısıldamış. -AŞK ı bulamıyorsun ama o güllerin arasında saklanıyor.... ÇILGINLIK çatal şeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına sopayı çılgınca saplamış, saplamış,saplamış... ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar... haykırıştan sonra AŞK elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş ÇILGINLIK , AŞKI bulmak için heyecandan aşkın gözlerini kör etmiş. -ne yaptım ben seni kör ettim. Ne yapa bilirim... AŞK cevap vermiş -gözlerimi geri veremezsin ama istersen bana kılavuzluk yapabilirsin... Ve o günden beri AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR VE HER ZAMAN ÇILGINLIK YANINDADIR!!

        

    AŞKIM YADİGAR KALACAK SANA

            Yüreğim ne dediyse onu dinledim ben. Kimi işaret ettiyse ona yöneldim. Şimdi sen diyor da başka bir şey demiyor. Ansızın bastıran bir yağmura hazırlıksız yakalanır ya insan, işte öyle ıslattı beni aşkın. Seni bekledim ben. Yüreğimdeki heyecanı, gözlerimdeki yeşili, dudaklarımdaki ateşi, ellerimdeki titremeyi, küçük dokunuşları sana sakladım.

            Ne sen beni bilirdin ne ben seni ama, bir yerlerdeydin ve mutlaka gelecektin. Ve bir gün çıktın karşıma. İşte o gün sevdaya dair nekadar tortu varsa içimde eridi gitti. Çocuk oldum yeniden. Hani bıraksan yemyeşil bir kırda bağıra çağıra şarkı söyleyip koşarım. Seni bulmanın coskusunu hiç bitmeyecek bir enerjiyle yaşarım. Seninle yep yeni bir hayatın başladığını biliyorum. O hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şey sensin.

            Bilirim, bu şarkı korkutur bazen insanı. Neler oluyor diye sormadan bir duygu selinin içinde bulursun kendini. Ama zaten aşk öyle bir şey değilmidir? Sorarsan planlarsan onun adına aşk denir mi? Bırak kendini bırak ki aşkınbüyüsü sarsın seni. Kendini o eşsiz duyguların ferahlığına bırak. Tut elimi birlikte çıkalım bu yolculuğa. Yarınsız zamanların iki yolcusu olalım. Kaygısızca yaşayalım aşkı, eriyelim birbirimizde. Yüreklerimiz birbirimiz için atsın, soluklarımız birbirine karışsın. Tutkunun alevleri dalga dalga sararken bedenlerimizi.

             Gidersen... Gözümdeki son parıltıyı da alır götürürsün. Bir zemherenin ortasında titrerken bırakırsın beni. Ama merak etme ayakta kalırım ben. Tıpkı fırtınaların boynunu eğip yıkamadığı kavak ağacları gibi. Senden bana yadigar kalan her anıyı bir kez daha bir kez daha yaşarım. Aşkım da benden yadigar kalır sana..

                        


    AYRILIĞIN İLANI

          Gidiyor musun diye sorma bana. Gönderen sensin. Ne terk etmeyi istedim seni, ne de daha yaşamadığımız bu aşkın toprağa gömmeyi. Senin kadar öfkeliyim bende senin kadar endişeli... Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana, ama inandıramadım seni. Sen sorgularken beni kafanda ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Bir tek sözün bağlardı beni sana, oysa sen hep susmanın koynunda...

            Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku teslim alır bedenleri de. Sütten çıkmış ak kaşık değildim ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza. O dünya ki bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi. Nasıl da güzeldi... Zaten varsın diye her şey güzeldi ama sen buna inanmadın. Ah bu sorular. Yaşamak varken sevdayı delice, niye boğarız sorunlarla? Nasıl ikna edebilirdim seni? Ben aşk dedikçe sen dur dedin. Ben seninleyim dedikçe sen hayır dedin. Zaten az konuşan sen olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya. Ben bir şey diyemedim.

            Ne kadar zarar vermişim sana meğer... Nasıl değiştirmişim seni. Oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi olduğundan farklı bir hala getirmek istemem. Ama öyle oldu işte. Demek ki gitmelerin zamanı şimdi. Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı. Ne sevişmelerimiz kalır aklında ne sevda sözlerimiz. Rahat değilim diyordun ya rahat ol artık. Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı. Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan...

            Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma ki bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım. Sanma ki benden sakladığın gülüşleri yalancı yüzlerde ararım. Seni de götürürüm yüreğimde. Yokluğunu taşırım. Bulup bulup kaybettim seni. Ne yazık ki yoz-duman edemedim kuşkularını, ne yazık ki kalamadın bana. Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

    "http://www.wallpapergate.com/phpthumb/phpThumb.php?src=../data/media/1285/beautiful_rose3.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

     

    +
      

    SEVİLDİĞİNİ BİL YETER

     

    Sonu olmayan bir deniz olsan bile
    Küçük bir umut, bir serap olup görünsen gözüme
    Seninle olmak için kürek çekerim günlerce

    Umutsuz yaşanmıyormuş ama.
    Umuda dalıp ta ölüp gidiyor bazen insan
    Benim için çok kolay ölmek.
    Yüzünü görmediğimi, sesini duymadığım,
    Varlığını hissetmediğim her gün ben bir ölüyüm çünkü.

    Unuttuğum bir hikâyesin belki.
    Belki bir şehrin arka sokağında
    Bir şairin dizelerindesin belki.
    Belki de bir şarkının içinde ismin.
    Ama kim tarafından söyleniyorsun onu bilmiyorum.
    Bilmiyorum

    Tek bildiğim seni çok sevdiğim.
    …Sen
    Sen sonsuza dek sevildiğini bil yeter.

     

    ...Yılmaz Keskin...

     


     
    December 31

    Yüreğim kan ağlıyor

     

    "ZALİM KARŞISINDA SUSAN
    DİLSİZ ŞEYTANDIR"
    Hz.MUHAMMED (SAV)
     

      Zulüm        

                  


     

        
     

     

     

    Vurdular onu anne

    Gözlerimin önünde

    Vurdular onu anne

    Oyun oynarken bahçede

    Tanklar bomba attı bize

    Kaçarken delicesine

    Vurdular onu anne

    Aldım elime silahımı

    Taktım mermisi olan taşımı

    Atam dedim atılmıyor

    Bunlar hep üstüme geliyor

    Vurdular beni anne

    Şimdi ise yerde yatar

    Cansız bedenim

    Ben çocuktum

    Ben küçüktüm

    Kime ne ettim

    Vurdular beni anne

    Oğlun şehit anne

    (alıntı)

    FİLİSTİN resimleri

     

    Image Hosted by ImageShack.us

      Hafif Acılar Konuşabilir AMA!... Derin Acılar Dilsizdir  

     Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

    1RIm8VzmKt

     

    Photobucket

    myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

    Önce 23 yaşındaki Filistinli Moh'd Saleh'i tutukluyorlar, Şu anda bunda yanlış bir şey yok gibi

    israil1.jpg

    2.Daha sonra Moh'd'un üzerinde bomba olma ihtimaline karşı onu hareket edemeyeceği şekilde yere yatırıyorlar. Hala anormal bir şey yok mu?

    israil2.jpg

    3- Onu hala yerde tutuyorlar ve ikinci bir Filistinliyi sorguluyorlar. Onu tamamen kontrol aldıkları ve duruma hakim oldukları görünüyor.

    israil4.jpg

    4- ( Bu yeterli değil mi? Şimdi üzerinde bomba olmadığına emin olmak (!) için elbiselerini çıkarıyorlar. Yerde neredeyse tamamen çıplak olduğundan tamamen silahsız ve tepkisiz, üzerinde bomba olduğuna dair hiç bir işaret yok. Peki İsrail gibi(!!!) insan haklarına saygılı, demokratik (!) bir ülke ne yapar ??? Onu tutuklar mı? )

    israil5.jpg

    (Sizler rahat evlerinizde oturuyorken bu katliamlar Filistin'de günlük hayatın bir parçası olmaya başladı. Şimdi en azından bu dosyayı herkese gönderin, özellikle Batılı tanıdıklarınız varsa onlardan başlayın ki onlar da Filistin'de neler olduğu hakkında fikir sahibi olabilsinler....)
    BÜTÜN DÜNYA ASLINDA BU KATLİAMLARI BİLİYOR FAKAT KİMSE NEDEN SES ÇIKARMIYOR. DÜNYA DA BİR KÜRESELLEŞME, BİR SÖMÜRGECİLİK ADINA EMPERYALİST ÜLKELER BORULARINI ÖTTÜRÜYORLAR. 

     

     myspace layouts, myspace codes, glitter graphics 

     

     


     

    October 22

    Tükenen Ömür

    .

     

     

    HAYAT 

     


    Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.

    Dante gibi ortasındayız ömrün

    Delikanlılık çağımızda ki cevher

    Yalvarmak yakarmak nafile bugün

     

    Gözünün yaşına bakmadan..

    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var

    Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz

    Ya gözler altında ki mor halkalar

     

    Neden böyle düşman görünürsünüz

    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar..

    Zamanla nasıl da değişiyor insan

    Hangi resmime baksam ben değilim

     

    Nerede o günler, o şevk, o heyecan

    Bu güler yüzlü adam ben değilim

    Yalandır kaygısız olduğum, yalan.

    Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız hatırası bile yabancı gelir

     

    Hayata beraber başladığımız

    Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir

    Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

    Gökyüzünün başka rengi de varmış

     

    Geç fark ettim taşın sert olduğunu

    Su insanı boğar, ateş yakarmış

    Her doğan günün bir dert olduğunu

    İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

     

    Her yıl biraz daha benimsediğim

    Ne dönüp duruyor havada kuşlar nerden çıktı Bu cenaze? Ölen kim?

    Bu kaçıncı cenaze, gördüğüm tarumar.

    Neylersin, ölüm herkesin başında

     

    Uyudun uyanmadın olacak

    Kim bilir?  Nerede, nasıl, kaç yaşın da?

    Bir namazlık saltanatın olacak

    Taht misali o musalla taşında .!

     

         

    Photobucket1RIm8VzmKt  Photobucket

    Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™   

    a.f.g. 

    .
    .

    Hayatta kalmak için yaşamak zorunda

    HAYAT 

    2008 Çin depreminde çocuğunu korur vaziyette enkaz altında kalan anne.

    Savaşın koyduğu engel. 

    Hapseden bir gün hapsolur!

    Bir hayat kuralı lütfen okuyunuz.

     

    Kimileri zor şartlar altında insan olmaya çalışır.  Kimileri de hayatı eğlenmekten ibaret sayıp, hayvanlarla yarışır.

      

       

    Photobucket1RIm8VzmKt  Photobucket

    Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™   

    a.f.g. 

    .
    October 12

    HAYAT

    .

     
        

     

     

     
     

     

     

    Solmuş gülKırık kalpcicik Kırmızı kalpKırmızı gül

     Photobucket


    Sevdigim uzak durma.. Al canim senin olsun

    Anlamazsın yar.. Seni seçti bu yürek..
    Gökyüzü yıldız dolu.. Yıldızlar umut dolu..

    Ben yalnız, Çaresiz, Bitik..
    Sen onla aşka yenik..
    Sevdiğim uzak durma..Yüreğim yanı başında..
    Al canım senin olsun.. Bırakma yarı yolda!!
    Sevdalar senin olsun.. Umutlar seni bulsun..
    Ben Sensiz, Çaresiz, Yorgun..
    Haklarım Helal Olsun!!

    Birgün karşıma çıkacaksın..
    Gözlerin dolacak deliler gibi aglayacaksın..
    Yağmurdaki ilk buseyi..
    Yüreğimdeki o büyük sevgiyi asla..
    Asla unutamayacaksın..
    Çünkü.. Çünkü bende Seni..
    Unutamadım seni bir an bile..
    Gözler gördü seni yanında başka biri..
    Sen mutlu hayat tut..
    Yüreğim unut onu!!

    Sevdiğim uzak durma..
    Yüreğim yanı başında..
    Al canım senin olsun..
    Bırakma yarı yolda!!

    Mutluluk senin olsun..
    Hüzünler uzak dursun..
    Yürekli aşklar seninle..
    Allah yardımcın olsun!!

     

     Bulutlardır yağmuru getiren,
    Şimdi benim gözlerimde birer bulut.

    Her yağmurun başlangıcı gibi,
    Benim ela gözlerimdeki yağmurlarda,
    Önce bir çiğ tanesi kadar yağmaya, sel olmaya başlıyor…
    Dudağımın kenarından kayıp giden her damla,
    Can veriyor ben ağlarken gülen toprağa…

    "gel bir daha acıt canımı
    istediğin kadar
    doydum senin cennetinde
    razıyım yak cehenneminde

    git bir daha unut adımı
    istediğin kadar
    ipler senin ellerinde
    acıt canımı istediğin kadar..."

     

    ----------------------------

     

    dilediğin kadar acıt canımı..
    acır mı sence ellerinden?
    canımın acısı yakışır mı ellerine,
    benim ellerim yakışmazken..

     

    Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™

    a.f.g.

      

    August 17

    Rüzgarım

     

       

     

    Nurullah GENÇ’ten şiir demeti

     

    HİCRAN   RÜZGÂRIYIM

     

    Hicran rüzgârıyım, işkence seli

    Kuşandım sevginin intizarını

    Mecnun, rüzgârına saldığım deli

    Bitmeyen bir aşkın ihtirasını

     

    Hicran rüzgârıyım, alevden tahtım

    Benliğim hasretle büyüyen bebek

    Kerem’i Aslı’nın “ah” ına yaktım

    Kanatlarım ateş saçan kelebek

     

    Hicran rüzgârıyım, ellerim kanlı

    Yağmur oldum, şimşek gibi parladım

    Ferhat, dağı yaran delikanlı

    Emrah’ı Selvi’ye müptela kıldım 

    Image Hosted by ImageShack.us

     

    ÇİÇEKLER ÜŞÜMESİN

     

    Gönlümün maviliği gitmesin gökyüzünden

     

    Kuşların gülücüğü eksilmesin yüzünden

     

    Kar yağsa da bu sessiz vadiye, gün bitmesin;

     

    Yapraklar üşüse de, çiçekler üşümesin

    Image Hosted by ImageShack.us

      

     TUTSAK

     

    Dallarımda hoş kokulu çiçekler vardı

     

    Gökyüzü derindi kanadında kuşların

     

    Birdenbire karardı rengi ufukların

     

    Mevsim ilkbahardı; yapraklarım sarardı

     

    Değişmez tutsağı oldum karanlıkların

       Image Hosted by ImageShack.us

     

    HÜZÜN

     

    Yıllardır yitirdiğim güneşi arıyorum

     

    Hüznümü kollarıma sımsıkı sarıyorum

     

    Sanki dev bir kasırga emiyor yüreğimi

     

    Yoksa bu derin acı ruhumun gömleğimi

     

    Bu hayal, bu pelerin giyen esrarlı kadın

     

    Uçan kelebeğe mi, dudağımda feryadın

     

    Kâh görünüp kaybolan, kâh konan pencereme

     

    Kâh demir yumruk gibi sıkışan hançereme 

     Image Hosted by ImageShack.us

     

      TALAN

     

    Güzel de, çirkin de bu boş dünyada

    Doğarmış, büyürmüş, viran olurmuş

    Sevda denen yangın meğer sonunda

    Gözyaşıyla dolu hicran olurmuş

     

    Dostluklar da biter, düşmanlıklarda

    İzleri kalırmış hatıralarda

    Ümitler yeşerir her ilkbaharda

    Sonbahar gelince, duman olurmuş  

     Image Hosted by ImageShack.us

     

      YALNIZSIN

     

    Bir akşam ışıkların dağlara güldüğünü

    Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü

    Görürsün, hasretiyle sabah ezgilerin

    Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin

    Kuşlar öter, uçuşur, yeşil dallara konar

    Umutlar yaprak yaprak alevlenir de yanar

    Gölge gibi çekilir insanlar sokaklardan

    Son sesler, kahkahalar işitilir parklardan

    Rüzgâr okşamaktayken anne gibi tenini

    Gecenin kolları sessizce yakalar seni

    Anlarsın gözlerin dolup boşaldığını

    Anlarsın yalnızlığı ve yalnız kaldığını 

      Image Hosted by ImageShack.us

     ÇIĞLIK

     

    Dinle, dudağımı yalayan damla

    Bu ses, kulağıma kadar uzanan

    Onundur; göndermiş bir yıldırımla

    Masmavi gökleri bürüyen anan

     

    Pencere, utanma kaldır perdeni

    Kaldır da, gönlümü ikna edeyim

    Görünce gözleri yaşlı dedeyi

    Bende buradan gözü yaşlı gideyim

     

    Dinle, gül dalında kükreyen ozan

    Ruhumda incelik bir dala konmuş

    Beni bu dünyada bekleyen ezan

    Söyle hangi zaman, nerde okunmuş  

     

     

      PhotobucketPhotobucketPhotobucket

     

    Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™     

      a.f.g.

     

    PhotobucketPhotobucketPhotobucket

     

     

     

     

       

    Image and video hosting by TinyPic 

    KENDİMDEN YORULDUM

     
     
     

    Kendimden yoruldum
    Sürekli
    maske takmaktan
    İçim Kan
    ağlarken
    İnsanlara
    gülmekten yoruldum
    Çok sinirliyken bile
    Sakin olma zorunluluğundan yoruldum
    Hıçkırarak
    ağlamak isterken
    Gözyaşlarımı içime akıtmaktan
    Delice severken içimden
    dağlara denizlere
    Hoyratça esen
    rüzgara toprağa kuşlara
    Seviyorum diye haykırmak isterken
    Susmaktan yoruldum
    Mavinin her tonunda kaybolmak isterken
    Siyaha esir olmaktan yoruldum
    Kendimden yoruldum
    Hep
    güçlü olmak ne zordur
    Hep
    sorumluluk sahibi olmak
    Her zaman
    haklı olmak
    Her şeyi
    bilmek zorunda olmak
    Ruhum yoruldu
    Çocukken genç olmak
    Gençken olgun olmak
    Çok zor yoruldum
    Çabuk tükettim
    ömrümü
    Yarınlarımı…..
    Umutlarımı…..

