AKDэηİZ яÜZGÂяI...'s profile••████®AKDэηİZ яÜZGÂяI™█...PhotosBlogListsMore Tools Help

••████®AKDэηİZ яÜZGÂяI™████••

"Rüzgâr ne kadar sert eserse essin kayadan alıp götüreceği tozdur."

Custom HTML

Image and video hosting by TinyPic

*

AKDэηİZ яÜZGÂяI™ ™

Occupation
Location
Interests
Yaşlanmak bir dağa çıkmaya benzer. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır; ama görüş açınız genişler.
BLOG LİSTEM
SANAL DÜNYA GEZİ TURLARI VE LİNKLER

Custom HTML

 
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

*

Loading...

Feed

The owner hasn't specified a feed for this module yet.

Sandbox

Loading...

Video

No content has been added yet.
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).

Custom HTML

Custom HTML

  

Custom HTML

 
Go to ImageShack® to Create your own Slideshow

Windows Media Player

*

July 01

ÂŞK-I BEKA

Â.Ş.K...

 
Gönül eteğimin suskun dervişi!
Müebbede mahkûm duamsın!
İstersen mürekkebinle dokunma cismime!
Aklımın bağlı ellerini çözen
==Ayın
=====
Şın
=======
Kaf

  ِ عٍِ   ِ ش ِ ق  

Sağ elini uzat Hakkın bağına
Sineme düşen acım yapraksızlığın yaprağı
Dervişin ayak izlerine düşen gölge benim
Tespih tanelerine kardeş adın var

==Ayın

=====Şın
=======
Kaf
 ِ عٍِ   ِ ش ِ ق 

K/af dağının ardında geçmişin sitemi
Niyaza açılan ellerime ses/sizlik şahit
Seccadene bıraktığım bir demet gül
Gök/ Yüzü(ne) haykırsın bendeki adını

==Ayın
=====
Şın
=======
Kaf
  ِ عٍِ   ِ ش ِ ق 

 
Yokluğa açılan kapının ardında
Varlık fidanı duygu yaprağına hasret
Şavkın vuruyor her gece göz pınarıma
Sende kalan umudum
==Ayın
=====Şın
=======
Kaf
  ِ عٍِ   ِ ش ِ ق

Be’nin anlamını güçlendiren nokta(yı)m
Şehadet parmağımla mühürledim bakışını
Oymalı sandığımda sevgi çeyizim
Hücrelerime kaydolan rengin kokusu

==Ayın
=====
Şın
=======
K/af…

 
  ِ عٍِ   ِ ش ِ ق

 

Ten mumu erisin
Abı hayat varlığının resmi
Boz bulanık kekre suyu temizleyen
==Ayın
=====
Şın
=======
Kaf…
  ِ عٍِ   ِ ش ِ ق

  ِ عٍِ   ِ ش ِ ق

  ِ عٍِ   ِ ش ِ ق
 
     Â.Ş.K...
   
 ِ عٍِ  ِ ش ِ ق


HATTAT SUSTU DİVİT KONUŞTU...!

Kimliksiz….
Senden geçene edeple estağfurullah ey aşk!!!
Senden geçmeyene huu…
..........
Önce vav düştü hattatın yüreğinden parşömene;
Sonra bir siyah gölge…
Gözleri kimsesiz kaldı;
Sözleri kimsesiz…
Vahdaniyeti aksettirdi duvara;
EHAD dedi ta içinden koparcasına…

EHAD…
Dört vav düştü sayfalara bir bir sonra…
Vekil olmam dedi; vali olmam;
Vezir olmam dedi; vahdetim ben…


EHAD…
Sonra bir elif miktarı uzandı öylece umuda;
Mecnun haklıydı dedi kendi kendine;
Leyla bir garip can…
Mevla…


CANAN…
Hattat sustu divit konuştu…
Nun düştü gölgeye usulca…
Nerden geldin? Nereye gidiyorsun? dedi
Neden geldin kainata?
Neden sevdin ki?


Ağla gözlerim şimdi…
Nisyan bendendir…

UYAN…
Bir mim yanaştı nun’a kendinden emin..
Ben kim’im? Dedi;
Kimin gölgesiyim?
Kim olmaya geldim?
Ne oldum?
Ayn cevap verdi:
Sen aynasın…
Sen güneşin aksi..
Be düştü kor olmuş yüreğine;
Hep nefis çıktı karşına;
Ben sevdası aldı
İçindeki sen’i…


Kime ne dedin,
Kime ne?
Aşılmaz duvar bendedir…
Kime ne?


Kaybetti kef’i…
Hattat hülyalara daldı…
Nun gölge…
İnsan dedi…
Nisyan…


Sonra sustu…
Sadece sustu…


VE...GÖKTEN BİR NUN DÜŞTÜ, İYİ Kİ DÜŞTÜ...!

" Leyla " diyen yüreğin " Mevla " demedikçe vuslata eremezsin...!!


SÜKÛT, HAYAL, MUHABBET…!


Ben sükûta göçmüşüm, sükût benim oylağım.
Ben hayale göçmüşüm,
Hayal- arzularımı hakikate götüren
Elimdeki bayrağım.
Hayal gökte kanadım.
Yerde çapan Kırat’ım,
Denizdeyse yelkenim.
Sükût- mabedim benim!
Bıkmışım bu dünyanın hayli küylü sesinden
Sanırım kurtarmışım yerin cazibesinden.
Yerde her şey ölçülür, her şeyin bir haddi var.
Yerde deryaların da öz cezri var, meddi var.
Yerin kanunlarına baş eğmeyen hayalim
Benim sonsuz Âşkımı sonsuzluğa taşıyor.
Sükûtumla kol kola orda rahat yaşıyor
Bu hayatın şartı yok.
Varla yokun dünyada benim için farkı yok. Kavuştuğum sükûtu ama işitirim ben
İşittiğim bu sükût daha güçlü seslenir
Dünyanın ses küyünden.
Belki benim içimde çarpışan fikirlerin
Gür sesidir bu sükût.
Arzumun karşıdaki engellere vurduğu
Darbesidir bu sükût.
Hayal, sükût, muhabbet- şeref yolum, şan yolum
Allah’ın dergâhına beni götüren yolum.
Sükûtu anlamayan ebedi gaflettedir.
Bir çerçeve içinde hangiyse bir haddedir.
Sükûtun feryadını işitenler, duyanlar
Sonsuz ibadettedir.
(Bahtiyar Vahapzade)


AKIL BAŞKA YÜREK BAŞKA…!

 

Birbirine benzese de
Yel başkadır, külek başka
Itri da hoş, rengi de hoş
Gül başkadır, çiçek başka.
Her diki yokuş bilme gel
Her meyi meyhoş bilme gel
Her uçanı kuş bilme gel
Kuş başkadır, böcek başka.

Her derdine ortak benim
Her ağrını ten bölenim
Sen çekensin, Ben gelenim
Gemi başka, yedek başka.
Hakkın yolu öz yolumdur
Eğilmeyen düz yolumdur,
Hayırla şer sağ solumdur
Şeytan başka, melek başka.


Bir dileğe ben calandım
Kâh kazandım, kâh talandım.
Ömrüm boyu haçalandım
Akıl başka, yürek başka.
Dilek oldu benim adım
Pervazlandı kol kanadım
Yetmedi sabrım, inadım
Amel başka, dilek başka

 

(Bahtiyar Vahapzade)
 

NEY İNİLTİSİ

 
Dinle Çünkü ; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta

görmekten daha önemli ve daha önceliklidir.

Dinle neyden duy neler söyler sana
Sızlanır hep ayrılıklardan yana
Kestiler sazlık içinden der beni
Dinler ağlar hem kadın hem er beni
 


 

DİNLE…!


Çünkü dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta görmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Beş duyun ile elde ettiğin bilgilerin hepsinin doğruluğundan emin olamazsın. Algıladıklarını bilgi düzeyine yükseltebilmen için ayrıca çaba harcamak zorundasın. Bu çabanın en azı ve en verimlisi dinleyerek algıladıkların için olacaktır. Göz’ün kapağı vardır, kapanabilir; görevini yapabilmek için ışığa muhtaçtır. Ayrıca hem yön’le hem de açıyla sınırlıdır. Gözün algılayabileceği varlıklar da sınırlıdır. Sadece somut varlıkları, o da gerekli şartlar mevcutsa görebilirsin. Işık yoksa karanlıktaysan göremezsin. Ama duyabileceklerinde böyle sınırlar yoktur. Somut varlıklardan soyut varlıklara, bu âlemden, ledûnne, ahirete, melekûta, ilhama, işraka, hisse ve akla dair her türlü hadisenin, vakıanın, mefhum ve mânâ’nın bilgisine, bütün bunların ve en önemlisi ‘kendi’nin gerçeğine ancak dinleyerek ulaşabilirsin. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri dinleyenleri muhatap almıştır. Vahye mazhar olanların hepsi “dinleme” hassasına sahip olanlardandır.

