••████AKDэηİZ я...'s profile••████®AKDэηİZ яÜZGÂяI™█...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
••████®AKDэηİZ яÜZGÂяI™████••"Rüzgâr ne kadar sert eserse essin kayadan alıp götüreceği tozdur." |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
BLOG LİSTEM
Mevlam Neylerse Güzel Eyler
Faydalı linkler
EVRİM ALDATMACASI FAYDALI BİLGİLER
SANAL DÜNYA GEZİ TURLARI VE LİNKLER
YAYIN LİSTESİ
GEREKLİ BİLGİLER
|
July 01 ÂŞK-I BEKAÂ.Ş.K...
![]() Gönül eteğimin suskun dervişi!
Müebbede mahkûm duamsın!
İstersen mürekkebinle dokunma cismime!
Aklımın bağlı ellerini çözen
==Ayın
=====Şın =======Kaf ِ عٍِ ِ ش ِ ق
Sağ elini uzat Hakkın bağına ==Ayın =====Şın
=======Kaf ِ عٍِ ِ ش ِ ق
K/af dağının ardında geçmişin sitemi ==Ayın ![]() Yokluğa açılan kapının ardında
Varlık fidanı duygu yaprağına hasret Şavkın vuruyor her gece göz pınarıma Sende kalan umudum ==Ayın
=====Şın =======Kaf ِ عٍِ ِ ش ِ ق ![]() Be’nin anlamını güçlendiren nokta(yı)m ==Ayın ِ عٍِ ِ ش ِ ق
Ten mumu erisin
Abı hayat varlığının resmi Boz bulanık kekre suyu temizleyen ==Ayın
=====Şın =======Kaf… ِ عٍِ ِ ش ِ ق ِ عٍِ ِ ش ِ ق ِ عٍِ ِ ش ِ ق
![]() Â.Ş.K...
ِ عٍِ ِ ش ِ ق
![]() HATTAT SUSTU DİVİT KONUŞTU...!
![]() Kimliksiz…. EHAD…
![]() CANAN… Hattat sustu divit konuştu… Nun düştü gölgeye usulca… Nerden geldin? Nereye gidiyorsun? dedi Neden geldin kainata? Neden sevdin ki? ![]() … Ağla gözlerim şimdi… Nisyan bendendir… ![]() UYAN…
Bir mim yanaştı nun’a kendinden emin.. Ben kim’im? Dedi; Kimin gölgesiyim? Kim olmaya geldim? Ne oldum? Ayn cevap verdi: Sen aynasın… Sen güneşin aksi.. Be düştü kor olmuş yüreğine; Hep nefis çıktı karşına; Ben sevdası aldı İçindeki sen’i… ![]() … Kime ne dedin, Kime ne? Aşılmaz duvar bendedir… Kime ne? ![]() … Kaybetti kef’i… Hattat hülyalara daldı… Nun gölge… İnsan dedi… Nisyan… ![]() … Sonra sustu… Sadece sustu… ![]() VE...GÖKTEN BİR NUN DÜŞTÜ, İYİ Kİ DÜŞTÜ...!
" Leyla " diyen yüreğin " Mevla " demedikçe vuslata eremezsin...!!
![]() SÜKÛT, HAYAL, MUHABBET…!
![]()
Ben sükûta göçmüşüm, sükût benim oylağım.
Ben hayale göçmüşüm, Hayal- arzularımı hakikate götüren Elimdeki bayrağım. Hayal gökte kanadım. Yerde çapan Kırat’ım, Denizdeyse yelkenim. Sükût- mabedim benim! Bıkmışım bu dünyanın hayli küylü sesinden Sanırım kurtarmışım yerin cazibesinden. Yerde her şey ölçülür, her şeyin bir haddi var. Yerde deryaların da öz cezri var, meddi var. Yerin kanunlarına baş eğmeyen hayalim ![]() Benim sonsuz Âşkımı sonsuzluğa taşıyor.
![]() Sükûtumla kol kola orda rahat yaşıyor
Bu hayatın şartı yok. Varla yokun dünyada benim için farkı yok. Kavuştuğum sükûtu ama işitirim ben İşittiğim bu sükût daha güçlü seslenir Dünyanın ses küyünden. Belki benim içimde çarpışan fikirlerin Gür sesidir bu sükût. Arzumun karşıdaki engellere vurduğu Darbesidir bu sükût. Hayal, sükût, muhabbet- şeref yolum, şan yolum Allah’ın dergâhına beni götüren yolum. Sükûtu anlamayan ebedi gaflettedir. Bir çerçeve içinde hangiyse bir haddedir. Sükûtun feryadını işitenler, duyanlar Sonsuz ibadettedir. (Bahtiyar Vahapzade)
![]() ![]() AKIL BAŞKA YÜREK BAŞKA…! ![]() Birbirine benzese de (Bahtiyar Vahapzade)
![]() ![]() NEY İNİLTİSİ ![]() Dinle Çünkü ; dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta görmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Dinle neyden duy neler söyler sana
Sızlanır hep ayrılıklardan yana Kestiler sazlık içinden der beni Dinler ağlar hem kadın hem er beni
DİNLE…!
Çünkü dinlemek, dokunmaktan, tatmaktan, koklamaktan hatta görmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Beş duyun ile elde ettiğin bilgilerin hepsinin doğruluğundan emin olamazsın. Algıladıklarını bilgi düzeyine yükseltebilmen için ayrıca çaba harcamak zorundasın. Bu çabanın en azı ve en verimlisi dinleyerek algıladıkların için olacaktır. Göz’ün kapağı vardır, kapanabilir; görevini yapabilmek için ışığa muhtaçtır. Ayrıca hem yön’le hem de açıyla sınırlıdır. Gözün algılayabileceği varlıklar da sınırlıdır. Sadece somut varlıkları, o da gerekli şartlar mevcutsa görebilirsin. Işık yoksa karanlıktaysan göremezsin. Ama duyabileceklerinde böyle sınırlar yoktur. Somut varlıklardan soyut varlıklara, bu âlemden, ledûnne, ahirete, melekûta, ilhama, işraka, hisse ve akla dair her türlü hadisenin, vakıanın, mefhum ve mânâ’nın bilgisine, bütün bunların ve en önemlisi ‘kendi’nin gerçeğine ancak dinleyerek ulaşabilirsin. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri dinleyenleri muhatap almıştır. Vahye mazhar olanların hepsi “dinleme” hassasına sahip olanlardandır. Duymak, işitmek yetmez; dinle. Öyle dinle ki, ses ve söz önce bilgi’ye sonra hikmet’e dönüşsün. Koyun kaval dinler gibi değil, ağaç topraktan, yaprak yağmurdan suyu çeker gibi dinle. Kulağın kapağı yok, açman gerekmez; aklını aç, kalbini aç, insafını aç ki dinlemiş olasın.
![]() ![]() GÖZYAŞLARIMIZ AYNI GÜLMELER Mİ FARKLI?
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Takvim sayfası 18 Temmuz akşamı gösterirken Akdeniz’in sahil kasabası Tömük’te yumuk ağlayan gözlerle siyah dünyaya merhaba dedim.2 yaş ve sonrası akılda kalan…Yaşama dair…Memur bir babanın bir düzinenin yarısı kardeşlerdik…Aslımız orta Asya buhara ya dayanmakta özgürlük sevdalısı göçerlerdi..