    Duygularımı…..
    Geri dönüşü olmayan bir tüneldeyim
    Oyunun adı hayat
    Başrolde ben
    Yardımcı oyuncular sevgi, aşk, acı, geçmiş
    Senaryo konusu
    Her şeye rağmen
    Mutlu Olma Sanatı
    Ve
    oyun bitti…..perdeler indi ışıklar söndü
    Kendimden
    yoruldum.

     

    Zeynel GÜLER  ( alıntı )

     

     

     

    Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™   

     

     

     

    a.f.g.  

     

     

     

     

      Photobucket 

     

    .

     

    Ne deniz, ne güneş, ne de ay
    Bu günlerde hak etmiyor övgüyü,
    Ne yağan yağmur, ne de kar.
    Şimdilerde ruhumda,
    Dağ tepe aşan,
    Yağmura yön,
    Çiçeğe döl veren,
    Rüzgâr var….
    O kadar çok benziyorsun ki ona,
    Yoksa o mu sana bilemiyorum.
    Ama saçlarımda her dolaştığında,
    Seni anımsıyorum.
    Bir anda çıkıveriyor ortaya.
    Görmüyorsun sadece hissediyorsun.
    Durgun deniz dalgalanıyor,
    Yapraklar dallarda ritim tutuyor,
    Çiçeklerin kokusu birbirine dolanıyor,
    Buram buram yayılıyor ortalığa.
    Bulutlar dağılıyor, güneş çıkıveriyor ortaya.
    Ve bir ıslık, kulaklarda hoş bir melodi.
    Görmüyorsun,
    Ama varlığını hissediyorsun….
    İşte can,
    O kadar çok benziyorsun ki ona
    Yoksa o mu sana…
    .
    (alıntı )

      

     

     

     

    PhotobucketPhotobucketPhotobucket

      Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™   

      a.f.g.

    PhotobucketPhotobucketPhotobucket

     

     
     
     

    Şimdi bir rüzgâr geçti buradan
    Koştum ama yetişemedim,
    Nerelerde gezmiş tozmuş
    Öğrenemedim.

    Besbelli denizden çıkıp
    Kıyılar boyunca gitmiştir,
    Tuz kokusu, katran kokusu, ter kokusu
    Yüreğini allak bullak etmiştir.

    Sonra başlamış tırmanmaya dağlara doğru
    Bulutları koyun gibi gütmüştür,
    Okşayıp otları yaylalarda
    Büyütmüştür.

    Köylere de uğradıysa eğer
    Islak, karanlık odalarda beşik sallanmıştır,
    Güneş altında çalışanlara
    İmdat eylemiştir.

    Sonra başlayıp alçalmaya ovalara doğru,
    Haşhaş tarlalarında eflatun, pembe, beyaz,
    Kıraçlarda mavi dikenler..
    Toz toprak gözlerine gitmiştir.

    Şehirlere uğramış ki yanımdan geçti,
    Haşhaş çiçeğine benzer kızlar görmüştür,
    Bir gülüş, bir tel saç, allık pudra
    Alıp gitmiştir.

    Şimdi bir rüzgâr geçti buradan
    Koştum ama yetişemedim,
    Soraydım söylerdi herhalde.
    Soramadım.

    Cahit KÜLEBI

    (alıntı)

     

     

    Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™
    a.f.g.
     
     


     



    Gel benim ruhumun gerçek sesi gel!
    Yıllardır sönmeyen alevim, korum.
    Gel benim ömrümün hikayesi gel.
    Şiirim, sonsuzum, gerçeğim, zorum
    Gökle yerin birleştiği kavşakta
    Seni bulup bulup kaybediyorum.

    İlkin rüzgâr değil sanki nefesti,
    Bir kez başlayınca estikçe esti...
    Sonra bir upuzun karanlık bastı.
    Sürdü hep aynı düş, hep aynı yorum
    Şimdi duraklarda her akşam üstü
    Seni bulup bulup kaybediyorum.



    Yitiksin baharlar, güzeller içinde
    Resimler, baharlar, sözler içinde.
    Bazen bir iz görüp izler içinde
    Cevap umuduyla titriyor sorum.
    Sonra en tanıdık yüzler içinde
    Seni bulup bulup kaybediyorum...


    Bekir Sıtkı Erdoğan

    (alıntı)

     

    İstanbul benim canım

    Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™

    a.f.g. 


     
     

    islam ve güzel ahlak

     

    y1p5yKLShhSkRjWdIhHrvYlUED4u4HHnmT_aisRxHWA6WQuX6IvfQngTXuydICWiA5v 

     

     

    http://srv0204-05.sjc3.imeem.com/g/p/768698e68c86493c361c57f1c2c60be6_web.gifzwani.com myspace graphic comments http://srv0204-05.sjc3.imeem.com/g/p/768698e68c86493c361c57f1c2c60be6_web.gif 

    y1pUQ70_pkSuFGRfS-6aN52IHflBb3U_wiYvio1xqt8f1XQzALEUyOG3KwLWZ9mUfZPrdC-YfWQkfE 

     

    Image Hosted by ImageShack.us

     
    ISLAM 7
    animation2.gif
     
     
     
    y1p3Ifr8GTCwkp64unxp5Ni7CEjhB6sth1GRHTiX8pzjdnkMU68ZzTy_EU6DkP31d29mgw3NMZbjrI               y1pL0jJN9USWWqURzs993Qa630nOYm4_lDNZJ0yYdkLZ3AL5XNzeATQWkVyz8EYPYTc             y1p3Ifr8GTCwkp64unxp5Ni7CEjhB6sth1GRHTiX8pzjdnkMU68ZzTy_EU6DkP31d29mgw3NMZbjrI
     
     
     
     
    2w3yrnojpg   
     
     
     
     
    http://srv0110-05.oak1.imeem.com/g/p/5ac6b01f2e900a41aa3e40a8af2004c5_web.gif
     
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    bugungunah018341wq8
     
     
    semazensemazensemazensemazensemazensemazensemazensemazen

    Konuşan

         

     

    img266/290/karahazerim8pdha6.gif

     

     

     

     

     

     

    July 23

    *1*

        besmele47.gif 

    1172073u58mijrlz0.gif picture by anne-katootje

     

      Image and video hosting by TinyPic

    Image Hosted by ImageShack.us 043.jpg

     

      y1p2qtAb6QcoCAxHo8EYubFKgZN-o5KC4Mb09_ejGgUPk4Bge0PCYJ47EOw0KcDtzokJjVfTErUkwIimg83/5413/quran8mz.gif y1p2qtAb6QcoCAxHo8EYubFKgZN-o5KC4Mb09_ejGgUPk4Bge0PCYJ47EOw0KcDtzokJjVfTErUkwI

      

      [Resim] Image and video hosting by TinyPic  

     

    Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket    

       

     Image and video hosting by TinyPic

     

    81e26afdb9sj8.gif picture by kara_inat25

    Image Hosted by ImageShack.us
    MySpace GraphicsMySpace Graphics
     

    Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

    Image Hosted by ImageShack.us  

     

     

    ÖNCE VATAN

    Photobucket - Video and Image Hosting

                 Image Hosted by ImageShack.us

     6pgqphc

    Image Hosted by ImageShack.usPhotobucket 

    Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketvidiLife.com provides  free video and photo hosting and sharingPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket

     

    Image Hosted by ImageShack.us

     

     

     

     

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us  GencTurK © 2008ext. Bild img406/7004/calsmamhi4.jpg istiklalyk3im1

     

     Yellow star_shane.gif (11461 bytes)Image Hosted by ImageShack.usFree Image Hosting at www.ImageShack.usy1pfsYd0qBefVDbsLLKfPLvW70Voeo_wKp17F39jHT2FlB9glGN-1A2NQO4CiKFHspsImage Hosted by ImageShack.us

    ASKERPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket ASKER

     

    Mehmetmyspace layouts, myspace codes, glitter graphicsMehmet 

    f_sehitlerimim_5a1aff8

       

    y1pXdwWN5wNh2_v1YJAkNqDtkPZAIY0g2nmKjM9l1xxt1RGKNlzc6Y2tx-L2ZxCFV4MMRpMluEoYB4

    29 ekim arama sonuçlarına dön <<cumhuriyet bayramı arama sonuçlarına dön << 

     

     

     

    ext. Bild

    roosdivider.gif picture by anne-katootje

      gül resimleri
    İŞTE BÜYÜK ORTADOĞU HARİTASI
    VE
     HEDEFTEKİ TOPRAKLAR
     
    ÖNCESİ
     
    SONRASI
    y1pIHU2NQubDrkN0Y5YJxj3zCXwQ2S4s68liwY-pls4qLR0n1VQljVgksmg_ztUQBaANr0iv3_hC1Ey1pIHU2NQubDrkN0Y5YJxj3zCXwQ2S4s68liwY-pls4qLR0n1VQljVgksmg_ztUQBaANr0iv3_hC1Ey1pIHU2NQubDrkN0Y5YJxj3zCXwQ2S4s68liwY-pls4qLR0n1VQljVgksmg_ztUQBaANr0iv3_hC1Ey1pIHU2NQubDrkN0Y5YJxj3zCXwQ2S4s68liwY-pls4qLR0n1VQljVgksmg_ztUQBaANr0iv3_hC1E

    ÇEÇENYA

    ÇEÇENİSTAN DİRENİŞİNİN TARİHÇESİ

    (1996'ya kadar)

    Müslüman çeçenlerin Ruslara kök söktüren tarihsel mücadelesi

    1783
    Çeçenlerin Çarlik Rusyasi isgaline karsi baslattigi savas Kuzey Kafkasya'ya yayildi. 1780'lerin basinda baslayan savasta cihadin liderligini Seyh Mansur yürütüyordu. Rus istilâcilar katliam yaptilar. 1791'de tutukladiklari Seyh Mansur'u, 1794 yilindâ Slisselarg hapishanesinde sehit ettiler, ama savas devam etti.
    1816
    Çar, General Yermalov'u Kafkasya'ya komutan toyin etti. Yermalov büyük bir ordu ile Çeçenleri ve diger Kafkas halklarini katliama tabi tuttu.
    1828
    Rus baskisina dayanamayan Dagistan'da Müslümanlar önce Imam Gazi Muhammed, daha sonra Imam Hamzat önderliginde ayaga kalktilar. Büyük savas bir anda bütün Kafkasya'ya yayildi.
    1834
    Imam Hamzat'in sehit edilmesinden sonra cihadin önderligini Imam Samil yapmaya basladi. Taso Haci liderligindeki mücahid kuvvetleri de Imam Samil saflarina katildi.
    1839
    Çarlik, Çeçenlere karsi baskin düzenlemeye basladi. Imam Samil liderligindeki büyüklü küçüklü bütün Çeçenler ve Kuzey Kafkasya halklari gazavat savasina, cihada basladilar. Milli Azadlik cihadi olarak bilinen bu savas tam 25 yil devam etti. Bu savas Rus tarihine Kafkas Harbi olarak girdi. Rus demokrat yazari N.Çerniserskiy, bu savastan bahsederken, "Rusya bu savasa yilda 25 bin asker gönderdi" diye yazmaktadir. General N.N. Rayevsk ise "Bizim Kafkasya'daki hareketlerimiz Amerika'nin istilâsindaki facialar gibi
    idi" diye yazmaktan kendini alamamistir.
    1859
    Ruslar, Çeçenlerin son duragi Vedeno köyünü de isgal etti. Samil esir düstü. 25 yil devam etmis olan savasta milletin yarisindan çogu vuruldu ya sahit oldu veya gazi. Fakat Çeçenler yilmadi.
    1865
    Ruslar, sömürge rejimi uygulamaya basladilar. Çeçen gençleri Rus ordusu arasina dagitildi. Birçoklari da ülkenin disina çikmak zorunda kaldi. Anadolu'ya göçler bu tarihte basladi.
    1877
    Çeçen ve Inguslar yeniden ayaga kalkti. Iki yillik çetin savastan sonra Ruslar, Çeçen ve Inguslari vatan topraklarindan sürgün ettiler ve bölgeye Rus Kazak (koçak/larini yerlestirmeye basladilar. Bunun üzerine Çeçen ve Inguslar gerilla savasi ,baslatti. Zalimhan, liderligindeki mücahidler;
    1917 yilina kadar Rus Koçaklorina karsi savastilar.
    1917
    Çeçen Inguslarla Rus Kazaklari arasindaki ölüm kalim savasi basladi. Bu savas bir yil sürdü. Çeçenler, 1918 yilinda kendi topraklarini geri aldilar. Çeçenler, Seyh Uzun Haci önderliginde Kuzey Kafkasya Emirligi altindaki Islâm devletinin kuruldugunu ilan ettiler.
    1920
    Komünistler, Kuzey Kafkasya'yi isgal ettiler. Sovyetler sikiyönetim ilan etti. Olaganüstü idarenin basini ÇK (daha sonra KGB) yürütüyordu. Aydinlar, bilhassa din adamlari kursunlandi.
    1922
    Komünistler, bölgeyi "Çeçen vilayeti" ilan etti.
    1924-25
    Kafkasya Sikiyönetim Komutanligi, 10 bin Çeçen Ingus aydinini hapsetti. Komünist olmayanlar idam edildi, kursuna dizildi.
    1929
    Kafkasya Harbi Komutanligi, Çeçenistan'da kolhozlastirma (halkin topraklarina el koyma) hareketi baslatti. Bu uygulamaya karsi çikan Çeçenler, Sit Islambulov liderliginde baskaldirdilar.
    1930
    Kizilordu, Sit Islambulov liderligindeki mücahidlerle anlasma yoluna gitmek zorunda kaldi. Bu anlasmaya göre Sovyetler, Çeçen Inguslarin
    haklarina saygi duyacaklari garantisini verdi.
    1931
    KGB, anlasmayi bozdu ve Sit Islambulov ve  arkadaslarini kursuna dizerek sehit etti. Sit Islambulov'un yerine kardesi Hasan Islambulov  geçti ve 1935 yilina kadar Kizilordu ile savas  devam etti.
    1932
    Çeçenistan Nogayyurt bölgesindeki halk ayaklandi. Buna karsi NKVD (daha sonra KGB) buradaki herkesi hapse atarak iskenceler uyguladi.
    Sonra diger yerlerdeki milleti kötülemek için kizil partizan Ibrahim Gelderan liderliginde sahte bir  ayaklanma gerçeklestiren KGB, halki Kizilordu kursunlarina hedef ettiren Gelderan'a öldürttü.
    1936
    Yillardir devam eden savasi durdurmak isteyen Moskova, Çeçen-Ingus vilayetine, Çeçen Ingus Sovyet Sosyalist Özerk Cumhuriyeti adini
    verdi. "Sovyet Sosyalist" kelimelerini istemeyen millet aydinlarini 1937 yilinda hapse attilar. Bir yil içinde 10 bin kisi tutuklandi ve hiçbirisi evine
    dönemedi.
    1940
    Milleti tehcir eden Ruslara karsi Hasan Islambulov liderliginde baslayan
    ayaklanma herkesi birlestirdi. Satoy sehrini ele geçiren Hasan Islambulov askerlerinin hareketi millete güç verdi ve Galanoj Ingus halkinin geçici
    inkilap hükümetini kurdular. Ruslar ne kadar saldirdilarsa da Islambulov taraftarlarini yok edemediler.
    1944
    Çeçenler, Kirim; Karaçay, Balkar ve Ahiska Türkleriyle birlikte, Stalin tarafindan Sibirya ve Türkistan steplerine sürgün edildiler. Bu topyekün
    sürgün sirasinda binlerce Çeçen açlik, salgin hastalik ve Rus kursunlariyla öldü.
    1957
    Sovyet lideri Nikita Kurusçev, sürgündeki Çeçen ve Inguslara, eski durumlarina kavusmalari için bazi haklar tanidi. Sürgündekiler, Çeçen
    Ingus Cumhuriyeti'ndeki yurtlarina dönmeye basladilar.
    1960-1970
    Bu yillar içerisinde Moskova, Çeçen Inguslarin daglik yerlere, sehirlere, Rus Kazaklarinin yerlestirilmesi, nüfus yapisinin degistirilmesi çalismalarina devam etti. Çogu yerlerde sahte törenler yapti. Çeçen Inguslar bu sahte törenlere çok sert tavir aldilar. Rus-Çeçen mücadelesi ideolojik savas seklinde devam etti.
    1982
    Sovyetler Birligi Komünist Partisi'nin birinci adami Brejnev'in yardimcisi Süslov, "Baska milletler, Sovyetler Birligi'ne kendi arzulari ile katilmislardir" diyerek asimilasyon politikasini sürdürdü.
    1988
    Çeçen Ingus Halk Cephesi kuruldu. Hoca Ahmet Bisultanov lider seçildi. Cephe, ilk eylem olarak Gudermes'te yapilmakta olan kimya fabrikasina karsi protesto gösterileri düzenlemeye basladilar. Bu arada siyasi teskilâtlar da kuruldu.  Bu teskilâtlar, 1990 yilinda siyasi parti hüviyetine
    büründü.
    Kasim 1990
    Çeçen Halk Kurultayi toplandi. Kurultayda Çeçen Milli Komitesi kurulmasi karari alindi. Komitenin adi daha sonra Milli Kongre olarak
    degistirildi ve basina Cevher Dudayev getirildi.
    5 Eylül 1991
    Agustos ayinda Sovyetler Birligi Komünist Parti Genel Sekreteri ve Devlet Baskani Mihail Gorbaçov'u devirmek için yapilan darbeyi destekleyen Çeçen Ingus hükümeti, baskilar sonucu; bagimsizlik yanlisi Çeçen Milli Konseyi'nden istifa etmek zorunda kaldi. Rus Hava Kuvvetleri'nden kendi istegiyle emekli olan General Cevher Dudayev, ülkesine döndü ve milli lider ilan edildi.
    Ekim 1991
    Cevher Dudayev, Moskova yanlisi geçici hükümeti devirmek için kampanya baslatti. Resmi daireleri ele geçirmeye baslayan Cevher
    Dudayev halkin yüzde 80'den fazlasinin oyunu alarak Devlet Baskanligi'na seçildi ve tek tarafli olarak bagimsizlik ilan etti.
    Kasim 1991
    Rusya Federasyonu Devlet Baskani Boris Yeltsin, olaganüstü hal ilan ederek Çeçenistan'in bassehri Grozni'ye asker gönderdi. Bu askerlerin Grozni havaalaninda Devlet Baskani Dudayev'e bagli askerler tarafindan engellenmesi üzerine, Rusya Parlamentosu olaganüstü hali kaldirdi
    ve Rus askerleri 3 gün sonra geri döndü.
    Haziran 1992
    Çeçen-Ingus Cumhuriyeti, "Çeçenistan" ve 'Ingusistan" olarak birbirinden ayrildilar. Ingusistan, Rusya Federasyonu içerisinde kalmaya karar verirken Çeçenistan'in bagimsizlik karari Rusya tarafindan reddedildi.
    1994
    Moskova; Çeçenistan'in suçlular için karargâh olmaya basladigi seklinde propaganda yapmaya basladi ve halkin Cevher Dudayev'i devirmesi için çagri yapmaya basladi.
    2 Agustos 1994
    Rusya'nin destekledigi bilinen muhalefet tarafindan organize edilen Geçici Konsey, Cevher Dudayev'i devirme çalismalarina basladi.
    25 Kasim 1994
    Moskova destekli isyancilar, tank ve agir silahlarla Grozni'ye saldirdilar, fakat bir gün sonra geri çekilmek zorunda kaldilar.