Duymak, işitmek yetmez; dinle. Öyle dinle ki, ses ve söz önce bilgi’ye sonra hikmet’e dönüşsün. Koyun kaval dinler gibi değil, ağaç topraktan, yaprak yağmurdan suyu çeker gibi dinle. Kulağın kapağı yok, açman gerekmez; aklını aç, kalbini aç, insafını aç ki dinlemiş olasın.
 


GÖZYAŞLARIMIZ AYNI GÜLMELER Mİ FARKLI?

Attığımız taş aynı yere, aynı yöne neden gitmiyor,

Elimizdeki TAŞLAR mı farklı?

Doğru olan bir konuda aynı görüşe neden varamıyoruz, kafamızdaki FİKİRLER mi farklı?

Selam vermemek için neden yön değiştiriyoruz, gittiğimiz YOLLAR mı farklı?

İncir çekirdeğini bile doldurmayacak sebeplerle neden küsüyoruz, DERTLER mi farklı?

 

Su,  geminin altında olmalı diyorlar, ancak sular geminin içinde

YÜZMELER mi farklı?

Para cepte olursa iyi diyorlar, ancak şimdi vicdanlarda,

CÜZDANLAR mı farklı?

Bıçak hekimin elinde olmalı diyorlar, ancak katillerin elinde

MESLEKLER mi farklı?

Toplama, çıkarma, bölmeler aynı,

ÇARPMALAR mı farklı?

 

Yağmur yağmayınca yağdır Allah'ım,

Deprem olunca durdur Allah'ım, Hasta olunca şifa ver Allah'ım,

Darda, yolda, karda kalınca yetiş Allah'ım diyoruz  

Mal-mülk, makam-mevki, nimet ve servet

İşine gelince kullara dayanıyoruz.

DUALAR mı farklı.?

alıntı

 

Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™

Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…
February 21

HAYATIN ANLAMI

 

            

Takvim sayfası 18 Temmuz akşamı gösterirken Akdeniz’in sahil kasabası Tömük’te yumuk ağlayan gözlerle siyah dünyaya merhaba dedim.2 yaş ve sonrası akılda kalan…Yaşama dair…Memur bir babanın bir düzinenin yarısı kardeşlerdik…Aslımız orta Asya buhara ya dayanmakta özgürlük sevdalısı göçerlerdi..

 

Babamın zorunlu şark hizmetinden dolayı doğunun tarihi şehri Mardin’e tayini çıkmıştı… İlköğretim hayatına 4,5 yaşında adım attım… İlkler zordur… Zorluk serüveni bu şekilde başladı… Zaza, Kürt, Arabî, Yezidisi, Süryanisi ebemkuşağı rengi kadar 7 millet vardı… Bu nedenle dil sorunumuz oldu... Çocuklar gibi şen şakrak oyunlar oynayamadık… Sıkıntılı geçen çocukluk evresi taki sevindirici bir haber babamın tayininin tekrar Akdeniz’in gariban doyuran vilayeti Adana’ya çıktığında hayat yeniden şekillenecekti... Gurbet elde yakının olmayışının zorluğu bir başka oluyordu…

 

Hani bir garibanı döverler ya ah arkam dermiş sormuşlar neden böyle dersin…

 

Arkamda bir yakınım olsa beni kollardı belki yediğim dayağı yemezdim…

 

 Bir kamyon sırtında uzun bir yolculuk sonrası çukurovaya geldik… Sanki burada güneş farklı doğuyordu. Göze aşiyan olan dağ yamacında doğup dağ sırtında batan güneş… Bulutların önünde doğup bulutların sırtında batmaktaydı… Gurbetin sıkıntısı bir nebze bitmiş ve yeni bir başlangıç ile okula burada devam edecektim… Konuşulanları anlayabilecek ve böylece dil sorunumda ortadan kalkmış olacaktı… Yeni arkadaşlıklar edinip yarım kalmış çocukluğumu yaşama fırsatım olacaktı… Olmadı

 

Özürlü bir arkadaşla başladı ilk tanışmam birlikte işe bakacaktık… Erkek adam nasıl kazanırdı ekmeğini… Ayakkabı boyama işi ile başladı ilk zanaatımız… İşe birlikte çıkıyorduk fakat onun özürlü olması engel teşkil ettiği için ortaklığımız uzun sürmedi… Ve yalnız yola devam edecektim… Yeni birgün aylardan haziran, sabahı sırtımda boya sandığı adana otogarında işe başlangıç yapacaktım… Kalabalık bir mekân olduğu için burada işler iyi oluyordu… Her zamanki sabit ses tonum ile

-Boyalim abı

Nidası çınlatıyordu ortalığı… Bir kenarda gayri müstehcen konuşan bir adam 

Çocuk sen kime k…n

dedi ve ardı sıra suratımda patlayan tokat…

 

O gün ilk sınavımı veriyordum. Yüzüme inen tokat ile hayatın zorluğunu tatmış iş mesaisi başlamada bitmişti… Bir kenara sinip gözyaşlarını sebil ettim… Demek babam ekmek böyle zor kazanılıyor… Ve bu büyük bir hırs oldu… Ekmek sevdasına… Asla nankörlük etmiyecek ve düşküne kimsesize öksüze yetime yârdim edecek bir söz vermiştim. Bu söz ile erkek adamlığa adım attım…

 

Bir yandan okul hayatı bir yandan iş hayatı birliktelik içerisinde yürütüyordum… Ufak yaşta okula başlamanın ezikliği vardı… Hırpalanıyordum sevgi dedikleri duygu bazı vakit kaba bir şiddete dönüşüyor kırılıyordum… Zaman su gibi akıp gidiyordu ömür çarkında… Yeni bir gün yeni olaylar yeni öğrenmişliklerle karşımıza çıkıyordu… Dünümüz bugünümüze mukayese olmuyor her yeni bir günde bir şeyler öğreniyordum… Allahın lütfü sabır erdemini tattığıma binlerce şükür ediyordum…

 

İnsanoğlunun kaderi daha doğmadan yazılmış bir alın yazgısı idi… Günahlardan sevaplardan sorumlu idik... Yaradan bizlere sunduğu akıl sayesinde algılayabiliyor hissiyatla hayatı daha iyi görüp yaşadıklarımızı tadabiliyorduk… Bir isim konulmuştu ve onunda bir ağırlığı vardı… İsmin manasına uymalıydı yaşantım… Aşırı iyimserlik çoğu vakit sorun oldu… İyi niyetin bedeli şahsımda derin bir gedik açmıştı ve hala hayatımın hüznü diye tabir ettiğim gedik acı vermeye devam etmekte… Yinede sitem değil sadece şahsıma yaptığım bir ön eleştiri idi… Misli düşünüp bir konuşmak kendimi ve karşımdakini tartmak taktıkça ruhları daha iyi anlamaktı… Ruh tende bir emanet değil miydi? Sahibine emanete hıyanetlik etmeden en iyi şekilde iade etmekti…

 

Her uzattığım elden ziyade koldan oldum… İnsan gibi gözüken şeytani sıfatlar tanıma fırsatım oldu… Bukalemun gibi renk değiştiren suratlar kaçı kendini tartmıştır… İnsanoğlunun en büyük savaşı kendi nefsi değimliydi… Nefsine mağlup olan kişide maneviyat eksikliği olur o kişide hissiyat olmazdı… Yaradan inancı bütün kişilere eza cefa verir… Kulum bana asimi olacak mı? Diye… Bizki bu sıkıntılara sabır gösterip isyankâr olmadan mükâfatı alacaktık.