Babamın zorunlu şark hizmetinden dolayı doğunun tarihi şehri Mardin’e tayini çıkmıştı… İlköğretim hayatına 4,5 yaşında adım attım… İlkler zordur… Zorluk serüveni bu şekilde başladı… Zaza, Kürt, Arabî, Yezidisi, Süryanisi ebemkuşağı rengi kadar 7 millet vardı… Bu nedenle dil sorunumuz oldu... Çocuklar gibi şen şakrak oyunlar oynayamadık… Sıkıntılı geçen çocukluk evresi taki sevindirici bir haber babamın tayininin tekrar Akdeniz’in gariban doyuran vilayeti Adana’ya çıktığında hayat yeniden şekillenecekti... Gurbet elde yakının olmayışının zorluğu bir başka oluyordu…
Hani bir garibanı döverler ya ah arkam dermiş sormuşlar neden böyle dersin…
—Arkamda bir yakınım olsa beni kollardı belki yediğim dayağı yemezdim…
Bir kamyon sırtında uzun bir yolculuk sonrası çukurovaya geldik… Sanki burada güneş farklı doğuyordu. Göze aşiyan olan dağ yamacında doğup dağ sırtında batan güneş… Bulutların önünde doğup bulutların sırtında batmaktaydı… Gurbetin sıkıntısı bir nebze bitmiş ve yeni bir başlangıç ile okula burada devam edecektim… Konuşulanları anlayabilecek ve böylece dil sorunumda ortadan kalkmış olacaktı… Yeni arkadaşlıklar edinip yarım kalmış çocukluğumu yaşama fırsatım olacaktı… Olmadı…
Özürlü bir arkadaşla başladı ilk tanışmam birlikte işe bakacaktık… Erkek adam nasıl kazanırdı ekmeğini… Ayakkabı boyama işi ile başladı ilk zanaatımız… İşe birlikte çıkıyorduk fakat onun özürlü olması engel teşkil ettiği için ortaklığımız uzun sürmedi… Ve yalnız yola devam edecektim… Yeni birgün aylardan haziran, sabahı sırtımda boya sandığı adana otogarında işe başlangıç yapacaktım… Kalabalık bir mekân olduğu için burada işler iyi oluyordu… Her zamanki sabit ses tonum ile
-Boyalim abı
Nidası çınlatıyordu ortalığı… Bir kenarda gayri müstehcen konuşan bir adam
—Çocuk sen kime k…n
dedi ve ardı sıra suratımda patlayan tokat…
O gün ilk sınavımı veriyordum. Yüzüme inen tokat ile hayatın zorluğunu tatmış iş mesaisi başlamada bitmişti… Bir kenara sinip gözyaşlarını sebil ettim… Demek babam ekmek böyle zor kazanılıyor… Ve bu büyük bir hırs oldu… Ekmek sevdasına… Asla nankörlük etmiyecek ve düşküne kimsesize öksüze yetime yârdim edecek bir söz vermiştim. Bu söz ile erkek adamlığa adım attım…
Bir yandan okul hayatı bir yandan iş hayatı birliktelik içerisinde yürütüyordum… Ufak yaşta okula başlamanın ezikliği vardı… Hırpalanıyordum sevgi dedikleri duygu bazı vakit kaba bir şiddete dönüşüyor kırılıyordum… Zaman su gibi akıp gidiyordu ömür çarkında… Yeni bir gün yeni olaylar yeni öğrenmişliklerle karşımıza çıkıyordu… Dünümüz bugünümüze mukayese olmuyor her yeni bir günde bir şeyler öğreniyordum… Allahın lütfü sabır erdemini tattığıma binlerce şükür ediyordum…
İnsanoğlunun kaderi daha doğmadan yazılmış bir alın yazgısı idi… Günahlardan sevaplardan sorumlu idik... Yaradan bizlere sunduğu akıl sayesinde algılayabiliyor hissiyatla hayatı daha iyi görüp yaşadıklarımızı tadabiliyorduk… Bir isim konulmuştu ve onunda bir ağırlığı vardı… İsmin manasına uymalıydı yaşantım… Aşırı iyimserlik çoğu vakit sorun oldu… İyi niyetin bedeli şahsımda derin bir gedik açmıştı ve hala hayatımın hüznü diye tabir ettiğim gedik acı vermeye devam etmekte… Yinede sitem değil sadece şahsıma yaptığım bir ön eleştiri idi… Misli düşünüp bir konuşmak kendimi ve karşımdakini tartmak taktıkça ruhları daha iyi anlamaktı… Ruh tende bir emanet değil miydi? Sahibine emanete hıyanetlik etmeden en iyi şekilde iade etmekti…
Her uzattığım elden ziyade koldan oldum… İnsan gibi gözüken şeytani sıfatlar tanıma fırsatım oldu… Bukalemun gibi renk değiştiren suratlar kaçı kendini tartmıştır… İnsanoğlunun en büyük savaşı kendi nefsi değimliydi… Nefsine mağlup olan kişide maneviyat eksikliği olur o kişide hissiyat olmazdı… Yaradan inancı bütün kişilere eza cefa verir… Kulum bana asimi olacak mı? Diye… Bizki bu sıkıntılara sabır gösterip isyankâr olmadan mükâfatı alacaktık.
Çevre büyük bir faktör kişi hayatında… Çocukluk evresi kişinin hayatına yön vermesindeki en önemli öğeyi teşkil etmekte… Nasıl ki kaynaştığın kişi ile paylaştığın arkadaşlık ortamı nasıl ise kişi kişinin aynası ortamda aynaların yansıması… Üzüm üzüme baka, baka kararır güzel bir atasözü… Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim… Arkadaşın var mı? Diye sorduklarında arkadaşlık olmaz derdim… Arkadaşlık fani dünya gibi gelip geçici bir hevesti… Mum oldum içim, içim eridim… Can eridi ten eridi eridikçe eridi düşlerim… Dost buldum yaşanmışlıklarında bir pay düştü… Ya nasip dedik sebeplendik… Kötü günde bir olduk mutluluklarında ırak oldum… Katığımızı pay ettik… Baki dostluklara böylelikle temel attık…
Hayatta hoşnut kalmadığım konu yalan ve iftira idi… Kaç ocak söndürmüş kaç can yakmıştı… Laf kalabalığı konuşurlar… Sözlerin nereye varacağını bilmeden yapmadan yaptı derler… Sineği fil ederler… İki kişinin bildiği sır değildir… Oysaki sırdır… Bir başkasına SIR ifşa edilirse önce dilden dile yayılır yankısı kulağına geldiğinde anlarsın sır mahiyetinin dışına çıktığını… Ne insanlar gördüm üstünde elbisesi yok… Ne elbiseler gördüm içinde insanı yok… Manidar bir söz… Rabbim gıybet ve iftiradan bizleri korusun…