    29 Kasim 1994
    Boris Yeltsin, Dudayev ve muhalefete 48 saat içinde silahlarini birakmalari çagrisinda bulunarak, aksi halde olaganüstü hal ilan edecegini açikladi. Rus uçaklari Grozni'yi bombaladi.
    30 Kasim 1994
    Rus uçaklari tarafindan yeni bir hava
    saldirisi daha yapildi. En az 10 uçagin katildigi saldiridan
    sonra Cevher Dudayev, kadin ve çocuklara Grozni'yi terket-
    meleri çagrisinda bulundu. Rusya, Çeçen sinirina asker yig-
    maya basladi.
    1 Aralik 1994
    Rusya'nin, verdigi sürenin bitmesine ragmen, hiçbir harekette bulunmayan Yeltsin, Çeçenlerin elindeki Rus esirleri geri alabilmek için her yolu deneyecegini açikladi.
     Aralik 1994
    Rusya, Çeçenistan'in terörist yatagi oldugunu ileri sürerek, Bati'yi yanina almak tesebbüslerine basladi.
    6 Aralik 1994
    Çeçenistan bagimsizligini elde etmesinden sonra ilk dafa en üst seviyede bir toplanti yapti. Rusya Savunma Bakani Pavel Graçev ve Cevher Dudayev, yaptiklari görüsmede, krizin sona ermesi için güç kullanilmamasi konusunda görüs birligine vardilar.
    7 Aralik 1994
    Rus Güvenlik Konseyi, taraflarin silahsizlandirilmasi için bütün anayasal tedbirlerin uygulanmaya konulmasini istedi.
    8 Aralik 1994
    Boris Yeltsin, anayasal tedbirlerin uygulanmasini istedi.
    10 Aralik 1994
    Rusya, Çeçen hava sahasi ve sinirini kapattigini açikladi. Grozni yine bombalandi. Dudayev'in yardimcilarindan biri, Rusya'nin Çeçenistan'i isgal etmeleri halinde, Rus askerlerinin tabut içinde terk edeceklerini söyledi.
    11 Aralik 1994
    Rus askerleri, 3 koldan Çeçenistan'a girdiler. Yeltsin, 15 Aralik tarihine kadar süre taniyarak, Çeçenlerin silahlarini birakmalarini istedi.
    12 aralik 1994
    Rus uçaklari, Grozni yakinindaki hedefleri bombaladi. Grozni'nin disindaki köylerde agir çarpismalar meydana geldi.
    14 Aralik 1994
    Cevher Dudayev, Rusya'yi uyararak bir adim daha atmalari halinde, gerilla savasi baslatacaklarini ilan etti. Baris ümidi, Çeçenlerin
    Rusya'nin isteklerini reddetmeleri ile son buldu.
    15 Aralik 1994
    Boris Yeltsin, Cevher Dudayev taraftarlarinin silah birakmasi için verdigi süreyi 48 saat daha uzatti. Dudayev, Rus askerlerinin çekilmesi halinde masaya oturacagini açikladi.
    16 Aralik 1994
    Çeçenistan'a gönderilen bir Rus general, Yeltsin'in hareketinin anayasaya aykiri oldugunu belirterek, "Bir adim daha ileri gitmeyecegini" ilan etti. Rusya Güvenlik Konseyi yaptigi açiklamada, verilen süreyi cumartesi gece
    yarisina kadar erteledi.
    17 Aralik 1994
    Rusya Disisleri Bakani Andrei Kozirev, yabancilarin ülkeyi terketmesini istedi ve Dudayev'i bir defa daha görüsme masasina davet etti.
    18 Aralik 1994
    Rus uçaklari gece yarisindan itibaren Grozni'yi bombalamaya basladilar. Fakat kara harekâtina geçilmedi. Grozni'de bulunan Dudayev taraftarlari sessiz kalarak Rusya'nin ikinci bir adim atmasini beklediler.
    19 Aralik 1994
    Rus kuwetleri özellikle sivil yerlesim birimlerini bombalayarak 16 kisinin
    ölümüne sebep oldu. Grozni'ye yönelik hava saldirilari yine devam etti. Grozni disinda yogun çarpismalar oldugu bildirildi. Bölgede bulunan
    gazeteciler, Petropavlovskaya köyünün Ruslarin eline geçtigini bildirdi. Cumhurbaskanligi Sarayina yönelik saldirilarda, sarayin isabet  almadigi, mermilerin bos araziye düstügü belirtildi.
    Ocak 1995
    Rus tanklari Grozni'nin merkezine dogru ilerlemeye basladi.
    Subat 1995
    Mücahidler bassehir Grozni'yi terk etmeye basladi.
    Nisan 1995
    Avrupa Güvenlik ve Isbirligi Konferansi AGIK, Çeçenistan komisyonu kurmaya karar verdi. Dudayev, Rusya içinde saldirida bulunma
    tehdidinde 'bulundu. Argun, Gudermes ve Sali'yi ele  geçirmeye basladi.
    Mayis 1995
    Rus askerleri Kafkas dagina dogru ilerliyor. AGIK himayesinde yapilan görüsmelerin ilk turunda sonuç alinamadi.
    Haziran 1995
    Askerlerinin, güneydogudaki mücahidlerin karargâhini ele geçirdiklerini duyuran Rusya, Satoy ve Nazhoyyurt'u da aldilar.
    14 Haziran 1995
    Çeçenistan'a 70 kilometre mesafedeki Stavropol sehrinin Budonnovski
    kasabasina baskin düzenleyen Samil Basayev liderligindeki bir grup mücahid, bir hastanede yüzlerce Rus'u rehin aldi.
    15 Haziran 1995
    Rusya, Kuzey Kafkasya'daki kuvvetlerini alarma geçirdi. Yeltsin, Rus sivillere sakin olmalari çagrisinda bulundu.
    16 Haziran 1995
    Rus askerleri, Çeçenlerin saldiri ihtimaline karsi Moskova'daki kilit öneme sahip binalari korumaya aldi. Rus parlamentosundaki gruplar, hükümetin istifasini istedi. Yediler toplantisi için Kanada'ya giden Yeltsin'e geri dön çagrisindabulunuldu.
    17 Haziran 1995
    Rus askerleri hastaneye baskin düzenledi. Operasyon basarili olamadi. Ancak Basayev, 220 kadin, çocuk ve hastayi serbest birakti. Yeltsin; baskinin kendisinin Moskova'dan ayrilmasindan sonra gerçeklestirildigini açikladi. Basbakan Çernomirdin ise, rehinelerin serbest birakilmasina karsilik Çeçenistan'da ateskes yapilmasini teklif etti.
    18 Haziran 1995
    Rusya Basbakani Çernomirdin, mücahidlerin komutani Samil Basayev ile telefonda görüstü. Mücahidler, 126 rehineyi daha serbest birakti. Bâsayev,
    kendi adamlarini ve rehinelerin bir kismini Çeçenistan'a götürmek için bir otobüs istedi. Çeçenistan'daki Rus komutan, "Bütün askeri operasyonlarin durdurulmasi" talimatini verdi.
    19 Haziran 1995
    Baris görüsmelerinin yeni turu Grozni'de basladi. Mücahidler 764 rehineyi daha serbest birakti ve bir Rus tuzagina karsi bazi gazeteciler, parlamenterler ve çok sayida Rus'un bulundugu otobüsten olusan konvoyla Budonnovski'den ayrildi.
    30 Temmuz 1995
    Heyetler arasinda askeri anlasma imzalandi. Anlasmaya göre; Ruslar,
    Çeçenistan'daki askerlerini çekecek, Çeçenler de savunma maksatli olmayan silahlarini teslim edecekler. Çeçen heyetine Çeçenistan Bassavcisi.
    Osmati Imayev baskanlik etti.
    Agustos 1995
    Çeçenistan'da kimyasal silah kullanilmis olabilecegine iliskin belirtiler
    bulundugu bildirildi.
    16 Agustos 1995
    Çeçen Cumhuriyeti'nin baskenti Grozni'de süren baris görüsmelerinin
    kesilmesi ve taraflar arasinda gerginligin tehlikeli bir sekilde tirmanmasi ardindan bir grup Çeçen direnisçi silahini teslim etti.
    25 Agustos 1995
    Çeçen lideri Cevher Dudayev'e bagli güçler, cumhuriyetin ikinci büyük kenti Gudermes'te yönetime el koydugunu bildirdi.
    28 Agustos 1995
    Rusya'nin Budonnovsk kentine baskin düzenleyerek 30 Temmuz da Rus-Çeçen heyetlerinin askeri bir anlasmaya varmalarina
    kadar giden görüsme sürecini baslatan Çeçenlerin ünlü savasçisi Samil Basayev, silahlarini teslim etmeyeceklerini söyledi.
    5 Eylül 1995
    Çeçenistan'da Cevher Dudayev yanlilari 6 Eylül 1991'de ilan edilen, ancak
    taninmayan bagimsizlik ilanlarinin yildönümünü cumhuriyetin çesidi yerlesim birimlerinde kutladilar.
    16 Eylül 1995
    Çeçenistan'in Alkhoi-mohk kasabasinda Rus uçaklarinin bombardimani
    sonucu üç kisinin öldügü, alti kisinin Yaralandigi bildirildi.
    4 Ekim 1995
    Çeçenistan Cumhurbaskani Cevher Dudayev'in danismani Ramazan Kaytemirov, Rusya'nin Çeçenistan'da asil amacinin petrol  yataklarina sahip olmak, boru hattini kullanmak ve askeri üs kurmak oldugunu söyledi.
    20 Aralik 1995
    Çeçenistan'in Gudermes kentini kusatan Rus askerleri yüzlerce sivil öldürerek kenti ele geçirdi. Ülkenin yüzde 70'ini kontrol altinda tutan
    Müslüman direnisçiler, Ruslara agir kayiplar verdirdi.
    9 Ocak 1996
    "Yalniz Kurt" grubunun lideri Salman Rudayev, Kizilyar'a baskin düzenleyerek yüzlerce kisiyi esir aldi.
    17 Ocak 1996
    Salman Raduyev ve mücahidler, Kizilya dan kaçarken kistirildiklari Pervomaiskoye köyündeki Rus kusatmasini yarmayi basardilar.
    5 Subat 1996
    Çeçenistan'in baskenti Grozni'de bagimsizlik yanlisi Çeçenler, Rus güçlerinin ayrilmasi istegiyle gösteriler baslatti.
    8 Subat 1996
    Grozni'deki gösterilere binlerce kisi katildi. Kent merkezinde gösterilere
    katilanlarin sayisi on bine ulasti.

    Kaynak: Miço'nun sayfasi

    Hazirlayan: Muhammed Faruk

      Çeçen Savaşı Tarihçesi

     Çeçenistan, tarih boyunca Kafkaslar’daki Müslüman halkların bağımsızlık ve hürriyet simgesi ve öncüsü olmuştur. Kafkaslarda Şeyh Mansur’dan, Şeyh Şamil’den bugünlere miras kalan Çeçen direnişi, birçok kez Rusya tarafından ezilmeye ve yok edilmeye çalışılmıştır. 400 yılı aşkın bir süredir başta Kafkaslar’da olmak üzere Çeçenistan’da sayısız mezalimlere imza atan Rusya ise her defasında Çeçen topraklarından eli boş dönmüştür. Cevher Dudayev’in da belirttiği gibi Rusya’nın milyon birinci kez düzenlenen saldırıları sayıca az olan Çeçenler tarafından milyon birinci kez suya düşürülmüştür.

    Çeçenlerin Ruslarla ilk karşılaşmaları 1556 yılında Rusların Astrahan’ı işgal etmesinden sonra oldu. Rusların ilerlemesine karşı büyük mücadele veren Kafkas halkının direnişi, 1783’te İmam Mansur ile başlamış, 1834’te İmam Şamil’le devam etmiştir.
    Rusya’nın 1860’lı yıllarda Kafkas halklarına karşı izlediği sürgün politikası 21 Mayıs 1864’te gerçekleşen “Büyük Sürgün” ile zirveye ulaştı. İçinde Çeçenlerin de bulunduğu yaklaşık 2 milyon Kafkasyalı, başta Anadolu olmak üzere çeşitli bölgelere sürgün edildi.
    11 Mayıs 1918’de Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ilan edildi ancak bu hareket başarılı olamadı. Çeçenler, II. Dünya Savaşı’nın sonlarında (1944) Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesi ile Stalin tarafından İnguşlarla birlikte Sibirya’ya sürüldüler. 750 bin kişi olarak sürülen topluluk 1957 yılında 400 bin kişi olarak geri dönebildi.
     1980’li yılların sonlarında Gorbaçov’un “açıklık” ve “yeniden yapılanma” politikaları neticesinde SSCB çözülme sürecine girdi ve Çeçenler 1 Kasım 1991 yılında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti adı ile bağımsızlıklarını ilan etti. Genç cumhuriyetin ilk başkanı Cevher Dudayev oldu. Rusya bu kadroyu yönetimden uzaklaştırabilmek ve kendi çıkarlarına hizmet edecek bir kadroyu iş başına getirebilmek için önce Çeçenistan içinden Ömer Avturkhanov’un liderliğinde bir muhalefet ortaya çıkardı. Bu muhalefeti ayrıca silah ve askeri teçhizatla da destekledi. Muhalifler 18 Kasım 1994’te hükümet birlikleriyle çatışmaya başladılar. Rusya kendi oyununu gizlemek amacıyla, Cevher Dudayev’e bağlı güçlerle muhalifler arasında meydana gelen çatışmayı Çeçenistan’ın iç meselesi olarak göstermeye çalışıyordu. Bu amaçla bir yandan muhaliflerin savaşmaları için gizlice asker ve silah gönderirken bir yandan da iç savaşa son verilmesi için ültimatomlar vermekten geri kalmadı. Ancak Rus askerlerin yönetime bağlı birlikler tarafından esir edilmesi üzerine bu oyunun foyası ortaya çıktı. Rusya, Çeçenistan’daki bağımsızlık mücadelesini bastırabilmek için zaman zaman başkent Grozni (Caharkale)’ye hava saldırıları da düzenledi. Moskova'daki yönetim, kendisini Çeçenistan’daki kavganın dışında gösterebilmek için bombardımanın kendi uçakları tarafından yapıldığı yolundaki açıklamaları önce reddetti ise de oyunun ortaya çıkmasından sonra kabullenmek zorunda kaldı.

    Moskova yanlısı muhaliflerin bağımsızlık yanlısı yönetim karşısında zayıf kalmaları üzerine Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin, 29 Kasım 1994’te bir ültimatom vererek çarpışan taraflardan 48 saat içinde silahlarını bırakmalarını istedi. Ancak Çeçenistan cumhurbaşkanı Dudayev bu ültimatoma karşı çıkarak Yeltsin’in böyle bir ültimatom vermeye yetkisinin olmadığını bildirdi. Zaten Rusya’nın böyle bir ültimatom vermekteki amacı da olaylara doğrudan müdahalede bulunmak için bir gerekçe oluşturmaktı. Ancak Çeçenistan Moskova’dan kumanda edilen muhalif silahlı güçleri tasfiye mücadelesini sürdürdü. Bu gelişmeler üzerine Rusya da doğrudan müdahalede bulunmaya başladı ve 3 Aralık 1994’te Rus uçakları Grozni’deki başkanlık sarayını bombaladılar. Böylelikle aslında kökleri 400 yıl öncesine dayanan ilk Çeçen Rus Savaşı başlamış oldu.
    Emrin Çebi
     


    Mehdi Nüzhet ÇETİNBAŞ, Ajans Kafkas
    www.kafkas.org.tr

      17/07/2006

    Çeçenistan Direnişi ve źamil Basayev’in źehadeti

    Araştırma Birimimizin hazırladığı Çeçenistan Raporu: źamil ve diğer komutanların şahadetlerinin de ele alındığı rapor ayrıntılı bilgi içeriyor.