 

Çevre büyük bir faktör kişi hayatında… Çocukluk evresi kişinin hayatına yön vermesindeki en önemli öğeyi teşkil etmekte… Nasıl ki kaynaştığın kişi ile paylaştığın arkadaşlık ortamı nasıl ise kişi kişinin aynası ortamda aynaların yansıması… Üzüm üzüme baka, baka kararır güzel bir atasözü… Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim… Arkadaşın var mı? Diye sorduklarında arkadaşlık olmaz derdim… Arkadaşlık fani dünya gibi gelip geçici bir hevesti… Mum oldum içim, içim eridim… Can eridi ten eridi eridikçe eridi düşlerim… Dost buldum yaşanmışlıklarında bir pay düştü… Ya nasip dedik sebeplendik… Kötü günde bir olduk mutluluklarında ırak oldum… Katığımızı pay ettik… Baki dostluklara böylelikle temel attık…

 

Hayatta hoşnut kalmadığım konu yalan ve iftira idi… Kaç ocak söndürmüş kaç can yakmıştı… Laf kalabalığı konuşurlar… Sözlerin nereye varacağını bilmeden yapmadan yaptı derler… Sineği fil ederler… İki kişinin bildiği sır değildir… Oysaki sırdır… Bir başkasına SIR ifşa edilirse önce dilden dile yayılır yankısı kulağına geldiğinde anlarsın sır mahiyetinin dışına çıktığını… Ne insanlar gördüm üstünde elbisesi yok… Ne elbiseler gördüm içinde insanı yok… Manidar bir söz… Rabbim gıybet ve iftiradan bizleri korusun…

 

Mutluluk sevinç ne tasvir eder dediler… Şahsım adına düşeni hep yaşlı gözler gördüm… Acılarına ortak oldum dertlerine yaren oldum karınca kararınca faydam olmuş ise o vakit mutlu oldum… Derdi bize veren bizi yoktan var eden değimliydi… Asi olmak isyankâr ruha sahip olmak neyi değiştirecekti… Rızaya icap edip derman dileyecektik…

 

Sevgide özgürlük saygıda mecburiyet vardı… Kimi gülü sever kimi dikeni kimisi ise kır çiçeklerini… Yâr yârene sevdalı yârende yâre sevdalı… Aşk ulaşılmayana idi… Bendeki aşk lale idi… Ulaşılmayana ulaşmak isteğim lal olduğunda dilim varlığımı var oluşumu hatırlatana aşkım (ALLAH aşkı)beyaz idi… Siyahî dünya gibi sevdada geçici bir heves. Sevda yanan bir kor ateş iki tenin tene teması sıcak nefeslerin içe çekildiği… Aklın uçtuğu pembe düşlerin kurulduğu boş bakışlarla kaçamak maceraların yapıldığı... Flört aşkları…  Şuur kaybı ile gerçek varlık tendeki canın bile hiç sayıldığı bir rüya idi… Ve uyandıklarında anlıyorlar boş bir heves olduğunu… Rabbim kadını ersiz erkeği eşsiz bırakmadı… Yalnızlık yaratana mahsus… Her canlının bir eşi vardı pay etsinler paylaşsınlar… Şu alamette az da olsa haz alsınlar Sınavın bir parçası afili düşler değildi gerçek paydalar… Sevgi muhabbet paylaşımlar özde olmalıydı… En güzel sevdalar uzun ömürlü böyle kalabilirdi… Günümüz koşullarında hepsi sözde yalan olmuş maddiyat ön plana çıkınca inandıkları aşk meşk hikâyeye dönüşür… Sevda türküleri yakarlar… Uğruna çıktıkları feza adını kazıdıkları sema bir anda talan olur… Son nokta… Hazin son adliye koridorları, kara toprak veya mahpus damları… Kaç gül geçti hayatımdan kokmaya soldurmaya kıyamadığım… Hepsi bir çiçekti kendi baharlarında açacak… Tatlı bir dildi onları uzaklara itişim… O elkızı ben ise eloğluydum… Fani gibi karanlık bir gelecek veremedikten sonra işlenmiş günahlar birde onun günahlarını eklemek etik düşmeyecekti… Velhasıl hakta hayırlısı dedim sevda kapısına kilit vurdum…

 

Kalabalık bir caddede şahsıma çarpan insana hitaben

Pardon

Karşısında aldığım yanıt

Pardonlar dağa çıktı

Bir kusur sonrası

 –Özür dilerim

Yanıt

 –Tükür yala

Özür dilerim kelimesini lügatten çıkardım…

Efendim

Saygı babında

Ben sahibin miyim de efendim dersin

Yanıtını aldım… Ben diyemedim bencilik ederim diye ne dediysem insanları hoşnut edemedim…

 

İnsan buhrana düşmeye görsün… O vakit şeytanın kölesidir… Nefse mağlup olur… Bir akıl hocası çıkar… İyisi ise al başına taç yap kötüsü ise vay haline… Esrarı hapı içkiyi gördüm… Gecenin bir yarısı ıssız sokaklar zaptiye, çöp karıştıran kedi, köpek birde ayyaş takımı… Birde nara atarlar mı faninin tek hâkimi onlarmış gibi… Sorsan derler ki;

 

Sorunun var ondan içtim

 

Sorunun var ise içeceksin kafayı güzelleştireceksin kuş gibi uçar sorunlardan eser kalmaz

 

Kocaman bir YALAN… Akşamında uyuşuk bir şuur, sabahında şiddetli bir baş ağrısı sorunlar olduğu gibi yerli yerinde eklenen baş ağrısından kurtulma derdi doğar… İnancı bütün kişi bu gibi boş şeylere karnı tok olmalı… Derdi veren derdi alanda yaradan ona bağlanıp ondan af dilemeli sorunun özüne inerek olduğu yerde bitirmelidir… Sorunlardan kaçış kişinin kendini aldatmacasıdır…

 

Bir dost derki 1996 senesinde bilim adamları insanın hayatına değer biçmiş… Tamı tamına 175.-milyar imiş inandınız mı? İnsana değer biçmek o kadar kolay mı? Altına sarraf değer biçer insanoğlunun değerini de onu varlığını veren yoktan var eden biçebilirdi… Şahsi fikrime göre insanın değeri paha biçilemezdi…

 

Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete… Dünya fani bir handı bizler ise yolcu… Muhakkak ki yollar engebeli taşlı dikenli olacaktı… Düşe kalka bir yanımız kanayacaktı… Kan ılık, ılık aktıkça hayat bir daha anlam kazanacaktı… Aldığımız nefesin değerini daha iyi anlayacaktık…

 

Para dil belletir asfalt yol belletir… Yürüdükçe yeni yolar çıkacaktı… Para ise sağlık sıhhat olduktan sonra kolay bulunandı… Evliya bir zat ne güzel demiş… Evlatlarım para gerek kasamıza kesemize kalbimize sokmayalım… Kalpten uzak tutalım… Yeniçağda tam tersi madde bağımlısı yüzler olmazsa olmazları olmuş para… Bir tavuk 21 günde bir delikanlı 21 senede yetişir… Sırf para için 21 sene bir anda linç edilir… Akıl ayrı dil ayrı yürek ayrı telden çalar olmuş… Bize düşen rabbim ıslah etsin…

 

Üç unsur şahsımı mutlu etti… Bebekler doğa ve hayvanlar… Üç unsurdan zarar görmedim… Onlarla iç içe olduğumda huzur mutluluk sevinç ayrı bir haz aldım tarifi güç… Ne vakit hüzünlü oldum… Mavi dalgaların esen rüzgârına attım… Güneşin yakamozu ile başlayan gün esen rüzgârın tene değişi, martı çığlıkları, balıkların dansı akşamın ayın şavkını düşüşü ile suya son buluyordu… 

 

Hayatın anlamı lügatte telaffuzu kolay bir kelime oysaki hayat yükü omuzlara düşünce anlıyorsun telaffuzu kolay kelimenin zorluğunu… Hayatı anlatmak bir kelime ile veya bir sayfa karalamakla bitse… Her türlü olumsuzluğa rağmen sabır ederek üstesinden gelinecek… Seveceğiz sevdireceğiz mutluluğu tadacağız ve tattıracağız… Hayatın anlamını idrak ederek yaşantımızı idame ettireceğiz… Dünü yaşadık bugünü yaşıyoruz… Yaşanılanlardan pay çıkarıp yarılara yön vereceğiz… Hayata dair ne varsa tüm güzellikleriyle sizin olsun dost olun, baki dostluklarla kalın…

 

          

 

Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™ 
 

January 17

Ateşe su Leyla…

                      

İlgili aramalar: kendine - iyi - bak - sesli - şiir
 

 

HENGÂME


 Gülkurusu düşlere vurgun saatlerim

Sabırdı en büyük erdemim

 

Gök kuşağının yedi rengi siyah benim

Vuslata ermedikçe titrer tenim

 

Semada çığlık atar yarasalar

Katran karası gecede ıslık çalar baykuşlar

 

Baki sonsuzluğu somuruyor gayri nefesim

Dar kafesinde sükûta ayak uydurur sinem

 

Aynalarda gülüşen kirli yüzler

Âşk şarabı tebessümümü süsler

 

İniş çıkışlı bir hengâme

Dermanı yoksa derde ne çare

 

Nihayetinde tren kalkar, varacağı yer son durak

Emanetin sahibi Hak, ineceğin yer kara toprak…

 

Ahmet F. GÜVENÇ

-Orijinal Afg-


 

ÂŞK'A DAİR...!