Mutluluk sevinç ne tasvir eder dediler… Şahsım adına düşeni hep yaşlı gözler gördüm… Acılarına ortak oldum dertlerine yaren oldum karınca kararınca faydam olmuş ise o vakit mutlu oldum… Derdi bize veren bizi yoktan var eden değimliydi… Asi olmak isyankâr ruha sahip olmak neyi değiştirecekti… Rızaya icap edip derman dileyecektik…
Sevgide özgürlük saygıda mecburiyet vardı… Kimi gülü sever kimi dikeni kimisi ise kır çiçeklerini… Yâr yârene sevdalı yârende yâre sevdalı… Aşk ulaşılmayana idi… Bendeki aşk lale idi… Ulaşılmayana ulaşmak isteğim lal olduğunda dilim varlığımı var oluşumu hatırlatana aşkım (ALLAH aşkı)beyaz idi… Siyahî dünya gibi sevdada geçici bir heves. Sevda yanan bir kor ateş iki tenin tene teması sıcak nefeslerin içe çekildiği… Aklın uçtuğu pembe düşlerin kurulduğu boş bakışlarla kaçamak maceraların yapıldığı... Flört aşkları… Şuur kaybı ile gerçek varlık tendeki canın bile hiç sayıldığı bir rüya idi… Ve uyandıklarında anlıyorlar boş bir heves olduğunu… Rabbim kadını ersiz erkeği eşsiz bırakmadı… Yalnızlık yaratana mahsus… Her canlının bir eşi vardı pay etsinler paylaşsınlar… Şu alamette az da olsa haz alsınlar Sınavın bir parçası afili düşler değildi gerçek paydalar… Sevgi muhabbet paylaşımlar özde olmalıydı… En güzel sevdalar uzun ömürlü böyle kalabilirdi… Günümüz koşullarında hepsi sözde yalan olmuş maddiyat ön plana çıkınca inandıkları aşk meşk hikâyeye dönüşür… Sevda türküleri yakarlar… Uğruna çıktıkları feza adını kazıdıkları sema bir anda talan olur… Son nokta… Hazin son adliye koridorları, kara toprak veya mahpus damları… Kaç gül geçti hayatımdan kokmaya soldurmaya kıyamadığım… Hepsi bir çiçekti kendi baharlarında açacak… Tatlı bir dildi onları uzaklara itişim… O elkızı ben ise eloğluydum… Fani gibi karanlık bir gelecek veremedikten sonra işlenmiş günahlar birde onun günahlarını eklemek etik düşmeyecekti… Velhasıl hakta hayırlısı dedim sevda kapısına kilit vurdum…
Kalabalık bir caddede şahsıma çarpan insana hitaben
–Pardon
Karşısında aldığım yanıt
–Pardonlar dağa çıktı
Bir kusur sonrası
–Özür dilerim
Yanıt
–Tükür yala
Özür dilerim kelimesini lügatten çıkardım…
—Efendim
Saygı babında
—Ben sahibin miyim de efendim dersin
Yanıtını aldım… Ben diyemedim bencilik ederim diye ne dediysem insanları hoşnut edemedim…
İnsan buhrana düşmeye görsün… O vakit şeytanın kölesidir… Nefse mağlup olur… Bir akıl hocası çıkar… İyisi ise al başına taç yap kötüsü ise vay haline… Esrarı hapı içkiyi gördüm… Gecenin bir yarısı ıssız sokaklar zaptiye, çöp karıştıran kedi, köpek birde ayyaş takımı… Birde nara atarlar mı faninin tek hâkimi onlarmış gibi… Sorsan derler ki;
—Sorunun var ondan içtim…
—Sorunun var ise içeceksin kafayı güzelleştireceksin kuş gibi uçar sorunlardan eser kalmaz…
Kocaman bir YALAN… Akşamında uyuşuk bir şuur, sabahında şiddetli bir baş ağrısı sorunlar olduğu gibi yerli yerinde eklenen baş ağrısından kurtulma derdi doğar… İnancı bütün kişi bu gibi boş şeylere karnı tok olmalı… Derdi veren derdi alanda yaradan ona bağlanıp ondan af dilemeli sorunun özüne inerek olduğu yerde bitirmelidir… Sorunlardan kaçış kişinin kendini aldatmacasıdır…
Bir dost derki 1996 senesinde bilim adamları insanın hayatına değer biçmiş… Tamı tamına 175.-milyar imiş inandınız mı? İnsana değer biçmek o kadar kolay mı? Altına sarraf değer biçer insanoğlunun değerini de onu varlığını veren yoktan var eden biçebilirdi… Şahsi fikrime göre insanın değeri paha biçilemezdi…
Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete… Dünya fani bir handı bizler ise yolcu… Muhakkak ki yollar engebeli taşlı dikenli olacaktı… Düşe kalka bir yanımız kanayacaktı… Kan ılık, ılık aktıkça hayat bir daha anlam kazanacaktı… Aldığımız nefesin değerini daha iyi anlayacaktık…
Para dil belletir asfalt yol belletir… Yürüdükçe yeni yolar çıkacaktı… Para ise sağlık sıhhat olduktan sonra kolay bulunandı… Evliya bir zat ne güzel demiş… Evlatlarım para gerek kasamıza kesemize kalbimize sokmayalım… Kalpten uzak tutalım… Yeniçağda tam tersi madde bağımlısı yüzler olmazsa olmazları olmuş para… Bir tavuk 21 günde bir delikanlı 21 senede yetişir… Sırf para için 21 sene bir anda linç edilir… Akıl ayrı dil ayrı yürek ayrı telden çalar olmuş… Bize düşen rabbim ıslah etsin…
Üç unsur şahsımı mutlu etti… Bebekler doğa ve hayvanlar… Üç unsurdan zarar görmedim… Onlarla iç içe olduğumda huzur mutluluk sevinç ayrı bir haz aldım tarifi güç… Ne vakit hüzünlü oldum… Mavi dalgaların esen rüzgârına attım… Güneşin yakamozu ile başlayan gün esen rüzgârın tene değişi, martı çığlıkları, balıkların dansı akşamın ayın şavkını düşüşü ile suya son buluyordu…
Hayatın anlamı lügatte telaffuzu kolay bir kelime oysaki hayat yükü omuzlara düşünce anlıyorsun telaffuzu kolay kelimenin zorluğunu… Hayatı anlatmak bir kelime ile veya bir sayfa karalamakla bitse… Her türlü olumsuzluğa rağmen sabır ederek üstesinden gelinecek… Seveceğiz sevdireceğiz mutluluğu tadacağız ve tattıracağız… Hayatın anlamını idrak ederek yaşantımızı idame ettireceğiz… Dünü yaşadık bugünü yaşıyoruz… Yaşanılanlardan pay çıkarıp yarılara yön vereceğiz… Hayata dair ne varsa tüm güzellikleriyle sizin olsun dost olun, baki dostluklarla kalın…
|
HENGÂME