    &Temmuz 2006

                      İÇİNDEKİLER:
                      I. ÇEÇENİSTAN DİRENİźİ 
    - Tarihi Süreç
    - I.Çeçen – Rus Savaşı 1994 – 1996
    - II. Çeçen – Rus Savaşı 1999 - ?
    - Çeçen Liderlerinin źehadetleri 

                      II. ÇEÇENİSTAN’DA HAK İHLALLERİ

                      III. BİYOGRAFİ: źAMİL SALMANOVİÇ BASAYEV

                      ÇEÇENİSTAN DİRENİźİ

                      Tarihi Süreç
                      Çeçenistan, tarih boyunca Kafkaslar’daki Müslüman halkların bağımsızlık ve hürriyet simgesi ve öncüsü olmuştur. Kafkaslarda İmam Mansur’dan, źeyh źamil’den bugünlere miras kalan Çeçen direnişi, birçok kez Rusya tarafından ezilmeye ve yok edilmeye çalışılmıştır. 400 yılı aşkın bir süredir Kafkasya’nın tamamında ve Çeçenistan’da sayısız mezalime imza atan Rusya her defasında Çeçen topraklarından eli boş dönmüştür. Cevher Dudayev’in da belirttiği gibi Rusya’nın milyon birinci kez düzenlenen saldırıları sayıca az olan Çeçenler tarafından milyon birinci kez püskürtülmüştür.
                      Çeçenlerin Ruslarla ilk karşılaşmaları 1556 yılında Rusların Astrahan’ı işgal etmesinden sonra oldu. Rusların ilerlemesine karşı büyük mücadele veren Kafkas halkının direnişi, 1783’te İmam Mansur ile başlamış, 1834’te İmam źamil’le devam etmiştir.
    Rusya’nın 1860’lı yıllarda Kafkas halklarına karşı izlediği sürgün politikası 21 Mayıs 1864’te gerçekleşen “Büyük Sürgün” ile zirveye ulaştı. İçinde Çeçenlerin de bulunduğu yaklaşık 2 milyon Kafkasyalı, başta Anadolu olmak üzere çeşitli bölgelere sürgün edildi.
                      11 Mayıs 1918’de Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ilan edildi ancak bu hareket başarılı olamadı. Çeçenler, II. Dünya Savaşı’nın sonlarında (1944) Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesi ile Stalin tarafından İnguşlarla birlikte Sibirya’ya sürüldüler. 750 bin kişi olarak sürülen topluluk 1957 yılında 400 bin kişi olarak geri dönebildi.
                      1980’li yılların sonlarında Gorbaçov’un “açıklık” ve “yeniden yapılanma” politikaları neticesinde SSCB çözülme sürecine girdi ve Çeçenler 1 Kasım 1991 yılında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti adı ile bağımsızlıklarını ilan etti. Genç cumhuriyetin ilk başkanı Cevher Dudayev oldu. Rusya bu kadroyu yönetimden uzaklaştırabilmek ve kendi çıkarlarına hizmet edecek bir kadroyu iş başına getirebilmek için önce Çeçenistan içinden Ömer Avturkhanov’un liderliğinde bir muhalefet ortaya çıkardı. Bu muhalefeti ayrıca silah ve askeri teçhizatla da destekledi. Muhalifler 18 Kasım 1994’te hükümet birlikleriyle çatışmaya başladılar. Rusya kendi oyununu gizlemek amacıyla, Cevher Dudayev’e bağlı güçlerle muhalifler arasında meydana gelen çatışmayı Çeçenistan’ın iç meselesi olarak göstermeye çalışıyordu. Bu amaçla bir yandan muhaliflerin savaşmaları için gizlice asker ve silah gönderirken bir yandan da iç savaşa son verilmesi için ültimatomlar vermekten geri kalmadı. Ancak Rus askerlerin yönetime bağlı birlikler tarafından esir edilmesi sergilenen oyunu aşikar etti. Rusya, Çeçenistan’daki bağımsızlık mücadelesini bastırabilmek için zaman zaman başkent Grozni’ye (Caharkale) hava saldırıları da düzenledi. Moskova'daki yönetim, kendisini Çeçenistan’daki kavganın dışında gösterebilmek için bombardımanın kendi uçakları tarafından yapıldığı yolundaki açıklamaları önce reddetti ise de daha sonra bunu kabullenmek zorunda kaldı.
    Moskova yanlısı muhaliflerin bağımsızlık yanlısı yönetim karşısında zayıf kalmaları üzerine Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, 29 Kasım 1994’te bir ültimatom vererek çarpışan taraflardan 48 saat içinde silahlarını bırakmalarını istedi. Ancak Çeçenistan Cumhurbaşkanı Dudayev bu ültimatoma karşı çıkarak Yeltsin’in böyle bir ültimatom vermeye yetkisinin olmadığını bildirdi. Zaten Rusya’nın böyle bir ültimatom vermekteki amacı da olaylara doğrudan müdahalede bulunmak için bir gerekçe oluşturmaktı. Ancak Çeçenistan Moskova’dan kumanda edilen muhalif silahlı güçleri tasfiye mücadelesini sürdürdü. Bu gelişmeler üzerine Rusya da doğrudan müdahalede bulunmaya başladı ve 3 Aralık 1994’te Rus uçakları Grozni’deki başkanlık sarayını bombaladılar. Böylelikle Soğuk Savaş dönemi ardından aslında kökleri 400 yıl öncesine dayanan ilk Çeçen Rus Savaşı başlamış oldu.

                      I.Çeçen – Rus Savaşı 1994 – 1996

                      4000 Rus askeri Çeçen Cumhuriyeti’ne ait Nattereçni şehrini işgal etti. Bunun ardından Rusya, Dudayev’e bağlı birliklerin bir süre önce esir ettiği askerlerin 48 saat içinde serbest bırakılması için ültimatom verdi. Dudayev yönetimi ise esirleri serbest bırakmak için Rusya'nın kendi askerleri olduğunu kabul etmesi şartını koştu. Esirler meselesi ültimatomla çözülemeyince karşılıklı görüşmeler yoluna gidildi. Ancak Rusya Savunma Bakanı Pavel Graçov’la Çeçenistan Cumhurbaşkanı Dudayev arasında 6 Aralık 1994’te gerçekleştirilen görüşmelerde sağlanan olumlu gelişmelere rağmen Rusya Grozni’yi 7 Aralık’ta ikinci kez havadan bombaladı. 11 Aralık sabahı da Rus birlikleri Çeçenistan topraklarına girdi.
    Çeçenistan’ın Rusya bünyesinden ayrılmasını istemeyen Rus yönetimi haksız işgali karşılaştığı direnişten dolayı ancak iki seneye yakın bir süre devam ettirebildi. Savaş sonrası 1996’da imzalanan anlaşmayla Çeçenistan’ın bağımsızlığı Moskova tarafından resmen tanınmış oldu. 31 Ağustos 1996 tarihinde Çeçenistan adına Aslan Mashadov ile Rusya adına Aleksandr Lebed arasında Çeçenistan’ın siyasi statüsünün 5 yıl içinde belirlenmesine dair anlaşma imzalandı. 
                      Bu arada Rus birliklerine ait savaş uçakları Çeçenistan’dan çekilme sürecinde başkent Caharkale’yi ağır bombardımana maruz bıraktı ve bunun sonucunda Caharkale’de binlerce sivil hayatını kaybetti. İlk Çeçen savaşında hayatlarını kaybedenlerin sayısının 150 bin civarında olduğu belirtilmektedir. Yine savaş sırasında göçe maruz kalanların sayısı ise 500 binin üzerindedir.

                      II. Çeçen – Rus Savaşı 1999 - ?

                      1996 yılı Ağustos ayında yapılan anlaşma ardından 12 Mayıs 1997’de yeni bir anlaşma daha imzalandı. Fakat imzalanan bu anlaşmalar Rusya’nın anlaşma şartlarına uymaması nedeniyle Çeçen sorununa kalıcı bir çözüm getiremedi. 1994–96 Çeçen-Rus Savaşı esnasında tahrip olan Çeçenistan’ın yeniden inşası konusunda yardım sözü veren Rus Yönetimi Mashadov’u bir federasyon anlaşması imzalamaya ikna edemeyince, taahhüdünü yerine getirmemiştir. Çeçenistan’da istikrarın sağlanması için gerekli ekonomik ve siyasal desteği vermeyen Moskova, Çeçenistan politikasını Çeçenistan’ın istikrarsızlaştırılması üzerine bina etmeye başladı. Sonuç olarak, Mashadov yönetimindeki Çeçenler, Moskova’nın bölgeden çekildiği ve Çeçenistan’ın de facto bağımsızlık kazandığı 1997 ve 1999 yılları arasında kendi siyasal kurumsallaşmasını tamamlamak yerine istikrarsızlık içine sürüklendi.
                      Bu arada Dağıstan’da yeni bir hareketlenme gözlendi. Dağıstan’ın Çeçenistan sınırındaki köylerinde yaşamakta olan Çeçenlere yönelik olarak başlatılan saldırılar źamil Basayev ve Çeçen direnişçilerin bir kısmının bu coğrafyaya geçmesine ve Müslüman tarafa destek olacakları bir sürecin başlamasına neden oldu. Aynı süreç Moskova tarafından bir fırsat olarak değerlendirildi. Çeçenistan’daki bağımsızlığa razı olmayıp bu topraklara işgal güçlerini sokmak için fırsat kollamakta olan Moskova, 11 Ekum 1999 tarihinde Dağıstan’daki direnişi başlatanların Çeçen kökenli olmalarını gerekçe göstererek işgal güçlerini yeniden Çeçenistan’a soktu. Bu arada, Moskova’da ve bazı büyük şehirlerde Rus istihbaratı tarafından gerçekleştirilen patlamaların sorumluluğu da Çeçenler üzerine yıkılarak bu işgalde gerekçe olarak kullanıldı.
                      O zaman Rusya başbakanı olan Viladimir Putin, Çeçenistan’ın Rusya toprağı olduğunu ve istedikleri şekilde müdahale edebileceklerini söyledi. Oysa Rusya 1996’da imzalanan anlaşmayla Çeçenistan’ın bağımsızlığını kabul etmişti. Dolayısıyla Rusya, Çeçenistan’a asker sokarak hem uluslararası anlaşmaları hem de Çeçenistan’la imzaladığı ikili anlaşmayı ihlal etmişti. Rusya bu kez saldırılarını sivillere yönelik hava bombardımanları şeklinde yoğunlaştırdı. Saldırının yoğunluğu ve geniş bir bölgeyi kapsaması nedeniyle insanlar kalabalık gruplar halinde yurtlarını terk ederek başta İnguşetya olmak üzere Dağıstan, Osetya, Azerbaycan ve Gürcistan gibi ülke ve bölgelere göç etmeye başladılar. Çeçenlerle direk olarak yüzleşmekten çekinen Rusya sivil insanlara yapılan baskının mücadele edenler üzerinde bir baskı unsuru oluşturması ve teslim olmalarını sağlamasını ummaktaydı. Ama hava saldırılarından hedeflediğini elde edemedi ve başkent Caharkale’nin kapılarına kadar dayanarak Çeçen mücahitlerle direk karşı karşıya gelmek zorunda kaldı. Bu göğüs göğüse çatışmalar ise Rus güçlerinin beklemediği şekilde kayıplar vermesine yol açtı.

                      Çeçen Liderlerinin źehadetleri:

                      “Unutma, büyük savaşlar büyük kahramanlar ister!"
                      “Üniformam kefenim, arzum şehadettir."
                                                          Aslan Mashadov
                      Maalesef 2 Ekim 1999 tarihinde başlayan II. Çeçen Savaşı henüz devam etmektedir. Bu süre zarfında Rusya tüm Çeçen liderlerini birer birer katletti. İlk önce ilk Çeçen Savaşı esnasında, Çeçenistan’ın ilk cumhurbaşkanı ve Çeçenistan’daki bağımsızlık mücadelesinin önderi Cevher Dudayev, Gekhi-cu köyünde füze saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Yine Çeçen direniş önderlerinden Salman Raduyev Rus hapishanesinde işkenceyle öldürüldü. Bir başka önder Zelimhan Yandarbiyev Katar’da cami çıkışında haince bir suikastla şehit edildi. Daha sonra Çeçenistan’ın üçüncü cumhurbaşkanı Aslan Mashadov, Tolstoy-Yurt kasabasında Rus özel birlikleri tarafından düzenlenen bir operasyonla şehit edildi. Mashadov’un halefi olan Abdülhalim Sadullayev ise Ruslar tarafından Argun kasabasında şehit edildi. Ve son olarak źamil Basayev İnguşetya’nın Ekazevo köyünde şehit edildi. Böylelikle Çeçen direnişindeki tüm kilit isimler şehadet kervanına katıldı. Çeçenistan mücadelesi artık yeni nesil źamillerin omzunda yükselecek.

    Cevher DUDAYEV, 21 Nisan 1996’da şehit edildi.
    Salman RADUYEV, 14 Aralık 2002’de şehit edildi.
    Zelimhan YANDARBİYEV, 13 źubat 2004’de şehit edildi.
    Aslan MASHADOV, 8 Mart 2005’de şehit edildi.
    Abdülhalim Sadulayev, 17 Haziran 2006’da şehit edildi.
    źamil BASAYEV, 10 Temmuz 2006’da şehit edildi.