 
"Çırpınan kalemden çıkan dil

Âşka susayan gonca gül

 

Feryadımda âşka dair indirdiğim nağmeler

Halime güldü geceye yansıyan gölgeler

 

Hayalini konuştuğum suskun duvar

Ney iniltisinde âşk şarabı sunar

 

Rüzgârın sırtında taşıdığım umut

Ayın şavkı düştüğünde kalan sükût

 

Sevdaya dair kapandı mabedim

Tek hece kaldı dilimde benim

 

Hali şikâyet eden bedbaht şair

Bitir bu şiiri sonsöz vuslat âşka dair."

Ahmet F. GÜVENÇ

-Orijinal Afg-


 

 
 

VURGUN...!


 
" Seyrine daldığım sema

Katran karası gecede kan kusturursun

Ruhumu dinlendirdiğim derya

Sükûtumda dalgalarınla sineme vurursun."

Ahmet F. GÜVENÇ

-Orijinal Afg-

-Orijinal Afg-

 

Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ah û zar oldu…

''Dilimde sitem değil yaşanmışlıkların izleri

Kirli sakal sahte tebessüm ile gözler donuk

Asi gururun çirkin yüzüyüm

Bırak kendi haline dönsün dünya

Elemlerim suskunluğun zikrinde

Taş başlı toprak döşeğim

Kırkayaklar çıyanlar yoldaşım

Aldığım her nefes haram olmuş

Hakkını veremediğim emaneten ötürü…!''

 

''Çöl iklimi gecenin sabahında

Kavruk toprağın bağrında

Gül goncası suya hasret

Rahmetin nur damlasını

Nefes, nefes çekse içine

Gül cemresi yangınları

Ab-ı hayat katreleriyle

Nihayete erer mi?

Ahuzarı ile âlem titrer

Rüzgârın her dokunuşu ile

Çözülür düşleri

Tebessüm düşer gül yanağa

Solgun can renk bulur

Vuslat ateşi

Deryayı Rahmette son bulur…!''

 

''Bir yanımda düşük baş

Sineme bastığım taş

Terazide kefe, sefil dil sitemde

Söyler misin denge nerede…!''

 

 Ahmet F. GÜVENÇ

-Orijinal Afg-


Kanayan yürek gözlere inen sis
Beynimi hunharca katleden kis
Ruhum temiz bedenim pis
Gül gülüşlü düştü ölüm

Zaman trende sükûta yolculuk düş
Aynalara yansıyan acı gülüş
Ömür zembereğinden son düşüş
Gül gülüşlü düştü ölüm

Ruhuma ıstırap olan suçtu
Beyaz kuşun kanadında uçtu
Seher vakti salasında muştu
Gül gülüşlü düştü ölüm


Ahmet F.GÜVENÇ
(orjl)
25.08.09_00:14
 

 EYVALLAH ETMEDİM

 

Uçurum kenarında duran gölgem

Para deyip taptıklarınadır öfkem

Şöhret dediler, dilimde sitem

Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

 

Siluetim mahcup suya düşer

Çakar gözümde kızıl şimşekler

Yadigâr kalır tenime oyma döşekler

Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

 

Hayalet gibidir titreyen ceset

Nefsim, önümde yedibaşlı set

Ruhumu istilaya uğratan nefret

Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

 

Mavi denizim gök karanlık

Doğar mı yeni günüm aydınlık

Kirli uykularımın rüyasında çığlık

Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

 

Ela gözlerimi bürüyen kan

Vuslat muştusuna hasret can

Her dem Aşk ile haline yan

Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

 

Pencerem kapalı camın kırık

Ruhumu ıstıraba uğratan çıkrık

Ömrüm Azrail pençesinde yıkık

Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

 

Ölümle doğdum ölümle düştüm

Aynalara baktım halime güldüm

Güldüm gül dibinde öldüm

Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim

 

Ahmet F. GÜVENÇ

( orjl )

27.09.09_00:47

  

MAZİYE TÜTEN BACA MİSALİ

Gam yeşertir durgun akan sular
Boynumda takılı nefs dizgini yular
Erguvan açan düştür hatıralar
Maziye tüten baca misali

Çöl ikliminde yolcuyum kavrulur dururum
Asi rüzgâr önünde savrulur dururum
Pervazsız pencerede avunur dururum
Maziye tüten baca misali

Heybem delik düşer hatıralar
Hayalimi yansıtan sırlı aynalar
Ölü suskunluğuma kanat çırpar
Maziye tüten baca misali

Deryaya daldım sular soğuk
Istırap süslü benliğim boğuk
Karamsar duygulu gözler donuk
Maziye tüten baca misali

Göğsümde çıkacak son nefes
Kalmadı gönlümde yaşam için heves
Azrail kınından çıkan ses
Maziye tüten baca misali


Ahmet F. GÜVENÇ
( orjl )
28.08.09_00:48


 

 
               
 

 Gaflet devam etmektedir. Zehirli bal kaşıkla değil, petek petek yenir.

Gaflet içinde gaflet;

“Gel ey Leyla, gel ey candan yakın canan uzaklaşma, Senin derdinle canlardan geçen Mecnun’la uğraşma”

yazdırmıştır defterin sırlı bir yerine. Yalnız deftere değil,


“Kalmasın bir nokta-i muzlim bu sevda yolunda” dercesine, halka arz edilen paçavralara da…

Çile mevsimidir lâleler için…

Soğuk, lâlenin kalbini yakmalı ki, içinde gizlenen esmâ aşkını nazarlara döksün…

Çilesiz ruhlar ham yapılıdır, gelene sevinmez, gidene de üzülmez. Lâle kırağı görmeli ki, açsın. “Lâlenin çilesi de yalnızlıktır toprak altında.” diyerek,

bir yandan karı, diğer yandan donmuş toprağı eşeleyip içine tohum yerleştirenler, gözyaşı dökerken bunu mırıldanırlar. Ama anlaşılmaz bir dua daha vardır oracıkta dillenen; ancak bu ne duyulur, ne de hissedilir. Eller açılıp, nefse tatlı gelenlerin terkedilme zamanı gelmiştir.

Toprağın altındaki lâleler, üstündekilerin açılmasını beklerken bilinmez bir hisle kavrulmaktadır
. “Müneccimle muvakkît ne bilir, Dertlilere sor geceler kaç saat?” terennümü başlamıştır.

“Bir yâr olsun, bize Mevla’nın yolunu göstersin, ‘çile ile gel’ değeri bilinsin.”  Bahar günleri yaşanırken acı bir rüzgâr eser. Açılan çiçekleri yakar, kavurur.

Cemre beklenirken kırağı düşmüştür lâlelere.

Demek ki; çile noksan kaldı, bize düşen gayrı sabırdır, sonu şeker şerbet olan, ama kendisi zehir olan sabır…

bazen bahar bazen kıştır yaşanan; ama görülen duyulan hep aynı şeydir. Başka yananlar da vardır. İyiyi kötüden ayıran sırrı söyleyenler gayret ederler; art arda gelen harfler kelime olup, okunsun diye uğraşırlar. Ve tevfik Mevlâ’dandır.

Beyaz lâle, ortada sarı ve kırmızı gül tomurcukları, çiğdemler, mor menekşeler en sonunda Leyla’ya ulaştırılır.

Zaman başkalaşır, mevsim değişir, çile dolmaya doğru gider. İlâç, ecza mesabesindedir ama, yine de şifa bir türlü gelmez:


“Derman arardım derdime / Derdim bana derman imiş.”

Gönül yangını silip atmıştır nahoş şeyleri. Dikenler gitmiş; gül kokusuyla, rengiyle ortada kalmış; ateş, günah yollarını tıkamıştır.

Evvelden hissedilemeyenler yaşanmaya başlanmışır:

Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!” hali tercüme eden tefsir gibidir.

Güneşin lâleleri bitirdiği mevsim gelir. Ümit ferleri tükenmeye yüz tutar. Derken eski defterin kapalı sayfaları açılır.

Milimetrik oturan bir zaman tevafuku beyinleri zorlar, ye’sin yerleşeceği yerde; “Vazgeçmiş olaydı aramaktan ne bulurdu? 

Elbet biri candan, biri canandan olurdu.” mısraları, mevsimin geçmediğini bağırmaktadır sanki. Güz tekrar bahara döner, hayalin bahçeleri yeniden açmaya başlar…

Ateşe su Leyla…

Sample picture

Filiz GÜL

 

AH ME T

 

  Teşekkürler yaren su

e43gfyt65.gif picture by MarjuskaAKDENİZ RÜZGÂRINIe43gfyt65.gif picture by Marjuska

DİNLİYORUM…!