Sabırdı en büyük erdemim
Gök kuşağının yedi rengi siyah benim
Vuslata ermedikçe titrer tenim
Semada çığlık atar yarasalar
Katran karası gecede ıslık çalar baykuşlar
Baki sonsuzluğu somuruyor gayri nefesim
Dar kafesinde sükûta ayak uydurur sinem
Aynalarda gülüşen kirli yüzler
Âşk şarabı tebessümümü süsler
İniş çıkışlı bir hengâme
Dermanı yoksa derde ne çare
Nihayetinde tren kalkar, varacağı yer son durak
Emanetin sahibi Hak, ineceğin yer kara toprak…
Ahmet F. GÜVENÇ
-Orijinal Afg-

ÂŞK'A DAİR...!

Âşka susayan gonca gül
Feryadımda âşka dair indirdiğim nağmeler
Halime güldü geceye yansıyan gölgeler
Hayalini konuştuğum suskun duvar
Ney iniltisinde âşk şarabı sunar
Rüzgârın sırtında taşıdığım umut
Ayın şavkı düştüğünde kalan sükût
Sevdaya dair kapandı mabedim
Tek hece kaldı dilimde benim
Hali şikâyet eden bedbaht şair
Ahmet F. GÜVENÇ
-Orijinal Afg-

VURGUN...!