                      ÇEÇENİSTAN’DA HAK İHLALLERİ

                      Soğuk Savaş sonrası tüm dünyada meydana gelen kargaşa ve savaş ortamının en uzun sürelisi kuşkusuz Çeçenistan’da yaşandı ve hala yaşanmakta. İlki Aralık 1994’te başlayıp Ağustos 1996’da biten, ikincisi 1999 Ekim’inde başlayan ve hala devam eden savaşlardan etkilenmeyen tek bir Çeçen yoktur. Çeçen halkı için katliamlar, işkenceler, soruşturmalar ve sürgünler hiç de yabancı sayılmaz. Altmışlı yaşlarda olup üçüncü sürgününü yaşayan binlerce Çeçen bulunmaktadır. 1864 Büyük Sürgünü’nde zorla yerlerinden edilen 2 milyona yakın Kafkasyalı içerisinde ve 1944 yılında Almanlarla iş birliği yaptıkları gerekçesiyle Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya’ya gönderilenler arasında yüz binlerce Çeçen bulunmaktaydı. Bu insanların önemli bir kısmı zor yolculuk koşullarında ve zorunlu yerleşimin ilk yıllarında hayatlarını kaybetmişlerdir.
                      Bu bağlamda Çeçenler adeta geçmişin tekrarını yaşamaktadırlar. Çeçeçnistan’da yıllardır değişmeyen bir hikaye yaşanmakta, yetişkinler yeni nesillere savaştan ve getirdiği sıkıntılardan, mültecilik dönemlerinden bahsetmektedirler. 1994–96 savaşı boyunca ve hala devam etmekte olan savaşta göç eden insanların sayısı ayrı ayrı 500’er bini bulmuştur. Bu insanlar saatte dört binden fazla patlamanın yaşandığı Caharkale gibi Çeçen kentlerinden, daha emin olarak gördükleri komşu ülke ve bölgelere göç edebildikleri için kendilerini şanslı saymaktadırlar. 
                      Çeçenistan’da kalmak, hayati tehlike de dahil her türlü sorunla karşılaşmayı peşinen kabullenmek demektir. Her iki savaşta kimyasal olanlar da dahil olmak üzere kullanılan silahlar, yapılan bombardımanlar 300 binden fazla Çeçenin hayatına mal olmuştur. Bu rakam bir milyondan fazla olmayan Çeçen nüfusun neredeyse üçte birlik bir kısmını oluşturmaktadır.
                      Özellikle son 12 yıl içerisinde, Çeçenistan’da yaşayan birçok kişi için “hayatta kalmak” her gün yenileri eklenen acı haberlerle birlikte ölüp ölüp dirilmek anlamına geliyor. Bu baskı çemberinde insanlar yoğun bombardıman neticesinde hayatını kaybetme ya da yaralanıp sakat kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kaçırılma, yağmalama, tecavüz vakaları, toplama kampları gerçeği ile yaygın işkence olayları ve ‘temizleme operasyonları’ adı altında gece yarısı baskınlarının getirdiği derin psikolojik izler, insanları yaşamla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlamaktadır. Hatta insanlar kaybolan ya da katledilen yakınlarının nerede olduğunu sorma ya da cesetlerine ulaşma imkanından da çoğu zaman mahrum kalmaktadırlar. źansı yaver gidip de yakınlarının cesetlerine ulaşabilen aileler ise bu cesetleri alabilmek ve dini vecibelerini yerine getirerek defnetmek için bile Rus askeri birimlerine astronomik fiyatlar ödemek zorunda kalmaktadırlar. Rusya’nın taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ederek her iki savaşta da hastaneleri, doğumevlerini, pazarları ve yerleşim yerlerini ve mülteci konvoylarını hedef alması insanların endişelerini haklı çıkarmaktadır.
    Yedinci yılına giren ikinci savaş boyunca mültecilerin sayılarına dair veriler sürekli olarak değişmiştir. Kayıtların düzenli tutulamaması ve kayıt dışı mülteciliğin yaygınlığı sebebiyle net rakamlara ulaşmak, çoğu zaman mümkün olmamıştır. Verilere göre mültecilerin sayısı savaş boyunca 400 bin ila 800 bin arasında değişmiştir. Ayrıca Çeçenistan içerisinde yerinden edilen 240 bin insandan bahsedilmektedir. 
                      Çeçenistan’da seyahat özgürlüğü bulunmayan insanlar bodrum katlarında ve yıkıntılar arasında yaşamaya çalışmaktadır. Su almak için çocuklarıyla sokağa çıkmak zorunda kalan insanlara bile Rus keskin nişancılar tarafından ateş açılmaktadır. Çeçenistan içerisinde evleri yıkılan ya da tehlike içerisinde bulunan insanlar sıklıkla yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Grozni, Vedeno, źali, Gudermes, Argun, Urus Martan ve daha birçok Çeçen şehri defalarca asker-sivil ayrımı yapılmaksızın bombardımana tabi tutulduğundan, insanlar akrabalarının ya da tanıdıklarının bulunduğu daha güvenli şehir ve kasabalara göç etmişlerdir.
    Elbette göçler kolay olmamaktadır. Zira Rusların mülteci konvoylarını ve gruplar halinde yol alan mültecileri hava ve karadan bombardımana tutmaları, onlara geçiş noktalarındaki karakollarda taciz ve saldırılarda bulunmaları sıkça karşılaşılan olaylar arasındadır. Bir istatistiğe göre Çeçenistan’da bulunan mültecilerin %90’ının en az bir ya da birden fazla akrabası hayatını kaybetmiş durumdadır.
                      Çeçenistan kuşatılmış ve baskı altında tutulan bir coğrafya olma özelliğini uzun yıllardır sürdürmektedir. Komşu ülke ve bölgelerin önemli bir kısmı Rusya Federasyonu’na bağlı iken Gürcistan’la sınırın bulunduğu kısım da ikinci savaşın başlamasının hemen ardından “Pankisi olayları” bahane edilerek çok yoğun bir güvenlik duvarıyla çevrelenmiştir. Hatta bu coğrafyaya ABD, Rusya ve Gürcistan güvenlik güçleri defalarca operasyon düzenlemiş ve güya terörist avına çıkılmıştır. Bu şekilde abluka altına alınmış bir coğrafya içerisinde, Rusya’nın bizzat 200 bine varan asker ve diğer personelinin ve Rus yanlısı Çeçen güçlerin insafında devam eden bir hayat yaşanmaktadır Çeçenistan’da. 
                      Çocuklar için okul ya da eğitimden bahsetmenin neredeyse imkanı yoktur. Zira Rus bombardımanında öncelikli hedefler arasında okullar da bulunmaktadır. Kullanılacak derecede iyi olan okulların önemli bir kısmı da Rus askerlerince kışlaya ya da toplama kamplarına dönüştürülmüştür. Çok az bir kısım okullarda devam eden eğitimin kalitesi ise savaş ortamında eğitim gören öğrenci ve öğretmenlerin psikolojileri dikkate alınacak olursa kolayca tahmin edilebilecektir. Çeçenistan’da böyle bir ortamda eğitim vermeye çalışan bir öğretmen durumu şu şekilde aktarmaktadır: “Çeçenistan’da savaş ile yakın ya da uzak teması olmayan çocuk yok denebilir. Bazıları bombardıman sırasında yaralanmış, bazıları da ebeveynlerini, yakın akrabalarını kaybetmişler. Öğretmenler öğrencilerin asık yüzlerine bakarak ders anlatmak zorundalar. Oysa savaştan önce okullarımızda normal bir hayat, iyi bir eğitim ve en önemlisi mutlu çocuklar vardı.” 
                      Çeçenistan’da çok fazla gündeme getirilmeyen konulardan biri de ülkedeki nükleer atık depolarıdır. Tüm ülkede kaç tane atık deposu olduğu tam olarak bilinmemekle beraber 20’den fazla olduğu tahmin edilmektedir. Çeçenistan’da gömülü bulunan binlerce tonluk bu tehlikeli atıklar belki Rus işgalinden daha büyük bir felaket potansiyeli taşımaktadır. Uzmanlara göre yarım milyon tonu bulabilecek bu atıkların bir şekilde ortaya çıkmaları tüm Kafkasya’yı etkileyebilecek ve cehenneme çevirebilecek miktardadır.
                      Çeçenistan’daki hak ihlalleri maalesef Rusya’nın büyük ölçüdeki karartmalarına, uluslararası arenada devletlerin Rusya ile olan ilişkilerine ve reelpolitiğe kurban edilmekte, gerektiği gibi ele alın(a)mamaktadır. İlk savaş çıktığında dönemin ABD Başkanı olan Bill Clinton’un beyanatı bugün de Batı dünyasının arkasında olduğu düşünceleri yansıtmaktadır. Clinton: “Bu bir iç meseledir. Düzenin en az kan ve şiddetle tekrar sağlanacağını umuyoruz.” demişti. Uluslararası toplumun Çeçenistan’da yaşananlara karşı ilgisizliğe varan bu mesafeli tutumu ABD, AB ve Rusya arasındaki güç dengeleri, stratejik, siyasi ve ekonomik ilişkilerle birbirine bağlıdır. Bu anlamda Doğu Timor’daki Hıristiyan yönetime kucak açan ve bu coğrafyanın her şeye rağmen bağımsız bir devlet yapılması için efor sarf eden uluslararası toplum, hemen hemen nüfusunun %90’dan fazlasını Çeçenlerin oluşturduğu ve bağımsızlık için hemen her türlü kriteri bünyesinde barındıran Çeçenistan’ın sesine kulak vermemektedir.
    Batı dünyasının bildik tavırlarını anlamak daha kolayken İslam dünyasının vurdumduymazlığı bu coğrafya insanını adeta kahretmektedir. Rusya’nın Kafkasya’yı kaybetmeme adına bilerek çıkardığı savaşta Çeçenistan, İslam dünyası tarafından da uluslararası arenada yalnız bırakılmıştır. İslam dünyası savaşı bitirme adına hemen hiçbir irade ortaya koymadığı gibi aynı zamanda Rusya’yı Çeçenistan’da devam eden kirli savaşa rağmen İslam Konferansı Örgütü’nün gözlemci üyesi olarak kabul edebilmiştir. İslam dünyası Kafkasya’da yapmış olduğu bu büyük hatayı derhal tamir etmeli, Rusya ile olan münasebetlerinde Çeçenistan’da yaşanan hak ihlallerini ve hepsinden önemlisi Çeçen halkının determinasyon hakkının Rusya tarafından da kabullenilmesi gerektiğini ısrarla belirtmelidir. 
                      Çeçenistan’daki haksız ve orantısız güç kullanımı, işkenceler, toplama kampı vahşetleri, gece yarısı baskınları, bombardıman ve katliamlar bugün de devam etmektedir. Sayıları yarım milyona varan mülteciler bugün de her türlü mahrumiyetle yaşam savaşı vermektedir. Çeçenlerin uluslararası terörizmle ilişkilendirilme gayretleri adına, 11 Eylül sonrası Rusya tarafından propaganda malzemesi olarak kullanılsa da asıl terör eylemlerini yapanın, kullanılması yasak silahlarla Çeçenistan’ı cehenneme çevirenin hatta sınır ötesi operasyonlarla Çeçen liderleri katletmeye varan aymazlığa başvuran tarafın Rusya olduğu tüm dünya kamuoyu tarafından bilinmekte ve kabul edilmektedir. 
                      Gerçekten haklıya hakkının verileceği ve Çeçenlerin hür ve özgür bir şekilde insanca yaşamlarını devam ettirecekleri günlerin yakın olmasını temenni ediyoruz.

                                         BİYOGRAFİ: źAMİL SALMANOVİÇ BASAYEV

                     
    (14 Ocak 1965–10 Temmuz 2006)

                      Onlara bir musibet eriştiğinde “Biz Allah’tan geldik ve yine ona döneceğiz” derler.
    (Bakara 156)

                      Çeçen mücadelesinin sembol isimlerinden źamil Basayev 14 Ocak 1965’te Çeçenistan’ın Vedo köyünde dünyaya geldi. 20. yüzyılda, Rus işgaline karşı Kuzey Kafkasya halklarının öncüsü olan źeyh źamil’e atfen, ailesinin “źamil” adını koyduğu Basayev, aynı źeyh źamil gibi, aynı Rus ihtilalinden sonra Ruslara karşı mücadele eden dedesi gibi, hayatını Çeçen halkının tarihten gelen bağımsızlık mücadelesine adadı. źamil Basayev’in ailesi Rus İhtilali’nden sonra Çeçenistan’dan Kazakistan’a sürülmüş ancak 1957’de Kruçev döneminde yurtlarına geri dönebilmişti.
                      Sürgün yaşamış, işgal ve baskı görmüş bir halkın ve bu halkın bir parçası olan bir ailenin vatanlarına dönmesinden kısa bir süre sonra 1965’te dünyaya gelen Basayev, Çeçenistan’da Kafkasya gerçeğiyle yüz yüze yaşadı. 1982 yılında okuldan mezun olduktan sonra Sovyet Ordusu’nda iki yıl askeri eğitim aldı. Takip eden dört yıl boyunca, güney Rusya’nın Volgograd bölgesinde çalıştı. 1987’de Moskova’da mühendislik eğitimine başladı. Öğrencilik yıllarında devrimci kişiliği ile ön plana çıktı ve hayatı boyunca özgür Çeçenistan için savaştı. Abhazyalı bir hanımla evlendi, biri erkek üçü kız olmak üzere dört evlat sahibi oldu.
    1991 Ağustosu'nda Moskova'daki hükümet darbesi sırasında, Komünist Sovyetlere karşı Yeltsin taraftarları arasında yer aldı. Cahar Dudayev, Aslan Mashadov, Abdulhalim Sadullayev gibi örnek isimlerin dava arkadaşıydı.
                      Sovyetler Birliği’nin dağılma süreci ile tekrar başlayan Çeçen mücadelesi, 1991 yılında Dudayev’in önderliğinde bağımsızlığın ilan edilmesiyle yeni bir döneme girmişti. Çeçenistan’ı tanımayan Rusya Çeçenistan sınırına asker yığıyor, Çeçenistan’la diplomatik ilişkiler geliştirmeye çalışan devletlere engel oluyor ve Çeçenistan’a ambargo uyguluyordu. İşte bu noktada źamil Basayev, Çeçenistan’da yaşanan insanlık dramını duyurmak için bir Rus uçağını 1991 yılında Ankara’ya kaçırdı ve böylelikle dünya kamuoyu onu tanımış oldu.
    Basayev, Abhazya'ya gönderilen Çeçen birliklerin komutanı iken, 1992 yılında Abhazya'nın Gürcü işgalinden kurtulmasında birinci dereceden etkili olan Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) birliklerinin komutanlığına getirildi. Ancak, Kafkasya’da kurulacak bağımsız bir İslam devleti düşüncesine karşı olan Rusya, Dudayev’e karşı askeri birliklerini Çeçenistan’a gönderince, Basayev Abhazya’dan ayrılarak Çeçenistan’a döndü ve Rus yanlısı silahlı birliklerin dağıtılmasında etkili oldu.
                      1994 yılında Rusya Çeçenistan’ı işgal edince, źamil Basayev Ruslar tarafından en fazla aranan Çeçen liderlerden biri haline geldi. Nitekim Rus savaş uçakları 1995 yılında źamil’in Vedeno’daki evini bombalayarak ailesinden eşinin ve çocuklarının da aralarında bulunduğu 11 kişiyi şehit etti.
                      Rus güçlerin sivillere karşı giriştikleri katliamların en üst seviyelere ulaştığı Haziran 1995'te, źamil Basayev ve Çeçen direnişçiler Stavropol’da Budennovsk Hastanesini kuşatarak 1600 kişiyi rehin aldı. Basayev, kuşatma ile Rusya’nın Çeçenistan’dan çekilmesi yönündeki taleplerini yineledi. Birkaç gün süren kuşatma sonunda 129 kişi ödü, 415 kişi yaralandı. Bu baskının yapılmasını tetikleyen şartları görmezden gelerek baskında zarar gören siviller için ayağa kalkan kamuoyu ise, Çeçenistan’da soykırıma uğrayan, yerlerinden edilen bir halkın zorlu yaşantısını görmemeyi tercih ettiler. 
                      Çeçenistan’a adanmış bir hayatın taşıyıcısı Basayev, 1996 yılı Nisan ayında Çeçen Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Komutanlığına getirildi ve Rus güçleri Çeçenistan'ı boşaltmaya mecbur eden Caharkale (Grozni) operasyonunu komuta etti. Basayev’in Grozni’de elde ettiği başarı Rus güçlerinin geri çekilmesine ve I.Çeçen Savaşı’nın sona ermesine vesile oldu. Caharkale operasyonundan sonra Rusya bölgeyi terk etti, 31 Ağustos 1996 yılında imzalanan Hasavyurt Antlaşması ile barış tesis edildi ve Aslan Mashadov devlet başkanı seçildi.
    Basayev, 1998'de Caharkale'de yapılan Çeçen-Dağıstan Halkları Kongresi'nde başkan seçildi. Kongrenin ikinci toplantısında alınan kararla 1 Ağustos 1999'da kurulan İslam źurası'nın başkanı oldu.
                      Bağımsız bir Dağıstan-Çeçen İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasını destekleyen Basayev ve Hattab, komuta ettikleri 2000 mücahitle Dağıstan’daki haksız saldırıyı engellemek istediler. Ancak 1996’da ummadığı bir yenilgiyi tamir etmek isteyen Rusya’nın isteği de buydu. Rusya bölgeye müdahale etti, dahası Dağıstan ayaklanmasını bahane ederek Çeçenistan’a girdi ve böylece II. Çeçen Savaşı başlamış oldu. Rusya’nın I. Çeçen Savaşı ardından gelen barışı ihlal ederek Ekim 1999’da Çeçenistan'ı yeniden işgal etmesi üzerine, doğu cephesi komutanlığı görevini sürdürmeye başlayan Basayev, ikinci savaş sırasında Grozni'yi savunurken yaralandı ve bir ayağını kaybetti. 
                      Rusya’nın 1999’da bölgeye tekrar girmesiyle başlayan II. Çeçen Savaşı’nın Çeçen halkına bilançosu ağır olmuştu. Ambargo, kontrol noktaları, temizlik operasyonları, toplama kampları, kaçırılma, yağmalama, tecavüz, işkence gibi uygulamalar, Çeçenistan’da yaşanan dram sonucu gerçekleşen iltica olayları ağır kayıplar verdirmişti. Kendi hayat hikayeleri Çeçenistan halkının yaşadığı dramın seyri ile şekillenen Basayev ve dava arkadaşları, 23 Ekim 2002’de Rus güçlerinin Çeçenistan’dan çekilmesini talep etme amacıyla gerçekleştirilen Moskova Tiyatro Baskını’nı yönetti. Bu baskını devlet başkanı Aslan Mashadov’un bilgisi dahilinde yürütmemesi Basayev ile Mashadov arasında gerilime sebep oldu.
    Ayrıca, Basayev 2004 yılında Kuzey Osetya'nın Beslan kasabasındaki bir ilkokula yapılan ve Rusya’nın güya kurtarma operasyonu adı altında kendi vatandaşlarını katlettiği eylemin de sorumluluğunu üstlendi. Rusya, Beslan kasabasındaki eylemin ardından Basayev'in başına 10 milyon dolar ödül koymuştu. 
                      źamil Basayev başına konan bir servete rağmen, Rus gazeteci Andrei Babitsky’e ropörtaj verdi. Ropörtajda, “bilinçli olarak” masum çocuk ve kadınların ölümüne neden sebep olduğu sorulduğunda, Rusya’nın “resmi olarak” öldürdüğü 40 bin Çeçen çocuğu hatırlattı. Basayev’in bu ropörtajı Amerika’nın ABC kanalında yayınlandı. Kanal’ın ropörtajı yayınlamasının ardından Rusya, ABC televizyonundan gazetecilerin Rusya’ya girişini yasakladı. Yine 3 źubat 2005’te, İngiltere’den Kanal 4 Basayev ile ropörtaj yapacaklarını açıkladı. Rusya Dış İşleri Bakanlığı bu ropörtajın ‘terörist’lere güç kazandıracağını ileri sürerek İngiliz Hükümeti’nden röportajı iptal etmelerini talep etti. Fakat İngiltere Dış İşleri Bürosu özel bir kanalın yayınına müdahale edemeyeceklerini söyledi ve ropörtaj planlandığı tarihte gerçekleşti.
                      20. yüzyıl son çeyreğinde Avrupa’nın göbeğinde Bosna’da gerçekleşen soykırıma kayıtsız kalan dünya kamuoyu Çeçen Savaşı’na da gözlerini yumdu. Çeçenistan’da yaşanan hak ihlalleri kayıtlarda yerini almazken, Basayev ve arkadaşlarının çabası terörist mücadele olarak yaftalandı. Basayev, 21 źubat 2000 tarihinde verdiği ropörtajda “Bu savaş içerisinde olabilecek her türlü şeye hazırız. Karşılaşacağımız her zorluğu aşabilecek güçteyiz. Buna inancımız tam. Fakat bizim beklemediğimiz ve anlayamadığımız şey inançsız Batı’nın desteğiyle dünyanın gözü önünde Ruslar tarafından gerçekleştirilen imha çalışmaları karşısında, İslam aleminin içinde bulunduğu hayret verici sessizlik.” diyordu. “Dünya Müslümanlarına Çeçen sorununa sahip çıkmaları için çağrıda bulunmayacak mısınız?” dendiğinde “Eğer Allah’ın çağrısı ve tehdidi bu insanların kalplerini titretmediyse benim, yani Rabbine karşı son derece zayıf ve aciz olan źamil’in onlardan bir yanıt beklemesi yanlış olur.” cevabını veriyordu. Namazını, orucunu, yaşamını ve ölümünü Alemlerin rabbi için adayan bir hayattı Basayev’inkisi. 
                      źamil Basayev, Budenovsk baskını (1995), Mosokova tiyatro baskını (2002), Grozni karargahının bombalanması (Aralık 2002), Beslan okul baskını (Eylül 2004), Bumerang Operasyonu (Eylül 2004), Nalçık baskını (Ekim 2005) gibi olayları üstlendi. Dedesi gibi kendi çocukları da Rus askerlerinin zulümlerine maruz kalan, hayatı cepheden cepheye koşmakla geçen Basayev, kimi zaman sivil halkın da etkilendiği bu baskınlardan dolayı eleştirilere maruz kaldı. Çeçen sorununu cephedeki gayretinin yanında diplomasi yoluyla çözme arayışında olan Aslan Mashadov ile görüş ayrılıkları oldu ancak bu durum Çeçenlerin özgürlük mücadelesini aksatmadı ve mücadelenin geneline yansımadı. 
                      Mart 2006’da Çeçen Cumhuriyeti başkanı Ramazan Kadirov, 3000 askerin dağlarda Basayev’i aramak için görevlendirildiğini ilan etti.
                      Yeryüzünde haritalar yeniden çizilirken, mazlum halklar açlık, korku, mallardan ve canlardan eksiltilme ile imtihan edilirken, Çeçenistan’da alevlenen özgürlük mücadelesi, Dudayev, Yandarbiyev, Mashadov, Sadullayev ve Basayev gibi liderlerin ve onların destekçilerinin omuzlarında hayat buldu. Savaşın başladığı günden bu yana 300 bin şehit veren Çeçen halkı, Dudayev, Raduyev, Yandarbiyev, Mashadov ve Sadullayev’in şehadetlerinin ardından źamil Basayev’i de şehit verdi. 10 Temmuz 2006’da İnguşetya’nın Ekazevo köyünde askeri bir konvoyda seyreden Basayev, konvoydaki bir patlayıcının infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti.