Elimde bir fincan çay
Sahilde oturmuş
 Akdeniz Rüzgârını dinliyorum
Ve
Ağlarda
Çırpınan balıkları
İzliyorum

 e43gfyt65.gif picture by Marjuska

Bir yaprak düştü
Yere
Rüzgâr kulağıma fısıldıyor
“Ağlıyor dinle
Ayrılık acısı çekiyor
Yaşam bu işte
Bir var bir yok oyunu”

e43gfyt65.gif picture by Marjuska
Bende
Kitaplarca
Yıllarımı serdim önüme
Acısıyla
Tatlısıyla
Ve
Sevinciyle

e43gfyt65.gif picture by Marjuska

Of be çılgın Akdeniz  Rüzgârı

Dalgaları getirme üstüme
Anladık işte
Sonbahar
Sonbahar
Vakit tamam deyip duruyorsun

 
 e43gfyt65.gif picture by Marjuska

Kapıldım Akdeniz  rüzgârına,
Savruluyorum baksana.
Kuruyan yapraklar gibi,
Bir o yana, bir bu yana.

e43gfyt65.gif picture by Marjuska

Akdeniz  rüzgârı hızlı eser,
Ayağını yerden keser.
Direnirsen pişman eder,
Hayatını zindan eder.

e43gfyt65.gif picture by Marjuska
Kapat sen de gözlerini,
Dinle rüzgârın sesini.
Hisset sıcak nefesini,
Rüzgâr okşasın tenini.

e43gfyt65.gif picture by Marjuska

Ama
Ben
Güneşi batırmadan denize
Bir çay daha içmek istiyorum
Beni rahat bırak

Hoşçakal...

e43gfyt65.gif picture by Marjuskae43gfyt65.gif picture by Marjuska

Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™

Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

January 12

Aşk diyorlarsa inanma... Saygı , paylaşım ve muhabet varsa Sevgiye inan...

 

 

Bana aşkı anlatma,  Lâlelidir benim aşkım…

Bana sevdadan bahset…

Gönümde oluşan yarayı sor…

Sevdamda yâren var… Yârende yâr…

 Bakışlarıdır yakar…

 Us eder gönül sevdaya esir…

 Allah aşkıdır...

Ruhu yakar...

Cesedin sevdası Leyla’ya yanar...
Aşk derler gözde sürme sözde yalan...
Allah aşkıdır özde olan...
Sevdadır bülbülün, gülüne şakıması...
Gülde sevginin yansıması...

 

Kaç gönül vardır sevdaya esir…

Fani hayatta dair bir muhabbet aşkım derler peşinde koşarlar…

Adına şiirler yazarlar…

Yârin adı yârenin adı geçer...

Kelimelerden bir demet kır çiçeği fezaya dahi çıkarlar…

Uçuk bir hayal âlemine yaşarlar…

Uğruna baş koyarlar candan dahi vazgeçerler…

Aşk ulaşılmayanadır…

Kardelen Hercai aşkı yoruma açık…

Aşk derlerse adına…

Bir yuva kurarlar aile saadeti…

Yoksun ise sevgi muhabbet sonu adliye koridoru…

Evliliğin artısı eksisi bir taraf hep alttan alır dengeyi sağlar…

Fikri uyuşmazlık var oluşu hır gürlü bir muhabbet…

Hep göz dışarıda bir noksanlığı tamamlamak için bir şeyler arar 

oysaki dengeler tam kontrollü olsa ne hır gür nede göz dışarıda olur

Sevgi muhabbet özünde kıskandıracak bir aile saadeti devam eder

 

 

Kadın_Toprak

 

Çocuk _Tohum

 

Sevgi_Su

 

Erkek _Güneş

   

Lâle âşkı dilime düştü lâl oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…

 

Nazenin tene bakışımdır Leyla
Ruhum Lâle der cesedim sevda
Sevgi sıcak bir zehir içime akarda yakar
Mecnunum ahım’dır gönle us eder…

*Lâle: Allah aşkı(Beyaz) _  Sevda: kişiye duyulan sevgi(Siyah )

a.f.g.

 

(orjinaj)

 

 

 

 

a.f.g.

 

KÜLTİRLİ AŞK YAŞİYAH
 Bişeyler Öğrenmişem.Gel Değişik Sevah.
Sen Beni Sev ,Ben Seni... Sevdayi Yaşiyah.
Sen Bene Sevdalan Yan,Ben De Sene,
Klasik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Ya Da Senin Haberin Olmasın,
Ben Seni Arhadan Arhaya Sevim.
Platonik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Sevdadan Oturah Yiyah,İçah.
İkimizde Tombul Olah.
Tombulik Aşk Olursa Oni Da Yaşiyah.
İsdirsen Sevdandan Kendimi Kesim.
Müzikler Dinliyim Doğriyim,Biçim.
Psikopatik Aşk Varsa Oni Yaşiyah.
Hele Bah.Ben Kerem Olim Sen Asli.
Sonumuz Onlar Gibi Bitsin Yasli.
Nostaljik Aşk Neyise Oni Yaşiyah.
Kibarlaşah.Tankolar Gibi Sevah.
Çoh İnce Olah.Ele Dolanah.
Tankoli Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Yalani Bırahah Hep Doğri Diyah.
Berabar Oturah,Berabar Gahah.
Elele Dizdiz,Gözgöze Bulunah.
Realist Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Tarlalara Bahcalara Düşah,
Elele Dutuşip Türki Söyliyah.
Romantik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Pisigi,Gudigi Sen Diye Sevim,
Sen De Horozi Culuği Ben Diye Sev.
Sembolik Aşk Da Varsa Onida Yaşiyah.
Gel Elele Verah.Gendimizi Elektirige Gapdırah.
Zangır Zıngır Titriyah.Ama Ölmiyah.
Elektronik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Ahorlarda Merek Ve Komlarda Buluşah.
Tezek Galahlarının Altında Sinah.
Otantik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Aman... Bırah Onlari.Beni Sevirmisen?
Ben Seni Hegget Sevirem.Ele Şeylari Bırahah.
Adam Gibi Sevah,Adam Gibi Yaşiyah

 
Zinnur Tiryaki

  (alıntı)

 

 

Sample picture

  Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™

a.f.g.

landschaft

Aynalar, bakmayın yüzüme dik, dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur, mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.

  Necip Fazıl Kısakürek

  (alıntı)

tee

 

 

a.f.g.

SİYAH DÜNYA

Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,
Mavilere alışık değilim ben.
Yıllar var ki siyah bir yalnızlık büyür şiirlerimde.
Her şeyim karadır benim, kaderim gibi.
Kaç mevsim ki, zifir bir gece uzar gider;
Hiç sabah olmaz gözlerimde...

Bana gülüşlerini gönderme mektuplarında can,
Yıllar var ki, bu kalem sevinçleri hiç yazmadı.
Gamzelerini anlatamam kırık dökük mısralarımda,
Dertle bütünledim ben kendimi söylemiştim.
Ne zaman gülmeye kalksam biraz buruksu,
Tebessümler en ufak olur dudaklarımda...

Bana sevilerini gönderme mektuplarında can ,
Sevmeyi unutmuşum kaç zamandır beceremem.
Bir sevda yorgunuyum ben ezik şarkılarda,
Işıl, Işıl caddelerde gece yarısıyım.
Ne zaman mavilere sarsam kendimi kırık bir hevesle,
Geç kalmışlığım çıkar hep karşıma...

Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,
Göndereceksen bari saçlarını gönder.
Siyahlara aşinayım, yıllardır, söylemiştim.
Her şeyim karadır, benim, gözlerim gibi
Siyahlardan bir dünya kurmuşum kendime
Çiçeklerim siyahtır, siyahtır şiirlerim...

 

Hüseyin Nihal ATSIZ

(alıntı) 

 

 

a.f.g.

Image Hosted by ImageShack.us   Image Hosted by ImageShack.us 

SEVGİ AĞACI

Bir zamanlar, uçsuz bucaksız bir kum çölünün ortasında, yemyeşil yapraklarıyla dibine gölge ve serinlik veren bir ağaç varmış. Çölün kavurucu ve acımasız sıcağı, kumları kızdırır ama bu ağacın yeşil yapraklarını kurutamazmış. Kızgın güneş ne yaparsa yapsın, yapraklar hep yeşil ve parlak olurmuş. Güneşin sıcağından bunalıp kaçan tüm hayvanlar, bu ağacın gölgesinde dinlenir, esen rüzgârın tüylerini okşayışına kendilerini kaptırıp, uyuklarmışlar kaygısızca. Ağacın dalları arasına yuva yapmış olan kuşlar, yaprakların gölgesinde güneşten korunup, kanat çırparak daldan dala uçuşur, şarkılar söylermişler mutluluk içinde.