Katran karası gecede kan kusturursun
Ruhumu dinlendirdiğim derya
Sükûtumda dalgalarınla sineme vurursun."
Ahmet F. GÜVENÇ
-Orijinal Afg-
-Orijinal Afg-
''Dilimde sitem değil yaşanmışlıkların izleri
Kirli sakal sahte tebessüm ile gözler donuk
Asi gururun çirkin yüzüyüm
Bırak kendi haline dönsün dünya
Elemlerim suskunluğun zikrinde
Taş başlı toprak döşeğim
Kırkayaklar çıyanlar yoldaşım
Aldığım her nefes haram olmuş
Hakkını veremediğim emaneten ötürü…!''

''Çöl iklimi gecenin sabahında
Kavruk toprağın bağrında
Gül goncası suya hasret
Rahmetin nur damlasını
Nefes, nefes çekse içine
Gül cemresi yangınları
Ab-ı hayat katreleriyle
Nihayete erer mi?
Ahuzarı ile âlem titrer
Rüzgârın her dokunuşu ile
Çözülür düşleri
Tebessüm düşer gül yanağa
Solgun can renk bulur
Vuslat ateşi
Deryayı Rahmette son bulur…!''
''Bir yanımda düşük baş
Sineme bastığım taş
Terazide kefe, sefil dil sitemde
Söyler misin denge nerede…!''
Ahmet F. GÜVENÇ
-Orijinal Afg-


Uçurum kenarında duran gölgem
Para deyip taptıklarınadır öfkem
Şöhret dediler, dilimde sitem
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Siluetim mahcup suya düşer
Çakar gözümde kızıl şimşekler
Yadigâr kalır tenime oyma döşekler
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Hayalet gibidir titreyen ceset
Nefsim, önümde yedibaşlı set
Ruhumu istilaya uğratan nefret
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Mavi denizim gök karanlık
Doğar mı yeni günüm aydınlık
Kirli uykularımın rüyasında çığlık
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Ela gözlerimi bürüyen kan
Vuslat muştusuna hasret can
Her dem Aşk ile haline yan
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Pencerem kapalı camın kırık
Ruhumu ıstıraba uğratan çıkrık
Ömrüm Azrail pençesinde yıkık
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Ölümle doğdum ölümle düştüm
Aynalara baktım halime güldüm
Güldüm gül dibinde öldüm
Hak’tan gayrisine eyvallah etmedim
Ahmet F. GÜVENÇ
( orjl )
27.09.09_00:47

MAZİYE TÜTEN BACA MİSALİ
Gam yeşertir durgun akan sular
Boynumda takılı nefs dizgini yular
Erguvan açan düştür hatıralar
Maziye tüten baca misali
Çöl ikliminde yolcuyum kavrulur dururum
Asi rüzgâr önünde savrulur dururum
Pervazsız pencerede avunur dururum
Maziye tüten baca misali
Heybem delik düşer hatıralar
Hayalimi yansıtan sırlı aynalar
Ölü suskunluğuma kanat çırpar
Maziye tüten baca misali
Deryaya daldım sular soğuk
Istırap süslü benliğim boğuk
Karamsar duygulu gözler donuk
Maziye tüten baca misali
Göğsümde çıkacak son nefes
Kalmadı gönlümde yaşam için heves
Azrail kınından çıkan ses
Maziye tüten baca misali
Ahmet F. GÜVENÇ
( orjl )
28.08.09_00:48

![]()
Gaflet devam etmektedir. Zehirli bal kaşıkla değil, petek petek yenir.
Gaflet içinde gaflet;
“Gel ey Leyla, gel ey candan yakın canan uzaklaşma, Senin derdinle canlardan geçen Mecnun’la uğraşma”
yazdırmıştır defterin sırlı bir yerine. Yalnız deftere değil,
“Kalmasın bir nokta-i muzlim bu sevda yolunda” dercesine, halka arz edilen paçavralara da…
Çile mevsimidir lâleler için…
Soğuk, lâlenin kalbini yakmalı ki, içinde gizlenen esmâ aşkını nazarlara döksün…
Çilesiz ruhlar ham yapılıdır, gelene sevinmez, gidene de üzülmez. Lâle kırağı görmeli ki, açsın. “Lâlenin çilesi de yalnızlıktır toprak altında.” diyerek,
bir yandan karı, diğer yandan donmuş toprağı eşeleyip içine tohum yerleştirenler, gözyaşı dökerken bunu mırıldanırlar. Ama anlaşılmaz bir dua daha vardır oracıkta dillenen; ancak bu ne duyulur, ne de hissedilir. Eller açılıp, nefse tatlı gelenlerin terkedilme zamanı gelmiştir.
Toprağın altındaki lâleler, üstündekilerin açılmasını beklerken bilinmez bir hisle kavrulmaktadır. “Müneccimle muvakkît ne bilir, Dertlilere sor geceler kaç saat?” terennümü başlamıştır.
“Bir yâr olsun, bize Mevla’nın yolunu göstersin, ‘çile ile gel’ değeri bilinsin.” Bahar günleri yaşanırken acı bir rüzgâr eser. Açılan çiçekleri yakar, kavurur.
Cemre beklenirken kırağı düşmüştür lâlelere.
Demek ki; çile noksan kaldı, bize düşen gayrı sabırdır, sonu şeker şerbet olan, ama kendisi zehir olan sabır…
bazen bahar bazen kıştır yaşanan; ama görülen duyulan hep aynı şeydir. Başka yananlar da vardır. İyiyi kötüden ayıran sırrı söyleyenler gayret ederler; art arda gelen harfler kelime olup, okunsun diye uğraşırlar. Ve tevfik Mevlâ’dandır.
Beyaz lâle, ortada sarı ve kırmızı gül tomurcukları, çiğdemler, mor menekşeler en sonunda Leyla’ya ulaştırılır.
Zaman başkalaşır, mevsim değişir, çile dolmaya doğru gider. İlâç, ecza mesabesindedir ama, yine de şifa bir türlü gelmez:
“Derman arardım derdime / Derdim bana derman imiş.”
Gönül yangını silip atmıştır nahoş şeyleri. Dikenler gitmiş; gül kokusuyla, rengiyle ortada kalmış; ateş, günah yollarını tıkamıştır.
Evvelden hissedilemeyenler yaşanmaya başlanmışır:
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!” hali tercüme eden tefsir gibidir.
Güneşin lâleleri bitirdiği mevsim gelir. Ümit ferleri tükenmeye yüz tutar. Derken eski defterin kapalı sayfaları açılır.
Milimetrik oturan bir zaman tevafuku beyinleri zorlar, ye’sin yerleşeceği yerde; “Vazgeçmiş olaydı aramaktan ne bulurdu?
Elbet biri candan, biri canandan olurdu.” mısraları, mevsimin geçmediğini bağırmaktadır sanki. Güz tekrar bahara döner, hayalin bahçeleri yeniden açmaya başlar…
Ateşe su Leyla…
Filiz GÜL