      

    July 12

    Çeçen liderlerinin şahadetleri

     

     

    Çeçen liderlerinin şahadetleri

    “Unutma, büyük savaşlar büyük kahramanlar ister!"
    Aslan Mashadov

    1999 yılında başlayan II. Çeçen Savaşı’nın sonu gelmiş değil. Bu süre zarfında Rusya Çeçen direnişinin öncülerini birer birer öldürdü. İlk önce I.Çeçen Savaşı esnasında, Çeçenistan’ın ilk cumhurbaşkanı ve Çeçenistan’daki bağımsızlık mücadelesinin önderi Cevher Dudayev, Gekhi-cu köyünde füze saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Yine Çeçen direniş önderlerinden Salman Raduyev, Rus hapishanesinde işkenceyle öldürüldü. Bir başka önder Zelimhan Yandarbiyev Katar’da cami çıkışında haince bir suikastla şehit edildi. Daha sonra Çeçenistan başbakanı Aslan Mashadov, Tolstoy-Yurt kasabasında Rus özel birlikleri tarafından düzenlenen bir operasyonla katledildi. Mashadov’un halefi olan Abdülhalim Sadullayev ise Ruslar tarafından Argun kasabasında şehit edildi. Ve son olarak ya da sondan bir önce, İnguşetya’nın Ekazevo köyünde askeri bir konvoyda seyreden Basayev, konvoydaki bir patlayıcının infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti. Böylelikle Çeçen direnişindeki kilit isimler mücadeleyi yeni nesil Çeçen direnişçilere emanet ederek şehadet kervanına katıldı.

    » Cahar DUDAYEV, 21 Nisan 1996’da sehit edildi.
    » Salman RADUYEV, 14 Aralik 2002’de sehit edildi.
    » Zelimhan YANDARBIYEV, 13 Subat 2004’de sehit edildi.
    » Aslan MASHADOV, 8 Mart 2005’de sehit edildi.
    » Abdulhalim Sadullayev 17 Haziran 2006’da sehit edildi.
    » Samil BASAYEV, 10 Temmuz 2006’da sehit edildi.

    » Cahar Dudayev “Şahadete talibim. Şehitliği rütbe ve şeref kabul ediyorum. Kanımın son damlasına kadar ülkemin bağımsızlığı ve milletimin hürriyeti için savaşmaya hazırım.”

    » Salman Raduyev “Kendi vatanımı savundum. Biz Rusları çağırmadık. Onlar gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz savaş istemedik, onlar gelip bizimle savaşmak istediler. Askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdüler. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil mükafattır. Allah’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey, Allah’ın elinde. O istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce Allah’ın sonra komutanım Cehar Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.”

    » Zelimhan Yandarbiyev Çeçen halkının mücadelesini uluslararası kamuoyunda gündeme getirmek için muhtelif İslam ülkelerinde konferanslar verdi. Aslan Mashadov’un resmi temsilcisi sıfatıyla yürüttüğü diplomatik ilişkilerle de Çeçen mücadelesini siyasi arenaya taşıdı.

    » Aslan Mashadov “Unutma, büyük savaşlar büyük kahramanlar ister!"

    » Abdulhalim Sadullayev 1967 yılında Çeçenistan’ın Argun şehrinde doğdu. Ünlü Çeçen din adamlarından eğitim aldı. Çeçenistan Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü’nde eğitim gördü ancak savaşın başlaması ile eğitimini bıraktı.

    » Şamil Basayev Ocak 1965 yılında Çeçenistan’ın Vedeno Köyü’nde dünyaya geldi. 1987’de Moskova’da mühendislik eğitimi aldı.

      MAKALELER

    » Kimliksiz kalan sen misin yoksa ben mi? “Ben hayvanlar gibi yaşamaktan bıktım, böyle başkalarına muhtaç yaşamak istemiyorum artık.” diyor, İstanbul Fenerbahçe Çeçen Kampı’nda ziyaret ettiğimiz Adem amca. Yüreğim yanıyor bu sözleri duyunca. Dilimden bir “Estağfirullah” sözü çıkabiliyor ancak. Eziliyorum. Bir insana bu sözleri söyletenler arasında olmaktan korkuyorum. “Meşru olarak Çeçen olamıyorum, Rus olmayı ben kabul etmiyorum, kimliğim yok, varlığım kabul edilmiyor.”

    » Çeçen mülteciler geri dönmeye zorlanıyor Kuzey Kafkas halklarının sürgün hikayesi 1864’deki Büyük Kafkas Sürgünü’nden sonra tarihin tozlu raflarında kalan bir vakıa olmadı. Aksine, sürgün Kafkas halkları için bugün de devam eden bir süreci yansıtıyor. Rusya’nın Çeçenistan’da 1994’ten bu yana sürdürdüğü savaş, 500 binden fazla kişinin yurtlarından edilmesine neden oldu. 99’dan bu yana komşu cumhuriyet İnguşetya’ya sığınan 160 binden fazla Çeçen, zor şartlar nedeniyle tükenme noktasına gelmiş durumda. Çeçen mültecilerin çoğu terkedilmiş tren vagonlarında, yakıtsız binalarda ve çadırlarda yaşamaya çalışıyor.

    » Annem iyi olsun ve savaş bitsin Dünya kamuoyunun yaşanan sıcak gelişmelerden dolayı Ortadoğu’ya odaklandığı bir dönemde, başka bir insanlık dramının muhataplarını, İstanbul’da bulunan Çeçen mültecileri ziyaret ediyoruz. Kampta yaşayan çocuklarla yaptığımız görüşmelerden yola çıkarak tekrar görüyoruz ki, savaşlar sivil halk üzerinde kolay kolay unutulmayacak izler bırakıyor.

    » Beslan balonu patladı Beslan’dan sonra, Osetya ve Kafkasya’nın diğer bölgelerinde Çeçen düşmanlığı artmadı; beklenenin aksine Moskova sorgulanır hale geldi.

    » Kimliksiz kalan sen misin yoksa ben mi?

     Çeçenistan’da hak ihlalleri

    Soğuk Savaş sonrası tüm dünyada meydana gelen kargaşa ve savaş ortamının en uzun sürelisi kuşkusuz Çeçenistan’da yaşandı ve hala yaşanmakta. İlki Aralık 1994’te başlayıp Ağustos 1996’da biten, ikincisi 1999 Ekim’inde başlayan ve hala devam eden savaşlardan etkilenmeyen tek bir Çeçen yoktur.

    Çeçen halkı için katliamlar, işkenceler, soruşturmalar ve sürgünler hiç de yabancı sayılmaz. Altmışlı yaşlarda olup üçüncü sürgününü yaşayan binlerce Çeçen bulunmaktadır. 1864 Büyük Kafkasya Sürgünü’nde zorla yerlerinden edilen 1,5 milyondan fazla Kafkasyalı içerisinde ve 1944 yılında Almanlarla iş birliği yaptıkları gerekçesiyle Stalin tarafından Orta Asya ve Sibirya’ya gönderilenler arasında yüz binlerce Çeçen bulunmaktaydı. Bu insanların önemli bir kısmı zor yolculuk koşullarında ve zorunlu yerleşimin ilk yıllarında hayatlarını kaybetmişlerdir.

    Bu bağlamda Çeçenler adeta geçmişin tekrarını yaşamaktadırlar. Çeçenistan’da yıllardır değişmeyen bir hikaye yaşanmakta, yetişkinler yeni nesillere savaştan ve getirdiği sıkıntılardan, mültecilik dönemlerinden bahsetmektedirler. 1994–96 savaşı boyunca ve hala devam etmekte olan savaşta göç eden insanların sayısı her iki savaşta 500’er bini bulmuştur. Bu insanlar saatte dört binden fazla patlamanın yaşandığı Caharkale gibi Çeçen kentlerinden, daha emin olarak gördükleri komşu ülke ve bölgelere göç edebildikleri için kendilerini şanslı saymaktadırlar.

    Çeçenistan’da kalmak, hayati tehlike de dahil her türlü sorunla karşılaşmayı peşinen kabullenmek demektir. Her iki savaşta kimyasal olanlar da dahil olmak üzere kullanılan silahlar, yapılan bombardımanlar 300 binden fazla Çeçenin hayatına mal olmuştur. Bu rakam bir milyondan fazla olmayan Çeçen nüfusun neredeyse üçte birlik bir kısmını oluşturmaktadır.

    Özellikle son 12 yıl içerisinde, Çeçenistan’da yaşayan birçok kişi için “hayatta kalmak” her gün yenileri eklenen acı haberlerle birlikte ölüp ölüp dirilmek anlamına geliyor. Bu baskı çemberinde insanlar yoğun bombardıman neticesinde hayatını kaybetme ya da yaralanıp sakat kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kaçırılma, yağmalama, tecavüz vakaları, toplama kampları gerçeği ile yaygın işkence olayları ve ‘temizleme operasyonları’ adı altında gece yarısı baskınlarının getirdiği derin psikolojik izler, insanları yaşamla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlamaktadır. Hatta insanlar kaybolan ya da katledilen yakınlarının nerede olduğunu sorma ya da cesetlerine ulaşma imkanından da çoğu zaman mahrum kalmaktadırlar. Şansı yaver gidip de yakınlarının cesetlerine ulaşabilen aileler ise bu cesetlere ulaşmak ve dini vecibelerini yerine getirerek defnetmek için bile Rus askeri birimlerine astronomik fiyatlar ödemek zorunda kalmaktadırlar. Rusya’nın taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ederek her iki savaşta da hastaneleri, doğumevlerini, pazarları ve yerleşim yerlerini ve mülteci konvoylarını hedef alması insanların endişelerini haklı çıkarmaktadır.
    Yedinci yılına giren ikinci savaş boyunca mültecilerin sayılarına dair veriler sürekli olarak değişmiştir. Kayıtların düzenli tutulamaması ve kayıt dışı mülteciliğin yaygınlığı sebebiyle net rakamlara ulaşmak, çoğu zaman mümkün olmamıştır. Verilere göre mültecilerin sayısı savaş boyunca 400 bin ila 800 bin arasında değişmiştir. Ayrıca Çeçenistan içerisinde yerinden edilen 240 bin insandan bahsedilmektedir.

    Çeçenistan’da seyahat özgürlüğü bulunmayan insanlar bodrum katlarında ve yıkıntılar arasında yaşamaya çalışmaktadır. Su almak için çocuklarıyla sokağa çıkmak zorunda kalan insanlara bile Rus keskin nişancılar tarafından ateş açılmaktadır. Çeçenistan içerisinde evleri yıkılan ya da tehlike içerisinde bulunan insanlar sıklıkla yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Grozni, Vedeno, Şali, Gudermes, Argun, Urus Martan ve daha birçok Çeçen şehri defalarca asker-sivil ayrımı yapılmaksızın bombardımana tabi tutulduğundan, insanlar akrabalarının ya da tanıdıklarının bulunduğu daha güvenli şehir ve kasabalara göç etmişlerdir.
    Elbette göçler kolay olmamaktadır. Zira Rusların mülteci konvoylarını ve gruplar halinde yol alan mültecileri hava ve karadan bombardımana tutmaları, onlara geçiş noktalarındaki karakollarda taciz ve saldırılarda bulunmaları sıkça karşılaşılan olaylar arasındadır. Bir istatistiğe göre Çeçenistan’da bulunan mültecilerin %90’ının en az bir ya da birden fazla akrabası hayatını kaybetmiş durumdadır.

    Çeçenistan kuşatılmış ve baskı altında tutulan bir coğrafya olma özelliğini uzun yıllardır sürdürmektedir. Komşu ülke ve bölgelerin önemli bir kısmı Rusya Federasyonu’na bağlı iken Gürcistan’la sınırın bulunduğu kısım da ikinci savaşın başlamasının hemen ardından “Pankisi olayları” bahane edilerek çok yoğun bir güvenlik duvarıyla çevrelenmiştir. Hatta bu coğrafyaya ABD, Rusya ve Gürcistan güvenlik güçleri defalarca operasyon düzenlemiş ve güya terörist avına çıkılmıştır. Bu şekilde abluka altına alınmış bir coğrafya içerisinde, Rusya’nın bizzat 200 bine varan asker ve diğer personelinin ve Rus yanlısı Çeçen güçlerin insafında devam eden bir hayat yaşanmaktadır Çeçenistan’da.

    Çocuklar için okul ya da eğitimden bahsetmenin neredeyse imkanı yoktur. Zira Rus bombardımanında öncelikli hedefler arasında okullar da bulunmaktadır. Kullanılacak derecede iyi olan okulların önemli bir kısmı da Rus askerlerince kışlaya ya da toplama kamplarına dönüştürülmüştür. Çok az bir kısım okullarda devam eden eğitimin kalitesi ise savaş ortamında eğitim gören öğrenci ve öğretmenlerin psikolojileri dikkate alınacak olursa kolayca tahmin edilebilecektir. Çeçenistan’da böyle bir ortamda eğitim vermeye çalışan bir öğretmen durumu şu şekilde aktarmaktadır: “Çeçenistan’da savaş ile yakın ya da uzak teması olmayan çocuk yok denebilir. Bazıları bombardıman sırasında yaralanmış, bazıları da ebeveynlerini, yakın akrabalarını kaybetmişler. Öğretmenler öğrencilerin asık yüzlerine bakarak ders anlatmak zorundalar. Oysa savaştan önce okullarımızda normal bir hayat, iyi bir eğitim ve en önemlisi mutlu çocuklar vardı.”

    Çeçenistan’da çok fazla gündeme getirilmeyen konulardan biri de ülkedeki nükleer atık depolarıdır. Tüm ülkede kaç tane atık deposu olduğu tam olarak bilinmemekle beraber 20’den fazla olduğu tahmin eidilmektedir. Çeçenistan’da gömülü bulunan binlerce tonluk bu tehlikeli atıklar belki Rus işgalinden daha büyük bir felaket potansiyeli taşımaktadır. Uzmanlara göre yarım milyon tonu bulabilecek bu atıkların bir şekilde ortaya çıkmaları tüm Kafkasya’yı etkileyebilecek ve cehenneme çevirebilecek miktardadır.
    Çeçenistan’daki hak ihlalleri maalesef Rusya’nın büyük ölçüdeki karartmalarına, uluslararası arenada devletlerin Rusya ile olan ilişkilerine ve reelpolitiğe kurban edilmekte, gerektiği gibi ele alın(a)mamaktadır. İlk savaş çıktığında dönemin ABD Başkanı olan Bill Clinton’un beyanatı bugün de Batı dünyasının arkasında olduğu düşünceleri yansıtmaktadır. Clinton: “Bu bir iç meseledir. Düzenin en az kan ve şiddetle tekrar sağlanacağını umuyoruz.” demişti. Uluslararası toplumun Çeçenistan’da yaşananlara karşı ilgisizliğe varan bu mesafeli tutumu ABD, AB ve Rusya arasındaki güç dengeleri, stratejik, siyasi ve ekonomik ilişkilerle birbirine bağlıdır. Bu anlamda Doğu Timor’daki Hıristiyan yönetime kucak açan ve bu coğrafyanın her şeye rağmen bağımsız bir devlet yapılması için efor sarf eden uluslararası toplum, hemen hemen nüfusunun %90’dan fazlasını Çeçenlerin oluşturduğu ve bağımsızlık için hemen her türlü kriteri bünyesinde barındıran Çeçenistan’ın sesine kulak vermemektedir.