Çölün ortasında, kızgın kumlarla çevrili bu ağacın nasıl beslendiğini mi merak ediyorsunuz? Söyleyeyim: Sevgi ve mutlulukla beslenirmiş bu ağaç. Diğer ağaçlar gibi topraktaki suyu ve besinleri çölde bulamadığı için, sevgi ve mutluluktan sağlarmış gereksinimini. Bu ağacın sevgiden oluşan besini, diğer tüm ağaçlardan ayrı bir özellik katarmış ona. Yaprakları daha canlı, gölgesi daha serin, gövdesi daha güçlüymüş. Ona "Sevgi Ağacı" derlermiş.

Gölgesinde barınan hayvanların sevgisi, dallarında ötüşen kuşların neşesi, ağacı sevindirirmiş. Bu uçsuz bucaksız çölde işe yaradığını anlayıp, daha çok sevgi ve mutluluk yaymak için yaşarmış. Güneş bile, o kavurucu sıcağını tüm çöle yayan, suyu buharlaştıran, toprağı kurutan acımasız güneş bile, ona sevgiyle eğilir, ışınlarını ağacın üstüne yansıtmamaya çalışırmış. Ağaç, dibindeki hayvanların sevgisi çoğaldıkça büyür, büyüdükçe dallarını açar, yapraklarını kabartır, daha çok gölge yapmaya çalışırmış. Rüzgâr da onu pek severmiş. Çölde köşe bucak dolaşıp, kumları öfkeyle bir yerden ötekine savurup duran rüzgâr bile, ağacın çevresine gelince yumuşar, gölgesinde uyuklayan hayvanları serinletmeye çalışırmış. Hafif, hafif estikçe, ağaç da yapraklarını sallar, çöl sıcağını uzaklaştırırlarmış el birliğiyle.

Çöl ortasındaki Sevgi Ağacı, gölgesinde yaşayan hayvanların sevgi ve mutluluğuyla beslenip büyürken, gölgesindeki hayvanları da mutlulukla doyururmuş. Ağacın gölgesinde kediyle fare kucak kucağa uyurken, köpekler kedilerin tüylerini yalarmış. Ağacın gölgesi büyüdükçe, altında daha çok hayvan barınır olmuş. Ağacın yaprakları büyüdükçe kalp biçimini alıyor, sevgiyle çarpıyormuş "pıt, pıt" diye.

Bir gün, tüm havyanlar Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluk içinde yaşayıp giderken, uzaktan bir tilkinin kumlar üzerinde sürünerek ağaca doğru geldiğini görmüşler. Hepsi birden el etmişler tilkiye, "Çabuk yürüsün, ağacın gölgesine sığınsın" diye. Tilki tam ağaca yaklaşacağı sırada, sıcak çöl güneşi onun tüm gücünü emivermiş. Zavallı tilki, bitkin bir durumda kumlar üzerinde serilip kalmış boylu boyunca. Hemen üç küçük çöl faresi, kumların arasında yuvarlana, yuvarlana, ölmek üzere olan tilkiye koşmuşlar. Kuyruğundan ve ayaklarından çekiştire, çekiştire, ağacın gölgesine taşımışlar onu bin bir güçlükle.

Tilki kendinden geçmiş bir durumda, ağacın gölgesinde hareketsiz yatarken, tüm hayvanlar sevinç çığlıkları atmışlar: "Yaşasın tilkicik kurtuldu" diye. Hepsi de Sevgi Ağacı'nın gölgesinin tilkiyi iyi edeceğini, bitkin ve baygın yatan tilkinin bir süre sonra kendine geleceğini biliyorlarmış. Sevgi Ağacı, çevresindeki hayvanların düşündüklerini doğrularcasına, kalp biçimindeki yapraklarını eğmiş tilkinin üzerine. Dallarını ve yapraklarını sallamış, serinletmiş sıcaktan bitkin düşen tilkiyi. Sonra rüzgâr yardıma gelmiş. En yumuşak okşayışıyla serin, serin üflemiş tüylerini. Diğer hayvanlar sevinç gösterisini sürdürmüşler, "Ağaç daha çok beslensin, tilkiyi kurtarsın" diye. Kuşlar cıvıl, cıvıl ötüşmüşler, "Yapraklara renk gelsin, pıt, pıt kalp gibi çarpsın" diye.

Sevgi ve mutluluk ilacını alan tilki, yavaş, yavaş kendine gelmeye başlamış. Önce soluk almış derinden. Ciğerlerine sevgi ve mutluluğu çekmiş bir nefeste. Kanı ısınmış. Kuyruğunu sallamış mutlulukla. Ayaklarını oynatmış yavaşça. Kendine gelip gözlerini açınca, çevresinde oynaşan, mutluluk çığlıkları atan havanlara bakmış gülümseyerek. Sevgi Ağacı onu iyileştirip, eski gücüne yeniden kavuşunca, kendine gelmiş ve birden ayağa kalkmış. Şöyle bir gerindikten sonra silkinmiş. Tüylerine yapışmış çöl kumlarını temizlemiş daha güzel görünmek ve rahatlamak için. Kumlardan arındıktan, Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluğu kana, kana içip, kendine geldikten sonra, tüm hayvanlara teşekkür etmiş, yardımlarını esirgemeyip, kendisini hayata döndürdükleri için.

Ama tilki bu rahat durur mu? Hayvanların arasında dolaştıkça sinsi, sinsi, birinden aldığını diğerine, bire bin yalan katıp, aktarmaya başlamış. Hayvancıklar eskisi gibi birbirlerini sevgiyle okşayacaklarına, birbirlerine hırlamaya başlamışlar. Dişlerini gösterip, bir diğerini kovalamışlar düşmanca. Onların birbirlerine kızıp hırlamaları tilkiyi pek sevindirmiş. Sinsice gülmüş: "Yaşasın, aralarındaki dostluğu yıktım" diye. Dostluk ve sevgi yıkılıp, hayvanlar birbirlerine düşünce, birlikteliklerinden doğan güçleri kalmayacak, tilki de bir yolunu bulup, tek, tek tuzağa düşürüp yiyecekmiş hayvanları. Kurgusunu sinsice uygularken düşünememiş Sevgi Ağacı'na zarar verdiğini. Hayvanların birbirlerine olan sevgisi ve güveni azalınca, ağaç beslenemez olmuş. Önce yaprakları küçülmüş, mutluluk suyunu içemediği için. Sonra güneşin yakıcı ışınlarına engel olamamış. Küçülen yaprakların arasından sızan ışınlar, gölgesini azaltmış. Barış yok olmuş. Barışın yerini korku ve kuşku almış. Kuşlar dallar arasında kaçışıp durmuşlar, tilkinin tuzağından kurtulmak için. İçlerine bir korkudur girmiş. Korkan kuş ötebilir mi? Susmuşlar hepsi de. Sevgi olmayınca güçsüz kalan ağacın dalları zayıflamış, yaprakları dökülmüş süzülerek. Rüzgâr da yardım edemez olmuş ağaca. Sıcak kumlar üflemiş gölgesine. Tüm hayvanlar, kum fırtınalarından korunmak için kovuklara sinmişler, birbirlerinden uzak. Kaçışan, kovalanan hayvanlar varmış ağacın tükenmek üzere olan gölgesinde...

Bu duygusal yıkımı gören üç küçük fare bir kenara çekilip, aralarında bir plan yapmışlar; Diğer hayvanlar görmeden, kimse ne yapmak istediklerini bilmeden, tilki duymadan. Bir gün tilki sıcakta uyuklarken miskin, miskin, yanına yaklaşmışlar sessizce. Zayıflamış gölgeden sürükleyerek, kızgın çöl kumunun üzerine taşımışlar tilkiyi uyandırmadan. Sıcak çöl güneşi durur mu? Hemen atılmış tilkinin üzerine. Daha önce yarım kalan işini bitirmiş. Almış tilkinin tüm gücünü. Sıcak çöl güneşi tilkinin gücüyle doyarken, üç küçük fare, zayıflamış gölgenin altında duran diğer hayvanlara seslenmişler. Aralarındaki kavgaya son vermelerini, yoksa sevgi ağacının tümüyle güçsüz kalacağını, kendi sonlarının da tilkininkinden pek farklı olmayacağını anlatmışlar dilleri döndüğünce. Önce hayvanlar homurdanmış ve farelerin sözlerine kulak asmak istememişler, ama her an gücü tükenen Sevgi Ağacı'nın acı dolu yakarışları ve ağlayarak dökülen yapraklarını görünce çaresiz boyun eğmişler söylenenlere. Birbirlerine sarılıp özür dilemişler. Eskisi gibi barış, sevgi ve mutluluk içinde yaşamak istediklerini dile getirmişler ağlayarak. Utanç gözyaşları oluk, oluk aktıkça, birbirlerine duydukları kini temizlemiş kalplerinden. Sonra, kıpır, kıpır çarpıntılarla sevgi yeniden filizlenmiş. Çiçekler açmaya başlamış kalplerde. Gülmüşler olanlara, kurnaz tilkinin yaptıklarını düşünüp. Kuşlar da ötmeye başlamışlar mutluluğu müjdeleyerek. Aralarındaki sevgi yeniden yeşerince, Sevgi Ağacı da susadığı mutluluktan içmiş kana, kana. Böylece Sevgi Ağacı yeniden canlanıp büyümeye başlamış. Hem de eskisinden daha güçlü ve daha görkemli olmuş...