Teşekkürler yaren su
AKDENİZ RÜZGÂRINI
DİNLİYORUM…!
Elimde bir fincan çay
Sahilde oturmuş
Akdeniz Rüzgârını dinliyorum
Ve
Ağlarda
Çırpınan balıkları
İzliyorum
Bir yaprak düştü
Yere
Rüzgâr kulağıma fısıldıyor
“Ağlıyor dinle
Ayrılık acısı çekiyor
Yaşam bu işte
Bir var bir yok oyunu”

Bende
Kitaplarca
Yıllarımı serdim önüme
Acısıyla
Tatlısıyla
Ve
Sevinciyle
Of be çılgın Akdeniz Rüzgârı
Dalgaları getirme üstüme
Anladık işte
Sonbahar
Sonbahar
Vakit tamam deyip duruyorsun
![]() |
Ama Hoşçakal...
Ben
Güneşi batırmadan denize
Bir çay daha içmek istiyorum
Beni rahat bırak


Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™

Bana aşkı anlatma, Lâlelidir benim aşkım…
Bana sevdadan bahset…
Gönümde oluşan yarayı sor…
Sevdamda yâren var… Yârende yâr…
Bakışlarıdır yakar…
Us eder gönül sevdaya esir…
Allah aşkıdır...
Ruhu yakar...
Cesedin sevdası Leyla’ya yanar... Kaç gönül vardır sevdaya esir…
Fani hayatta dair bir muhabbet aşkım derler peşinde koşarlar…
Adına şiirler yazarlar…
Yârin adı yârenin adı geçer...
Kelimelerden bir demet kır çiçeği fezaya dahi çıkarlar…
Uçuk bir hayal âlemine yaşarlar…
Uğruna baş koyarlar candan dahi vazgeçerler…
Aşk ulaşılmayanadır…
Kardelen Hercai aşkı yoruma açık…
Aşk derlerse adına…
Bir yuva kurarlar aile saadeti…
Yoksun ise sevgi muhabbet sonu adliye koridoru…
Evliliğin artısı eksisi bir taraf hep alttan alır dengeyi sağlar…
Fikri uyuşmazlık var oluşu hır gürlü bir muhabbet…
Hep göz dışarıda bir noksanlığı tamamlamak için bir şeyler arar
oysaki dengeler tam kontrollü olsa ne hır gür nede göz dışarıda olur
Sevgi muhabbet özünde kıskandıracak bir aile saadeti devam eder
Aşk derler gözde sürme sözde yalan...
Allah aşkıdır özde olan...
Sevdadır bülbülün, gülüne şakıması...
Gülde sevginin yansıması...

Kadın_Toprak Çocuk _Tohum Sevgi_Su Erkek _Güneş Lâle âşkı dilime düştü lâl oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…
Nazenin tene bakışımdır Leyla
Ruhum Lâle der cesedim sevda
Sevgi sıcak bir zehir içime akarda yakar
Mecnunum ahım’dır gönle us eder…
(orjinaj)
a.f.g.
KÜLTİRLİ AŞK YAŞİYAH
Bişeyler Öğrenmişem.Gel Değişik Sevah.
Sen Beni Sev ,Ben Seni... Sevdayi Yaşiyah.
Sen Bene Sevdalan Yan,Ben De Sene,
Klasik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Ya Da Senin Haberin Olmasın,
Ben Seni Arhadan Arhaya Sevim.
Platonik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Sevdadan Oturah Yiyah,İçah.
İkimizde Tombul Olah.
Tombulik Aşk Olursa Oni Da Yaşiyah.
İsdirsen Sevdandan Kendimi Kesim.
Müzikler Dinliyim Doğriyim,Biçim.
Psikopatik Aşk Varsa Oni Yaşiyah.
Hele Bah.Ben Kerem Olim Sen Asli.
Sonumuz Onlar Gibi Bitsin Yasli.
Nostaljik Aşk Neyise Oni Yaşiyah.
Kibarlaşah.Tankolar Gibi Sevah.
Çoh İnce Olah.Ele Dolanah.
Tankoli Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Yalani Bırahah Hep Doğri Diyah.
Berabar Oturah,Berabar Gahah.
Elele Dizdiz,Gözgöze Bulunah.
Realist Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Tarlalara Bahcalara Düşah,
Elele Dutuşip Türki Söyliyah.
Romantik Aşk Neyse Oni Yaşiyah.
Pisigi,Gudigi Sen Diye Sevim,
Sen De Horozi Culuği Ben Diye Sev.
Sembolik Aşk Da Varsa Onida Yaşiyah.
Gel Elele Verah.Gendimizi Elektirige Gapdırah.
Zangır Zıngır Titriyah.Ama Ölmiyah.
Elektronik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Ahorlarda Merek Ve Komlarda Buluşah.
Tezek Galahlarının Altında Sinah.
Otantik Aşk Varsa Oni Da Yaşiyah.
Aman... Bırah Onlari.Beni Sevirmisen?
Ben Seni Hegget Sevirem.Ele Şeylari Bırahah.
Adam Gibi Sevah,Adam Gibi Yaşiyah
Zinnur Tiryaki
(alıntı)