    Batı dünyasının bildik tavırlarını anlamak daha kolayken İslam dünyasının vurdumduymazlığı bu coğrafya insanını adeta kahretmektedir. Rusya’nın Kafkasya’yı kaybetmeme adına bilerek çıkardığı savaşta Çeçenistan, İslam dünyası tarafından da uluslararası arenada yalnız bırakılmıştır. İslam dünyası savaşı bitirme adına hemen hiçbir irade ortaya koymadığı gibi aynı zamanda Rusya’yı Çeçenistan’da devam eden kirli savaşa rağmen İslam Konferansı Örgütü’nün gözlemci üyesi olarak kabul edebilmiştir. İslam dünyası Kafkasya’da yapmış olduğu bu büyük hatayı derhal tamir etmeli, Rusya ile olan münasebetlerinde Çeçenistan’da yaşanan hak ihlallerini ve hepsinden önemlisi Çeçen halkının determinasyon hakkının Rusya tarafından da kabullenilmesi gerektiğini ısrarla belirtmelidir.

    Çeçenistan’daki haksız ve orantısız güç kullanımı, işkenceler, toplama kampı vahşetleri, gece yarısı baskınları, bombardıman ve katliamlar bugün de devam etmektedir. Sayıları yarım milyona varan mülteciler bugün de her türlü mahrumiyetle yaşam savaşı vermektedir. Çeçenlerin uluslararası terörizmle ilişkilendirilme gayretleri adına, 11 Eylül sonrası Rusya tarafından propaganda malzemesi olarak kullanılsa da asıl terör eylemlerini yapanın, kullanılması yasak silahlarla Çeçenistan’ı cehenneme çevirenin hatta sınır ötesi operasyonlarla Çeçen liderleri katletmeye varan aymazlığa başvuran tarafın Rusya olduğu tüm dünya kamuoyu tarafından bilinmekte ve kabul edilmektedir.

    Gerçekten haklıya hakkının verileceği ve Çeçenlerin hür ve özgür bir şekilde insanca yaşamlarını devam ettirecekleri günlerin yakın olmasını temenni ediyoruz.

    Murat Yılmaz

      Putin Vahşeti ve Çeçenistan Direnişi

    5 Kasım 2002 Salı, Cuma dergisi

    Türkiye'de bu sıralarda seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı hava bütün herkesin zihnini kuşatmış durumda. Bunu biraz tabii karşılamak gerekiyor. Çünkü 3 Kasım 2002 seçimleri gerçekten beklenmedik sonuçlara sebep oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin büyük bir başarı göstereceği tahmin ediliyordu. Ancak özellikle iktidar partilerinin bu derece büyük bir sarsıntı yaşayacakları herhalde tahmin edilmiyordu. Gördüğümüz kadarıyla iktidarın yanlış uygulamalarından muzdarip olanların tümü -AKP'ye oy vermiş olsun olmasın- sonuçtan gayet memnun. Biz ihtisasımız ve ilgi alanımız gereği kendi açımızdan, seçimlerin İslam dünyasındaki yansımaları üzerinde durmayı gerekli görüyoruz. Fakat bu konuyu inşallah Vakit gazetesi için yazacağımız yazıda ele alacağız. Cuma dergisinde bize tahsis edilen bölümde ise, seçim heyecanına ve seçim sonuçlarının doğurduğu havaya rağmen İslam dünyasında cereyan eden gelişmeleri tahlil etmemiz gerekiyor. En başta da Moskova'da yaşanan gelişmelerden sonra dünya gündeminin baş sırasına yerleşen Çeçenistan konusunu ele almayı uygun görüyoruz.

    Emperyalist Güçler Birbirlerinin Ayaklarına Basmıyorlar

    Putin'in Moskova'daki sözde rehine kurtarma operasyonunda uluslararası anlaşmalarda yasaklanmış bir zehirli kimyasal gaz kullandığı kesinleşti. Dolayısıyla yapılanın bir katliam olduğu da artık teslim edilmektedir. Bu durum karşısında Putin yönetimine değişik çevrelerden tepkiler yöneliyor. Ne var ki birbirlerinin ayaklarına basmaktan çekinen emperyalist güçlerin yüzleri en az Putin'inki kadar kara olduğundan onlar pek seslerini yükseltmek istemiyorlar. Saddam'ın elinde toplu imha silahları bulunduğu iddiasını kullanarak Irak halkını topluca imha etmeye kalkışan ABD, Putin'in kendi vatandaşlarına karşı bir toplu imha gazı kullanması karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor. Putin, kamuoyundan ve sivil kuruluşlardan gelecek tepkilerin etkisini azaltmak için de bir karşı atağa geçmiş bulunuyor. Bu amaçla dünyanın neresinde Çeçenistan'daki bağımsızlık davasıyla yakından ilgilenen veya Çeçen kökenli, öne çıkmış biri varsa tespit edip onun Moskova'daki tiyatro eylemiyle irtibatının bulunduğunu iddia ediyor ve o kişinin bulunduğu ülkenin yöneticilerinden de tutuklanıp kendisine teslim edilmesini istiyor. Diplomatik alandaki baskı ve etki gücünü de bu amaçla değerlendirmeye çalışıyor. Ancak eski emperyalist tehdit gücünü kaybetmiş olduğundan, ekonomik yönden de herhangi bir yaptırım imkanı olmadığından başlatmış olduğu diplomatik atak pek fazla etki gösterebilmiş değil.

    Tepkilerden Kendini Sıyırmaya Çalışan Rusya'nın Diplomatik Atağı

    Rusya sözünü ettiğimiz karşı atak çerçevesinde, Kopenhag'da Çeçen zirvesinin gerçekleştirildiği günlerde, Danimarka hükümetinden, Aslan Maşadov'un resmi temsilcisi Ahmed Zakayev'in tutuklanmasını istedi. Ne yazık ki Danimarka hükümeti de misafire karşı nankörlük ederek Rusya'nın isteğini yerine getirdi ve Zakayev'i tutukladı. Fakat bir süre sonra Danimarka İçişleri bakanı bayan Lini Aspirsen bir açıklama yaparak Rusya'nın Zakayev hakkındaki iddialarının doğru olmadığını, Zakayev'in Moskova'daki eylemle irtibatına dair hiçbir delile ulaşılamadığını, bu yüzden de onu serbest bırakacaklarını açıkladı. Bakan, Rusya'nın Zakayev'in kendisine teslim edilmesi yönündeki talebinin de kabul edilmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Bu gelişme Rusya'nın karşı atağının ve Çeçenistan davasıyla irtibatlı olanların tümünü potansiyel suçlu gösterme girişiminin iyi bir yara almasına sebep oldu.

    Türkiye'ye Nota

    Bilindiği üzere Rusya, Türkiye'deki bazı Çeçenlerin tutuklanması ve faaliyetlerinin durdurulması talebiyle bir nota verdi. Rusya, notasında kastettiği kişilerin temsilcilik sıfatlarının olduğunu ileri sürüyordu. Ancak Türkiye tarafından verilen cevapta böyle bir temsilciliğin olmadığı, dolayısıyla kapatılmasının ve kastedilen kişilerin tutuklanmasının söz konusu olamayacağını bildirdi. Bu gelişme de Rusya'nın, eziklikten ve yeniklikten kaynaklanan karşı atağına kimsenin pabuç kaptırmaya niyetli olmadığını ortaya koydu.

    Dışarıda Başarılı Olamayan Putin'in İçerideki Atağı

    Dış dünyadaki diplomatik ataktan istediği sonucu elde edemeyen Rusya, kendi sınırları içinde adeta bir intikam havası içine girmeye başladı. Bu intikam havası estirmenin amacı da içeriden gelecek kamuoyu tepkilerini bastırmak ve dikkatleri gazlı katliamdan ziyade bu katliama gerekçe gösterilen rehin alma eylemi üzerine çekmekti. Bu vesileyle aynı zamanda medya organlarının kimyasal gaz kullanımı konusundan ziyade, onun öncesinde yaşanan gelişmelere dikkat çekmeleri sağlanmış oldu.

    Yorgun Askerlerle İntikam Saldırıları

    Rusya'nın estirdiği intikam havasında birinci hedef Çeçen direnişçilerdi. Putin yönetimi Çeçenistan'da oldukça kapsamlı ve geniş çaplı bir operasyon başlattıklarına dair açıklama yaptı. Fakat uzun süreden beridir zoraki savaştırılmaktan dolayı bıkkın ve yorgun düşmüş, ciddi moral kaybına uğramış askerlerin kara saldırılarında Çeçen direnişçilere karşı fazla bir varlık göstermeleri imkanı yoktu. Bu yüzden Rus kuvvetleri daha çok hava saldırılarına ağırlık verdiler. Aynı taktiğe İsrail işgal devleti de başvuruyor. Fakat Filistin'deki şartlarla Çeçenistan'daki şartlar çok farklı. Siyonist saldırganlar herhangi bir hava operasyonu düzenleyecekleri zaman gecenin saat üçünde gidiyor meskun bir mahallenin üzerine havadan roket yağdırıyor ve böylece bazı aileleri topluca yok ediyor, birçok insanın enkaz altında kalarak ölmelerine veya yaralanmalarına sebep olabiliyorlar. Tabii bu saldırılar sağ kalan Filistinlileri de yürekten yaralıyor. Ayrıca Filistinlilerin işgalci siyonistlerin uçaklarını ya da helikopterlerini düşürecek teçhizatları da yok. Ne yazık ki onlara bu konuda en büyük ihaneti de komşu Arap ülkeleri yapıyor ve Filistinli mücahitlerin siyonist saldırganlara karşı kendilerini savunmalarına imkan verecek teçhizatı temin etmelerini engelliyorlar. Bu engelleme işinde en büyük rolü de bizim ihanetin iki kapısı olarak nitelediğimiz Mısır ve Ürdün oynamaktadır. Çeçenistan'da ise durum böyle değil. Rus güçlerinin hava saldırılarında dağlık alanlara çekilmiş gerilla güçlerini hedef almaları gerekiyor. Buralarda gerillaların hava saldırılarına karşı kendilerine sığınak bulmaları mümkün olduğu gibi saldırı helikopterlerini düşürmeleri ihtimali de var. Nitekim son operasyonda da en az üç helikopterleri düşürüldü ve bunlarda birçok asker öldürüldü. Bu durum karşısında Moskova yönetimi ne kadar zorlasa da Rus saldırı helikopterlerinin gerilla güçlerine çok fazla yanaşarak riske girmeleri zor olmaktadır. Bütün bu sebeplerden dolayı Putin'in kastettiği geniş çaplı operasyonların Çeçen mücahitlere fazla bir zayiat vermesi ihtimali pek bulunmuyor.

    Savunmasız Mültecilere Eziyet

    Mücahitler karşısında sürekli kayıp veren Rus güçleri, son dönemdeki intikam operasyonlarında hiddetlerini biraz da mülteci kamplarına yığılmış durumdaki savunmasız Çeçenlerin üzerine yönelttiler. Rus askeri güçleri bu kampları kuşatmaya alarak içerideki mültecileri çeşitli şekillerde rencide ettiler.

    Rusya'dan da ABD Taktiği: Müslümanları Potansiyel Suçlu Gösterme Çabaları

    Moskova yönetiminin bir başka intikam operasyonu ise Rusya Federasyonu'nun değişik bölgelerinde yaşayan Müslümanlara yönelik olarak başlatılan tutuklama kampanyasıydı. Rusya, Moskova'daki olaylardan sonra tamamen Amerika'nın taktiği uygulayarak bütün Müslümanları potansiyel suçlu gibi gösterme çabaları içine girdi. Bu amaçla ülkenin değişik şehirlerinde faaliyet yürüten tanınmış Müslümanları tutukladı. Kendisi bir yandan bu tutuklamaları yaparken bir yandan da aynen Amerika'nın yaptığı gibi sivil halkı tahrik etmek amacıyla medya organlarını kullanarak Müslüman karşıtı bir propaganda faaliyeti başlattı. Bu propaganda faaliyeti ister istemez etkisini gösterdi ve 11 Eylül olayları sonrasında Amerika ve Avrupa'da Müslümanlara yönelik muhtelif saldırılar olduğu gibi son günlerde de Rusya'nın değişik yerlerinde benzer saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırılar ülkedeki Müslümanların ciddi şekilde huzursuz ve tedirgin olmalarına yol açtı. Bu tedirginlik sebebiyle Rusya'da yaşayan Müslümanları temsil eden bazı kuruluşlar Moskova'daki eylemi onaylamadıklarını açıklama ihtiyacı duydular.

    İşgal Hükümetinde Kriz ve Filistin Direnişi

    Rusya ve Çeçenistan'da böyle bir hareketlilik yaşanırken Filistin topraklarındaki hareketlilik de kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Ancak geçtiğimiz hafta İsrail işgal devleti de önemli bir sarsıntı geçirdi ve sıkıntılı bir dönemin içine girdi. Sarsıntının sebebi ise bütçe konusunda çıkan ihtilaftan dolayı, işgal devletinin eski savaş bakanı Benjamin ben Eliazer'in liderliğindeki İşçi Partisi'nin hükümetten çekilmesi oldu. Biz bu konudaki ihtilafın ayrıntılarını Vakit gazetesinde yayınlanan bir yazımızda ele aldığımızdan burada aynı bilgileri tekrar vermeye gerek görmüyoruz. (Bkz. İsrail'deki Hükümet Krizi )

    İşgalci siyonist devletin başbakanı kasap Şaron, İşçi Partisi'nin katılımıyla geniş tabanlı hükümet kurmuştu. Ancak onun çekilmesiyle hükümeti kritik bir noktaya geldi. Bu yüzden aşırı siyonist (onlar aşırı sağ diyorlar) küçük partilerle pazarlıklar yapmaya başladı. Ayrıca Netanyahu gibi Likud Partisi'nin eski ağır toplarını hükümete almak suretiyle yeniden bir ulusal ittifak oluşturma çabaları başlattı. Fakat Şaron'un kritik noktada olduğunu ve onun kendilerine ihtiyacını iyi değerlendirebileceklerini düşünen söz konusu partiler ve şahıslar muhtelif şartlar ileri sürmeye başladılar. Şaron da buna karşılık erken seçim tehdidini kullanma yoluna gitti ve: "On gün içinde yeni hükümeti kuramazsam erken seçime giderim" dedi.

    Biz bu yazıyı yazarken İsrail işgal devletinin hükümet krizi henüz çözüm noktasına gelmiş değildi. Alınan bilgilere göre Şaron, Ben Eliazer'den boşalan Savaş (onlar Savunma diyorlar) bakanlığı makamına genelkurmay başkanı Şaul Mofaz'ı oturtmaya karar vermişti. Şaul Mofaz en az Şaron kadar vahşi ruhlu ve kan emici biridir. Cenin katliamının da birinci derecede sorumlusu odur. Şaron, İşçi Partisi'nin eski genel başkanı Şimon Peres'den boşalan Dışişleri bakanlığı görevi için de Likud'un eski lideri Benjamin Netanyahu ile pazarlık yapıyordu. Biz şu kadarını ifade edelim ki, hükümet krizi ister aşılsın ister aşılamasın Şaron hükümeti bir dağılma sürecinin içine girmiştir. Yeni bir hükümet oluşturulsa bile çok ortaklı ve sorunlu bir hükümet olacaktır. Ayrıca İşçi Partisi'nin hükümetten çekilmesinin tek sebebi bütçeyle ilgili ihtilaf değildir. İşgalci siyonist devletin imaj değişikliği ihtiyacının olduğunu hesap ederek kendisini yeni bir döneme yani iktidara hazırlamak amacıyla çekilmiştir. Bu yüzden Şaron'a karşı etkili bir muhalefet yapmaktan çekinmeyecektir. Şaron'un ulusal birlik hükümetine ortak olduğu dönemde bütün suçlara ortaktı. Ama şimdi güya barış yanlısı ve konjonktüre uygun bir politika izliyormuş havası vererek Şaron'un uygulamalarını tenkit edecek ve Aksa intifadasıyla birlikte gelen çatışma ortamından artık çıkılması gerektiğini düşünen kitlenin oylarını toplamaya, bu arada uluslararası platformda da prim yapmaya çalışacaktır. Onun bu tutumu ise Şaron hükümetini yıpratacaktır.

    İşgalci siyonistler kendi içlerinde hükümet krizi yaşasalar da Filistinlilere yönelik vahşi saldırılarını yine kesintisiz bir şekilde sürdürüyorlar. Son zamanlarda gerçekleştirdikleri saldırılarında ağırlıklı olarak Gazze bölgelerini hedef alıyorlar. Bu bölgede işgal güçlerinin saldırıları yüzünden Filistinlilerden ölen ve yaralanan olmadığı bir gün geçmiyor. Buna karşılık Filistinli direnişçilerin de işgalci saldırganlara yönelik çeşitli eylemleri oluyor. İşgalci saldırganlar, Gazze bölgesinde Batı Yaka'daki kadar rahat hareket etme fırsatı bulamıyorlar. Çünkü bu bölgede direnişçilerin eylemlerinden ve mücadelelerinden çekiniyorlar. Bu yüzden Gazze bölgesinde daha çok hava saldırılarına ağırlık veriyorlar. Bir de Mısır Filistin sınırına yığdıkları askerleri vasıtasıyla saldırılar gerçekleştiriyorlar ki bunda da Mısır'ın ihanetinin büyük rolü var. Mısır eğer ki kendi tarafından siyonist işgal güçlerine yönelecek tehditlere ve eylemlere engel olmasa işgalci siyonistlerin sınır bölgesinde kendilerini o kadar rahat hissetmeleri mümkün değildir.

     

     Dudayev'ler ölmez!

    Yayınlama zamanı: 20 Nisan 2005, 00:28

    21 nisan 1996, Çeçenistan’ın efsanevi lideri Cevher Dudayev’in şehadet tarihidir.

    Halkının özgür olması için, şan, şöhret, para, kısaca aklınıza gelebilecek bütün maddi değerleri terk eden yiğit adam, onuruyla şehadet şerbetini içti.
    Göğsünü gere gere hak divanına yürüdü.