—Yaşamları eski günleri aratmayıp daha da iyi olunca, tüm hayvanlar bir araya gelmişler. Bir tanecik Sevgi Ağacı'nı korumak istemişler. Onu her yere yaymak için kuşlar görevlendirilmiş. Kuşlar sevgi ağacının tohumlarını uçurup, her gittikleri yere dikeceklermiş. Böylece, Sevgi Ağacı bir yerde solup, yok olmaya yüz tutsa da, bir başka yerde büyümeye devam edebilecekmiş. Sevgi Ağacı'nı olası tehlikelerden uzak tutmak ve onu daha güvenle büyütmek için, görünmez yapmaya karar vermişler. Kuşlar, görünmeyen Sevgi Ağacı tohumlarını, dünyanın her yerine yaymışlar.

Zamanla her yerde Sevgi Ağaç'ları büyümüş, kocaman yaprakları, upuzun dallarıyla birbirlerini kucaklamışlar, "Tüm sevgiler ve mutluluklar birleşsin, birbirlerinin gücüne güç katsın" diye.


 Image Hosted by ImageShack.us 

 

Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™ 

a.f.g.

  

AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR

     Bundan çok uzun yıllar önce dünyada yaratılmadan , insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez halde dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın bir şekilde otururlarken, ''SAFLIK'' ortaya bir fikir atmış NEDEN SAKLAMBAÇ OYNAMIYORUZ? orda bulunan herkeste bu fikre sıcak bakmış ÇILGINLIK çılgın olduğun için bağırarak ortaya atılmış - Ben ebe olmak istiyorum. ben ebe olmak istiyorum... oradakilerin hiç biri çılgınlık kadar atak olmadığı için oldukları yerde kalakalmışlar.

         ÇILGINLIK bir ağaca yaslanmış ve başlamış saymaya - bir iki üç... ÇILGINLIK saymaya başladıktan sonra iyi huylar ve kötü huylar saklanacak yerler aramaya başlamışlar. ŞEFKAT ayın boynuzunu asılmış. İHANET çöp yığınlarının içine girmiş SEVGİ bulutların arasına kıvrılmış YALAN bir taşın altına saklanacağını söylemiş ancak yine herkesi kandırıp gölün dibine saklanmış. TUTKU dünyanın merkezine girmiş PARA HIRSI bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış ve ÇILGINLIK sayamaya devam etmiş -yetmiş dokuz seksen seksenbir...

           AŞK ın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar saklanmışlar AŞK kararsız olduğun için bir türlü saklanacağını bilemiyormuş ÇILGINLIK doksan yediye gelmiş -doksan sekiz doksan dokuz ve yüz' e vardığında aşk sıçrayıp etraftaki güllerin arasına girmiş ve oraya saklanmış ÇILGINLIK bağırmış sağım solum sobe saklanmayan ebe demiş... arkasına döndüğünde ilk önce TEMBELİĞİ görmüş. TEMBELİK ayaktaymıs çünkü saklanacak enerjisi yokmuş ÇILGINLIK sonra ŞEFKATİ ayın boynuzunda görmüş ve İHANETİ çöplerin arasında,SEVGİYİ bulutların arasında, YALANI gölün dibinde ve TUTKUYU dünyanın merkezinde bulmuş sadece biri hariç herkes yavaş yavaş geriye dönmeye başlamış.

        ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış HASET son saklanan bulunamadığı için haset duyarak, ÇILGINLIĞIN kulağına fısıldamış. -AŞK ı bulamıyorsun ama o güllerin arasında saklanıyor.... ÇILGINLIK çatal şeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına sopayı çılgınca saplamış, saplamış,saplamış... ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar... haykırıştan sonra AŞK elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş ÇILGINLIK , AŞKI bulmak için heyecandan aşkın gözlerini kör etmiş. -ne yaptım ben seni kör ettim. Ne yapa bilirim... AŞK cevap vermiş -gözlerimi geri veremezsin ama istersen bana kılavuzluk yapabilirsin... Ve o günden beri AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR VE HER ZAMAN ÇILGINLIK YANINDADIR!!

    

AŞKIM YADİGAR KALACAK SANA

        Yüreğim ne dediyse onu dinledim ben. Kimi işaret ettiyse ona yöneldim. Şimdi sen diyor da başka bir şey demiyor. Ansızın bastıran bir yağmura hazırlıksız yakalanır ya insan, işte öyle ıslattı beni aşkın. Seni bekledim ben. Yüreğimdeki heyecanı, gözlerimdeki yeşili, dudaklarımdaki ateşi, ellerimdeki titremeyi, küçük dokunuşları sana sakladım.

        Ne sen beni bilirdin ne ben seni ama, bir yerlerdeydin ve mutlaka gelecektin. Ve bir gün çıktın karşıma. İşte o gün sevdaya dair nekadar tortu varsa içimde eridi gitti. Çocuk oldum yeniden. Hani bıraksan yemyeşil bir kırda bağıra çağıra şarkı söyleyip koşarım. Seni bulmanın coskusunu hiç bitmeyecek bir enerjiyle yaşarım. Seninle yep yeni bir hayatın başladığını biliyorum. O hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şey sensin.

        Bilirim, bu şarkı korkutur bazen insanı. Neler oluyor diye sormadan bir duygu selinin içinde bulursun kendini. Ama zaten aşk öyle bir şey değilmidir? Sorarsan planlarsan onun adına aşk denir mi? Bırak kendini bırak ki aşkınbüyüsü sarsın seni. Kendini o eşsiz duyguların ferahlığına bırak. Tut elimi birlikte çıkalım bu yolculuğa. Yarınsız zamanların iki yolcusu olalım. Kaygısızca yaşayalım aşkı, eriyelim birbirimizde. Yüreklerimiz birbirimiz için atsın, soluklarımız birbirine karışsın. Tutkunun alevleri dalga dalga sararken bedenlerimizi.

         Gidersen... Gözümdeki son parıltıyı da alır götürürsün. Bir zemherenin ortasında titrerken bırakırsın beni. Ama merak etme ayakta kalırım ben. Tıpkı fırtınaların boynunu eğip yıkamadığı kavak ağacları gibi. Senden bana yadigar kalan her anıyı bir kez daha bir kez daha yaşarım. Aşkım da benden yadigar kalır sana..

                    


AYRILIĞIN İLANI

      Gidiyor musun diye sorma bana. Gönderen sensin. Ne terk etmeyi istedim seni, ne de daha yaşamadığımız bu aşkın toprağa gömmeyi. Senin kadar öfkeliyim bende senin kadar endişeli... Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana, ama inandıramadım seni. Sen sorgularken beni kafanda ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Bir tek sözün bağlardı beni sana, oysa sen hep susmanın koynunda...

        Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku teslim alır bedenleri de. Sütten çıkmış ak kaşık değildim ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza. O dünya ki bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi. Nasıl da güzeldi... Zaten varsın diye her şey güzeldi ama sen buna inanmadın. Ah bu sorular. Yaşamak varken sevdayı delice, niye boğarız sorunlarla? Nasıl ikna edebilirdim seni? Ben aşk dedikçe sen dur dedin. Ben seninleyim dedikçe sen hayır dedin. Zaten az konuşan sen olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya. Ben bir şey diyemedim.

        Ne kadar zarar vermişim sana meğer... Nasıl değiştirmişim seni. Oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi olduğundan farklı bir hala getirmek istemem. Ama öyle oldu işte. Demek ki gitmelerin zamanı şimdi. Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı. Ne sevişmelerimiz kalır aklında ne sevda sözlerimiz. Rahat değilim diyordun ya rahat ol artık. Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı. Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan...

        Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma ki bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım. Sanma ki benden sakladığın gülüşleri yalancı yüzlerde ararım. Seni de götürürüm yüreğimde. Yokluğunu taşırım. Bulup bulup kaybettim seni. Ne yazık ki yoz-duman edemedim kuşkularını, ne yazık ki kalamadın bana. Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

"http://www.wallpapergate.com/phpthumb/phpThumb.php?src=../data/media/1285/beautiful_rose3.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

 

+
  

SEVİLDİĞİNİ BİL YETER

 

Sonu olmayan bir deniz olsan bile
Küçük bir umut, bir serap olup görünsen gözüme
Seninle olmak için kürek çekerim günlerce

Umutsuz yaşanmıyormuş ama.
Umuda dalıp ta ölüp gidiyor bazen insan
Benim için çok kolay ölmek.
Yüzünü görmediğimi, sesini duymadığım,
Varlığını hissetmediğim her gün ben bir ölüyüm çünkü.

Unuttuğum bir hikâyesin belki.
Belki bir şehrin arka sokağında
Bir şairin dizelerindesin belki.
Belki de bir şarkının içinde ismin.
Ama kim tarafından söyleniyorsun onu bilmiyorum.
Bilmiyorum

Tek bildiğim seni çok sevdiğim.
…Sen
Sen sonsuza dek sevildiğini bil yeter.

 

...Yılmaz Keskin...

 


 
December 31

Yüreğim kan ağlıyor

 

"ZALİM KARŞISINDA SUSAN
DİLSİZ ŞEYTANDIR"
Hz.MUHAMMED (SAV)
 

  Zulüm        

              


 

    
 

 

 

Vurdular onu anne

Gözlerimin önünde

Vurdular onu anne

Oyun oynarken bahçede

Tanklar bomba attı bize

Kaçarken delicesine

Vurdular onu anne

Aldım elime silahımı

Taktım mermisi olan taşımı

Atam dedim atılmıyor

Bunlar hep üstüme geliyor

Vurdular beni anne

Şimdi ise yerde yatar

Cansız bedenim

Ben çocuktum

Ben küçüktüm

Kime ne ettim

Vurdular beni anne

Oğlun şehit anne

(alıntı)

FİLİSTİN resimleri

 

Image Hosted by ImageShack.us

  Hafif Acılar Konuşabilir AMA!... Derin Acılar Dilsizdir  

 Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

1RIm8VzmKt

 

Photobucket

myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

Önce 23 yaşındaki Filistinli Moh'd Saleh'i tutukluyorlar, Şu anda bunda yanlış bir şey yok gibi

israil1.jpg

2.Daha sonra Moh'd'un üzerinde bomba olma ihtimaline karşı onu hareket edemeyeceği şekilde yere yatırıyorlar. Hala anormal bir şey yok mu?

israil2.jpg

3- Onu hala yerde tutuyorlar ve ikinci bir Filistinliyi sorguluyorlar. Onu tamamen kontrol aldıkları ve duruma hakim oldukları görünüyor.

israil4.jpg

4- ( Bu yeterli değil mi? Şimdi üzerinde bomba olmadığına emin olmak (!) için elbiselerini çıkarıyorlar. Yerde neredeyse tamamen çıplak olduğundan tamamen silahsız ve tepkisiz, üzerinde bomba olduğuna dair hiç bir işaret yok. Peki İsrail gibi(!!!) insan haklarına saygılı, demokratik (!) bir ülke ne yapar ??? Onu tutuklar mı? )

israil5.jpg

(Sizler rahat evlerinizde oturuyorken bu katliamlar Filistin'de günlük hayatın bir parçası olmaya başladı. Şimdi en azından bu dosyayı herkese gönderin, özellikle Batılı tanıdıklarınız varsa onlardan başlayın ki onlar da Filistin'de neler olduğu hakkında fikir sahibi olabilsinler....)
BÜTÜN DÜNYA ASLINDA BU KATLİAMLARI BİLİYOR FAKAT KİMSE NEDEN SES ÇIKARMIYOR. DÜNYA DA BİR KÜRESELLEŞME, BİR SÖMÜRGECİLİK ADINA EMPERYALİST ÜLKELER BORULARINI ÖTTÜRÜYORLAR. 

 

 myspace layouts, myspace codes, glitter graphics 

 

 


 

 

*

Photo 1 of 15

 

Image Hosted by ImageShack.us  Image Hosted by ImageShack.us

img266/290/karahazerim8pdha6.gif

 ahmet.gif picture by selene_5

Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu

Nazenin tene bakışımdır Leyla... Ruhum Lâle der cesedim sevda...
Sevgi sıcak bir zehir içime akarda yakar... Mecnunum ahım’dır gönle us eder…

a.f.g.

*Lâle: Allah aşkı(Beyaz) Sevda: kişiye duyulan sevgi(Siyah )

                           

 

Image Hosted by ImageShack.us 

 Paslı bir yalnızlıktı avuçlarımda... Ardımda Bir Yürek Yükü rüzgâr...

Ne zaman sevmeye koyulsam, doğrulup çoğaldı ayrılıklar...

AKDENİZ RÜZGÂRI™ . kişisinin resmi 

 24vtp9s

 Photobucket            Photobucket

22492bdfc299930963279891.gif picture by gif

 

SEVGİDE ÖZGÜRLÜK

 

SAYGIDA MECBURİYET VARDIR

LÜTFEN SAYGIDA KUSUR ETMİYELİM

 

Bigsurf1.gif yatri picture by dcbinodreflets%20denuit

Image Hosted by ImageShack.us

   

Hamallık

a.f.g.

  

PhotobucketPhotobucket

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Yüreğimin Gözlerinde Sen Varsın
O kadar yürekten bakma bana
Zaten gökler bir ağıt armonisi
Rüzgârlar şaşırmış bir çağın bestesi
O kadar derinden bakma diyorum
Sabrın duvarlarını yıkar
Suç işlerim sonra
Kaderin cidarını zorlamaya
Ne senin hakkın
Ne benim hakkım var.

Kımıldamadan böyle ufka daldığımda
Ne güzel geceleri bu şehrin
Ne körfezin sessizliği
Dindiremiyor içimde başlayan fırtınayı
Ağlıyorum
Ağlıyorum öylesine ferahlıyorum bazen
Ve sen bırakıp gittiğin zaman beni
Deniz yeniden köpürüyor
Dalgalar sığmıyor yüreğime
Yüreğimin gözlerinde sen varsın..
 
 
 
 
 
 
 
 
 
.
20 hours ago

 

Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

Qualquer que seja a duração de nossa vida,ela é completa.

A sua utilidade não reside na quantidade de duração e sim no emprego que lhe damos.

Há quem tenha vivido muito e não tenha vivido...Há quem tenha vivido pouco mas tenha vivido muito.

Meditai sobre isso enquanto o podeis fazer,pois depende só de nós,e não do número de anos,que nos diz termos vivido o bastante.

Um Lindo Fim De Semana!

Beijinhos 1000

Mell

Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

Whatever the duration of our life,it is complete.
Their usefulness lies not in the amount of time in employment,but we give it.
Some have lived long and did not live...Some have experienced little but have lived too long.
Meditate on it while you can do,it depends on us,and not the number of years,that tells us we lived enough.
A beautiful weekend!
One thousand kisses
Mell

 

Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

Para ti com carinho,porque mereces.

For you with love,because they deserve it.

Image hébergée par Casimages.com : votre hébergeur d images simple et gratuit

3 days ago
cache shewrote:

SEN UZAKLARDAYKEN

Yıldızlardan aldığım beyazlarla.
Karanlığı tuval yapıp ayrılığı yok ettim.
Sen uzaklardayken
Ben şiirlerini okudum çatlamış fısıltılarla.
Bin kez dokundum yazamadıklarına
Anlamaya çalıştım anlatamadıklarını.

Sen uzaklardayken
Ben senli hayaller kurdum,
Kimsesiz çocuklardan çaldığım hayal tozları ile.
Yüzüne bakamadım ağlatırsın diye.

Sen uzaklardayken
Ben kaderimi parçaladım.
Yazgımızın değişmesini istedim.
Yaşanmış tüm günahları üstlenip ateşinle kavruldum.

Sen uzaklardayken
Ben göz yaşlarıma sevgimi gömdüm.
Dudaklarımdan çıkan her sözcükte hayat bulsun,
Yüreğime serpilsin diye.

Sen uzaklardayken
Ben mum ışığına resmini çizdim.
Mum gibi bu ayrılık erisin diye.
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
Sen uzaklardayken
Ben, beni bırakıp gittiğin yoldan hiç ayrılmadım.
Her giden otobüsün arkasından el sallayıp,
Her gelen otobüste inmeni bekledim...
Sen uzaklardayken .. Ben...

4 days ago
5 days ago
Moonlightwrote:
 
2v3n09t.gif picture by anima21 
 
6 days ago