Copyright ©2008 akdeniz rüzgarı™
a.f.g.
Aynalar, bakmayın yüzüme dik, dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur, mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Necip Fazıl Kısakürek
(alıntı)
a.f.g.
Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,
Hüseyin Nihal ATSIZ
(alıntı)
a.f.g.
Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™
a.f.g. 
SEVGİ AĞACI![]()
Bir zamanlar, uçsuz bucaksız bir kum çölünün ortasında, yemyeşil yapraklarıyla dibine gölge ve serinlik veren bir ağaç varmış. Çölün kavurucu ve acımasız sıcağı, kumları kızdırır ama bu ağacın yeşil yapraklarını kurutamazmış. Kızgın güneş ne yaparsa yapsın, yapraklar hep yeşil ve parlak olurmuş. Güneşin sıcağından bunalıp kaçan tüm hayvanlar, bu ağacın gölgesinde dinlenir, esen rüzgârın tüylerini okşayışına kendilerini kaptırıp, uyuklarmışlar kaygısızca. Ağacın dalları arasına yuva yapmış olan kuşlar, yaprakların gölgesinde güneşten korunup, kanat çırparak daldan dala uçuşur, şarkılar söylermişler mutluluk içinde.
Çölün ortasında, kızgın kumlarla çevrili bu ağacın nasıl beslendiğini mi merak ediyorsunuz? Söyleyeyim: Sevgi ve mutlulukla beslenirmiş bu ağaç. Diğer ağaçlar gibi topraktaki suyu ve besinleri çölde bulamadığı için, sevgi ve mutluluktan sağlarmış gereksinimini. Bu ağacın sevgiden oluşan besini, diğer tüm ağaçlardan ayrı bir özellik katarmış ona. Yaprakları daha canlı, gölgesi daha serin, gövdesi daha güçlüymüş. Ona "Sevgi Ağacı" derlermiş.
Gölgesinde barınan hayvanların sevgisi, dallarında ötüşen kuşların neşesi, ağacı sevindirirmiş. Bu uçsuz bucaksız çölde işe yaradığını anlayıp, daha çok sevgi ve mutluluk yaymak için yaşarmış. Güneş bile, o kavurucu sıcağını tüm çöle yayan, suyu buharlaştıran, toprağı kurutan acımasız güneş bile, ona sevgiyle eğilir, ışınlarını ağacın üstüne yansıtmamaya çalışırmış. Ağaç, dibindeki hayvanların sevgisi çoğaldıkça büyür, büyüdükçe dallarını açar, yapraklarını kabartır, daha çok gölge yapmaya çalışırmış. Rüzgâr da onu pek severmiş. Çölde köşe bucak dolaşıp, kumları öfkeyle bir yerden ötekine savurup duran rüzgâr bile, ağacın çevresine gelince yumuşar, gölgesinde uyuklayan hayvanları serinletmeye çalışırmış. Hafif, hafif estikçe, ağaç da yapraklarını sallar, çöl sıcağını uzaklaştırırlarmış el birliğiyle.
Çöl ortasındaki Sevgi Ağacı, gölgesinde yaşayan hayvanların sevgi ve mutluluğuyla beslenip büyürken, gölgesindeki hayvanları da mutlulukla doyururmuş. Ağacın gölgesinde kediyle fare kucak kucağa uyurken, köpekler kedilerin tüylerini yalarmış. Ağacın gölgesi büyüdükçe, altında daha çok hayvan barınır olmuş. Ağacın yaprakları büyüdükçe kalp biçimini alıyor, sevgiyle çarpıyormuş "pıt, pıt" diye.
Bir gün, tüm havyanlar Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluk içinde yaşayıp giderken, uzaktan bir tilkinin kumlar üzerinde sürünerek ağaca doğru geldiğini görmüşler. Hepsi birden el etmişler tilkiye, "Çabuk yürüsün, ağacın gölgesine sığınsın" diye. Tilki tam ağaca yaklaşacağı sırada, sıcak çöl güneşi onun tüm gücünü emivermiş. Zavallı tilki, bitkin bir durumda kumlar üzerinde serilip kalmış boylu boyunca. Hemen üç küçük çöl faresi, kumların arasında yuvarlana, yuvarlana, ölmek üzere olan tilkiye koşmuşlar. Kuyruğundan ve ayaklarından çekiştire, çekiştire, ağacın gölgesine taşımışlar onu bin bir güçlükle.
Tilki kendinden geçmiş bir durumda, ağacın gölgesinde hareketsiz yatarken, tüm hayvanlar sevinç çığlıkları atmışlar: "Yaşasın tilkicik kurtuldu" diye. Hepsi de Sevgi Ağacı'nın gölgesinin tilkiyi iyi edeceğini, bitkin ve baygın yatan tilkinin bir süre sonra kendine geleceğini biliyorlarmış. Sevgi Ağacı, çevresindeki hayvanların düşündüklerini doğrularcasına, kalp biçimindeki yapraklarını eğmiş tilkinin üzerine. Dallarını ve yapraklarını sallamış, serinletmiş sıcaktan bitkin düşen tilkiyi. Sonra rüzgâr yardıma gelmiş. En yumuşak okşayışıyla serin, serin üflemiş tüylerini. Diğer hayvanlar sevinç gösterisini sürdürmüşler, "Ağaç daha çok beslensin, tilkiyi kurtarsın" diye. Kuşlar cıvıl, cıvıl ötüşmüşler, "Yapraklara renk gelsin, pıt, pıt kalp gibi çarpsın" diye.