    Dudayev 1944 yılının ocak ayında dünyaya geldi.On üç kardeşin en küçüğü idi.Doğum gününü tam olarak bilmiyordu.Çeçen sürgünü sırasında kundakta bir bebekmiş.Buna göre 1943 yılı sonu ya da 1944 yılı başlarında doğmuş olsa gerek. Doğumu ikinci dünya savaşının bitimine rastladı. Gözlerini dünyaya açtığında yokluk, kıtlık ve sefalete merhaba dedi.

    Dudayev'in dünyaya gelişi sırasındaki yokluk ve sefalet sürprizine, bir de sürgün sürprizi ekleniyordu.
    İkinci dünya savaşında Alman işgaline uğrayan Kırım ve Kuzey Kafkasya'nın batısındaki yenilgilere suçlu aranıyordu. Suçlu hemen bulundu. Çeçenler, Kırım Tatarları, Karaçay ve Balkar halkları idi bu suçlular.
    Alman işgali altına girmeyen Çeçenistan ve Çeçen halkının, Almanlara nasıl işbirliği yaparak Rusya'ya ihanet ettiği bir türlü anlaşılamadıysa da, Çeçen halkı sürgünden kurtulamadı.
    Rus yönetimi, yüzlerce yıldır kin beslediği Çeçen halkını, fırsat bu fırsattır diyerek tarih ve coğrafya sahnesinden silmeye teşebbüs etti.
    21 şubat 1944 tarihinde Çeçen halkı top yekun olarak, 24 saat içinde elverişsiz şartlar altında ülkesini terke zorlandı. 850 bin Çeçen sürgün edildi. Bu sürgün sırasında Çeçen halkının yarıya yakını hayatını kaybetti.
    Cevher Dudayev, suçlu olarak dünyaya geldi. Sürgün kararı verildiğinde yaklaşık 40 günlük bir bebekti. Annesinin kucağında sürgüne giden, belki de en küçük Çeçendi.
    Sağlam bünyeli insanların dayanamadığı kış şartlarına, mucizevi bir şekilde direnen küçük Cevher (Dudi) sağ salim Kazakistan'a ulaşıyordu.
    Hz. Musa'yı en büyük düşmanı firavundan koruyan, hatta onun sarayında büyüten Rabbim, Cevher Dudayev'e de meleklerinin kanatlarını gererek onu büyük tehlikelerden koruyordu.
    Dudayev Kazakistanın Çimkent şehrinde 13 yıl yaşadı. O, anne ve babasının anlattığı Çeçenistan'ı hep rüyasında görerek büyüdü. Kanlı diktatör Stalin'in ölümünden sonra Rus yönetimi, Çeçenlerin haksızlığa uğradığını kabul edip geri dönüşlerini serbes bıraktı.
    1957 yılında gerçekleşen bu geri dönüş kervanına, Dudayev ve ailesi de katıldı.Dudayev ve ailesi, evlerine yerleşen Rusları, kazma ve küreklerle kovarak evlerine yeniden sahip oldular.
    Çok zeki bir çocuk olan Dudayev, sınavlarını başarıyla verdiği Tambov Hava Harp Okuluna kaydoldu.
    Okulu başarıyla bitiren Cevher Dudayev, Sovyet ordusunda genç bir savaş uçağı pilotu olarak görev aldı.
    Mesleğindeki başarısı ve dürüstlüğü ona hızla yükselme kapılarını açtı. Dudayev, kendisi gibi havacı bir Rus subayının kızına gönlünü kaptırdı.
    Ona daha sonraki çileli yolunda hayat arkadaşı olacak Alla Dudayeva ile evlendi.
    Alla, Çeçen olarak doğmamıştı ama, Dudayev'in şehadetinden sonra onurlu duruşuyla gerçek Çeçen gelinleri aratmadı.
    1989 yıllarına gelindiğinde, Sovyet sistemi çatırdamaya çaşlamıştı.Gorbaçov'un uyguladığı Glasnost ve Prestroyka politikaları Komünizme gün saydırıyordu.
    1991 yılının Aralık ayında beklenen son gerçekleşti. Komünizm çökmüştü. Komünizmin sancılı çöküşü öncesinde Dudayev, Tuğgeneral rütbesiyle Estonya'da görev yapıyordu.
    Estonya'da görev yaptığı sırada, stadyumdaki bir tören anında Estonyalı gençler, Eston bayrağı açarak bağımsızlık gösterisi yaptılar. Dudayev bu gösteriye sempatiyle baktı.
    Ardından Estonya'da başlayan bağımsızlık yanlısı gösterilere müdahale etmesi talimatını dinlemeyerek "Asi General" adını aldı.
    Bu sırada kendi ülkesi Çeçenistanda da hareketli günler yaşanıyordu. Zelimhan Yandarbiyev önderliğinde kurulan Çeçen Halk Kongresi hareketi Sovyet kalıntısı yönetimi sarsıyordu.
    Dudayev, Zelimhan Yandarviyev'in davetine düşünmeden evet dedi.Sovyet ordusundan ayrılan Dudayev için yeni bir dönem başlıyordu.Çeçen Halk Kongresi 6 Eylül 1991 yılında Dudayev'in başkanlığında Çeçenistan'ın bağımsızlığını ilan etti. 27 Kasım 1991 yılında yapılan seçimde de halkın yüzde doksanından fazlasının oyunu alan Dudayev Çeçenistan'ın devlet başkanlığına seçildi.
    Rusya Federasyonuna dahil olmadan,yolunu bağımsızlıktan yana çeviren Çeçen halkının iradesine karşı, Rus yönetimi iyi şeyler düşünmüyordu.
    Rus yönetimi, Çeçen halkının bağımsızlık talebine karşı sert çıktı. Çeçenistanı tehdit ederek kanlı bir müdahele sinyali verdi.
    Dudayev, bilinenlerin aksine Rus yönetimiyle savaşmak istemiyordu. Savaşın Çeçen halkına vereceği zararın farkındaydı.
    Dudayev, dönemin Çerkes asıllı Adalet Bakanı Kalmuk Yura'nın arabuluculuğunu kabul ederek onunla görüştü. Bu görüşmede savaş olmadan Rus yönetimiyle anlaşmaya varılabileceğini bile söyledi.
    Kalmuk Yura bu öneriyi devrin başbakanı Viktor Çernomirdin'e iletti.Çernomirdin savaşın önlenmesinden dolayı çok mutlu olduğunu ifade ederek Dudayev'le telefonla görüştü.
    Yukarıdaki bilgiler hem merhum Kamuk Yura hem de Viktor Çernomirdin tarafındanda teyit edilen bilgilerdir.
    Dudayev'in barış masasına oturma çağrısına olumlu cevap vermesi, Kremlin tarafından dikkate alınmadı.
    Viktor Çernomirdin daha sonra hatıratında belirttiği gibi "Rus derin devleti iç politikaya yönelik, kamuoyunu memnun edecek, 24 saatte kazanılacak bir zafer istiyordu".
    Rus yönetimi Çeçenistan'ı vurarak, Slav unsurlarının motivasyonunu yükseltecek, Rus ordusu, kazandığı bu zaferle otoritesini yeniden tesis edecekti.
    Kısacası savaşı çıkaran taraf ne Dudayev ne de Çeçen halkıydı. Gerek Dudayev gerekse Çeçen halkı, ülkelerine saldıran Rus işgalcilerine karşı savunma savaşı vermek zorunda kalmışlardı.
    Dudayev'in efsanevi kişiliği etrafında birleşen Çeçen halkı, bütün dünyaya parmak ısırtan bir bağımsızlık mücadelesi örneği sergilediler.
    Dudayev dehasıyla Ruslara ağır kayıplar verdiriyordu.Uluslararası emperyalizm, Çeçen savaşının Dudayev'in ortadan kaldırılmasıyla sona ereceğini düşünüyordu.
    Dünyayı tapulu arazileri olarak gören karanlık güçler, Dudayev'in kullandığı uydu telefonunun frekansını Rus yönetimine bildirdiler.
    Rus Duma'sından bazı milletvekilleri ile barış konusunu görüşen Dudayev, kendisine kurulan tuzaktan habersiz uydu telefonunu çalıştırarak görüşmelerde bulunduğu sırada, uzaktan kumandalı nokta hedefe kilitlenen bir roketle şehit edildi.
    Dudayev Çeçen halkının kalbinde derin izler bırakan karizmatik bir liderdi. Her Çeçen onu örnek almaktadır.Yeni doğan bir bebeğin öğrendiği ilk kelimelerden biri Dudayevdir.
    Dudayev'in şehadeti ile Çeçen bağımsızlık savaşı sona ermedi.10 yıla yaklaşan bu mücadelede Dudayev'in ardından Devlet Başkanları Zelimhan Yandarbiyev ve Aslan Mashadov da şehit olmuşlardır.
    Rusların anlayamadığı husus, Çeçen bağımsızlık mücadelesi şahıslara bağlı bir mücadele değildir. Bu mücadele topyekün bir özgürlük savaşıdır.
    Ölümünün üzerinden dokuz yıl geçmesine rağmen Dudayev'in küçük Çeçenistan'ı halen savaşıyor.
    Dudayev'i öldürmekle savaşı kazanacağını sananlar hala anlayamadınız mı
    DUDAYEV'LER ÖLMEZ!  

    July 06

    EKMEK VEREN ELİ KIRAN BABA

    Photobucket   

     

    img166/7889/44cvdv5hs2.gif 
    white rose bar
     
     
     
     
     
     
    Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit
     
    EKMEK VEREN ELİ KIRAN BABA

    Bağdat'ı kıtlık kırıp geçiriyordu. Herkesten önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin kapısından seslendi hamalın biri:
    - Allah rızası için birazcık ekmek. Günlerdir lokma girmedi ağzımdan.
    Tandırın başındaki kadın taze ekmekleri kızına uzattı. "Ver şu adama" dedi. Kızcağız ekmekleri güzelce katlayıp verdi aç hamala.
    Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti? Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikazı durdurdu onu:
    - Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?
    Geriye bakıp eliyle işaret etti:
    - İşte şu evden.
    Adam kızgın şekilde salladı başını:
    - Yanılmamışım, böyle zamanda başka kimin evinden alınabilir ekmek? diyerek eve doğru ilerledi.
    Kapıyı açar açmaz da sordu:
    - Kim verdi ekmeği hamala?
    Hanım korkudan kızını gösterdi. Güya kızına acır, bir şey yapmaz diye düşünmüştü. Halbuki adamın şükürsüzlük ve cimrilik içine işlemişti. Elindeki sopayı hızla havaya kaldırdı, kızının ekmek veren eline öyle bir indirdi ki bilek zedelenip burkuldu, el çarpık kaldı. Söyleniyordu kendi kendine:
    - Ben herkese ekmek versem bu evde ekmek kalır mı? diye.
    Halbuki nimet şükür isterdi. Şükürsüzlük nimetin gitmesine sebepti. Nitekim bu şükürsüzlüğün akibeti de öyle olacaktı. Olmaya başladı bile. Kısa zamanda işleri bozuldu, çarşının en işlek yerindeki dükkanını satması da onun bozulan işlerini. Bir ara o hale geldi ki, evine ekmek alamaz duruma bile düştü. Nitekim bir akşam eve gelmiş, kızcağızına da acı sözü söylemişti;
    - Artık benden ümidinizi kesin. Çünkü bu akşam ekmek alacak kadar da olsa elime para geçmedi. Çarşıya in, ekmek parası iste.
    Kızcağız çarşıya inmiş, utana sıkıla sattıkları dükkanın karşısına geçerek bir tanıdık görürüm diye beklemeye başlamıştı. Kendisini gören dükkandaki adam hemen yanına gelerek:
    - Sen masum birine benziyorsun, ne bekliyorsun burada? diye sormuştu. O da anlatmıştı gerçek durumu:
    - Ekmek alacak paramız kalmadı, bir tanıdıktan ekmek parası istemek üzere bekliyorum burada.
    Hemen elini cebine attı adam. Hatırı sayılır bir miktar parayı uzatarak "Al" dedi. "Bununla istediğin kadar ekmek alabilirsin. Ben de nimetin şükrünü eda etmiş olurum böylece."
    Kızcağız elinin birini arkasına saklamış, ötekiyle parayı alırken adamın dikkatin çekti bu saklayış;
    - Elinde bir yara bere varsa tedavi ettireyim, niçin saklıyorsun? Allah bana nimet verdi, şükrünü eda etmek için iyilik yapmam gerek, dedi.
    Kızcağız önce açıklamak istememişse de adamın ısrarı üzerine anlattı elinin durumunu:
    - Ben bir yoksula ekmek vermiştim. Babam yolda rastlayıp sormuş, o da evi gösterip 'İşte oradan aldım' demiş, bizi haber vermiş. Babam eve gelince elindeki sopayla ekmek veren elime öylesine bir darbe indirdi ki, elim böylece çarpık kaldı. Göstermekten utanır oldum. Bu yüzden de evde kaldım.
    Bu açıklamayı dinleyen adam bağırmaya başlar:
    - Komşular! Çabuk buraya gelin, ben hayalimdeki altın kalpli kızı buldum, hayat arkadaşım işte karşımda, siz de şahit olun... diyerek başlar anlatmaya:
    - Ekmeği isteyen fakir bendim. Ben o gün bir hamaldım. Demek ki elinin çarpık kalmasına ben sebep olmuşum. Hem sebep olayım hem de seni bu halinle baş başa bırakayım. Buna Allah razı olmaz. Seni görünce içimden bir sevgi selinin koptuğunu anladım, bana ekmek veren kıza ne kadar da benziyor diye düşünmüştüm. Yanılmamışım. Baban şükürsüzlük ettiğinden Allah onun dükkanını elinden alıp bana nasip eyledi. Şimdi ise imtihan sırası bana geldi, ben de aynı şükürsüzlüğe düşmek istemem. Haydi gel, nikahımızı yaptırıp birlikte babanı sıkıntıdan kurtaralım.
    Yola koyulurlar, ekmek veren eli sakatlayan şükürsüz babaya doğru...
    "Şükrederseniz çoğaltırım, etmezseniz elinizden alır şükredene veririm. Şükürsüze de azabım şiddetli olur..."
    (Kur'an-ı Kerim, 14/7)
    KAYNAK: Ahmed Şahin, Yaşanmış Örnekleriyle Aradığımız İslam, Zaman Cep Kitapları 3, Feza Gazetecilik, İstanbul 2001
     
     
     
     
    Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit
     

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us  

      

    Çiçekler

      

    Photobucket - Video and Image Hosting

     

      

     

    Şu dört manidar değeri ancak aşadaki dört kimse bilebilir.

     

    1. Gençliğin değerini ancak yaşlılar bilir.
    2. Huzurun değerini ancak bela çekenler bilir.
    3. Sağlığın değerini ancak hastalar bilir.
    4. Hayatın değerini ancak ölüler bilir.

      

    Image and video hosting by TinyPic

     BACIMIN ÖRTÜSÜ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE ...

    ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ TÜKÜRSEM YÜZÜNE...

    MEDENİ OLMAK EĞER AÇMAKSA BEDENİ...

    DESENİZE HAYVANLAR İNSANLARDAN DAHA MEDENİ...

    ( M.Akif ERSOY )

      

    Image and video hosting by TinyPic

     

    Image and video hosting by TinyPic

    selam

     

      

     

     
     
    Image and video hosting by TinyPic
     
     
     

    July 05

    Göz yaşları

     

       

    Photobucket

     y1p2qtAb6QcoCAxHo8EYubFKgZN-o5KC4Mb09_ejGgUPk4Bge0PCYJ47EOw0KcDtzokJjVfTErUkwI1RIm8VzmKt y1p2qtAb6QcoCAxHo8EYubFKgZN-o5KC4Mb09_ejGgUPk4Bge0PCYJ47EOw0KcDtzokJjVfTErUkwI

     

     

    Image and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPic   Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic

    Yellow star_shane.gif (11461 bytes) 

     

    Image and video hosting by TinyPic  

     

     

     

     

    Glitter Graphicsalamalen2qrgo2Image and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPicImage hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit  y1pvPySvp3oPjyKIs8FeTf9DiilqwZrdzbrAzhPeM8M7yCRRtsyDBGTh9t_FlOtPkPkdf4Pf-YMiAQ[1]

     Image and video hosting by TinyPichttp://srv0204-06.sjc3.imeem.com/g/p/d8f7a8c0c7cf04b0fd10a4bea492f346_web.jpgImage Hosted by ImageShack.usCool Hi5 Comments Photobucket

    blmrdrose2za8qr7 Image Hosted by ImageShack.usblmrdrose2za8qr7 4vrk9lggn1Image Hosted by ImageShack.usriflesso1aa2.gif picture by nisa7750Image and video hosting by TinyPic

     

     click to comment

    Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuitImage Hosted by ImageShack.usImage hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit Image Hosted by ImageShack.us Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

    TETİĞİ PARMAK DEĞİL YÜREK ÇEKER…

     

     

    Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usy1pB4gejOeZjfYNu6o7KHO5kWU1e9B7TgpZsSMG1yPcvr9CetrbDVIgAMrCd8Nu8qYNXYNj33_k-8o Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us 

     

     

    Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit  Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

     

     

    Photobucket

    Image Hosted by ImageShack.us

     

     

     

     

    valentinviolonyb5 

     

      

         

    y1pB4gejOeZjfYNu6o7KHO5kWU1e9B7TgpZsSMG1yPcvr9CetrbDVIgAMrCd8Nu8qYNXYNj33_k-8oy1pB4gejOeZjfYNu6o7KHO5kWU1e9B7TgpZsSMG1yPcvr9CetrbDVIgAMrCd8Nu8qYNXYNj33_k-8o