Sevgi ve mutluluk ilacını alan tilki, yavaş, yavaş kendine gelmeye başlamış. Önce soluk almış derinden. Ciğerlerine sevgi ve mutluluğu çekmiş bir nefeste. Kanı ısınmış. Kuyruğunu sallamış mutlulukla. Ayaklarını oynatmış yavaşça. Kendine gelip gözlerini açınca, çevresinde oynaşan, mutluluk çığlıkları atan havanlara bakmış gülümseyerek. Sevgi Ağacı onu iyileştirip, eski gücüne yeniden kavuşunca, kendine gelmiş ve birden ayağa kalkmış. Şöyle bir gerindikten sonra silkinmiş. Tüylerine yapışmış çöl kumlarını temizlemiş daha güzel görünmek ve rahatlamak için. Kumlardan arındıktan, Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluğu kana, kana içip, kendine geldikten sonra, tüm hayvanlara teşekkür etmiş, yardımlarını esirgemeyip, kendisini hayata döndürdükleri için.
Ama tilki bu rahat durur mu? Hayvanların arasında dolaştıkça sinsi, sinsi, birinden aldığını diğerine, bire bin yalan katıp, aktarmaya başlamış. Hayvancıklar eskisi gibi birbirlerini sevgiyle okşayacaklarına, birbirlerine hırlamaya başlamışlar. Dişlerini gösterip, bir diğerini kovalamışlar düşmanca. Onların birbirlerine kızıp hırlamaları tilkiyi pek sevindirmiş. Sinsice gülmüş: "Yaşasın, aralarındaki dostluğu yıktım" diye. Dostluk ve sevgi yıkılıp, hayvanlar birbirlerine düşünce, birlikteliklerinden doğan güçleri kalmayacak, tilki de bir yolunu bulup, tek, tek tuzağa düşürüp yiyecekmiş hayvanları. Kurgusunu sinsice uygularken düşünememiş Sevgi Ağacı'na zarar verdiğini. Hayvanların birbirlerine olan sevgisi ve güveni azalınca, ağaç beslenemez olmuş. Önce yaprakları küçülmüş, mutluluk suyunu içemediği için. Sonra güneşin yakıcı ışınlarına engel olamamış. Küçülen yaprakların arasından sızan ışınlar, gölgesini azaltmış. Barış yok olmuş. Barışın yerini korku ve kuşku almış. Kuşlar dallar arasında kaçışıp durmuşlar, tilkinin tuzağından kurtulmak için. İçlerine bir korkudur girmiş. Korkan kuş ötebilir mi? Susmuşlar hepsi de. Sevgi olmayınca güçsüz kalan ağacın dalları zayıflamış, yaprakları dökülmüş süzülerek. Rüzgâr da yardım edemez olmuş ağaca. Sıcak kumlar üflemiş gölgesine. Tüm hayvanlar, kum fırtınalarından korunmak için kovuklara sinmişler, birbirlerinden uzak. Kaçışan, kovalanan hayvanlar varmış ağacın tükenmek üzere olan gölgesinde...
Bu duygusal yıkımı gören üç küçük fare bir kenara çekilip, aralarında bir plan yapmışlar; Diğer hayvanlar görmeden, kimse ne yapmak istediklerini bilmeden, tilki duymadan. Bir gün tilki sıcakta uyuklarken miskin, miskin, yanına yaklaşmışlar sessizce. Zayıflamış gölgeden sürükleyerek, kızgın çöl kumunun üzerine taşımışlar tilkiyi uyandırmadan. Sıcak çöl güneşi durur mu? Hemen atılmış tilkinin üzerine. Daha önce yarım kalan işini bitirmiş. Almış tilkinin tüm gücünü. Sıcak çöl güneşi tilkinin gücüyle doyarken, üç küçük fare, zayıflamış gölgenin altında duran diğer hayvanlara seslenmişler. Aralarındaki kavgaya son vermelerini, yoksa sevgi ağacının tümüyle güçsüz kalacağını, kendi sonlarının da tilkininkinden pek farklı olmayacağını anlatmışlar dilleri döndüğünce. Önce hayvanlar homurdanmış ve farelerin sözlerine kulak asmak istememişler, ama her an gücü tükenen Sevgi Ağacı'nın acı dolu yakarışları ve ağlayarak dökülen yapraklarını görünce çaresiz boyun eğmişler söylenenlere. Birbirlerine sarılıp özür dilemişler. Eskisi gibi barış, sevgi ve mutluluk içinde yaşamak istediklerini dile getirmişler ağlayarak. Utanç gözyaşları oluk, oluk aktıkça, birbirlerine duydukları kini temizlemiş kalplerinden. Sonra, kıpır, kıpır çarpıntılarla sevgi yeniden filizlenmiş. Çiçekler açmaya başlamış kalplerde. Gülmüşler olanlara, kurnaz tilkinin yaptıklarını düşünüp. Kuşlar da ötmeye başlamışlar mutluluğu müjdeleyerek. Aralarındaki sevgi yeniden yeşerince, Sevgi Ağacı da susadığı mutluluktan içmiş kana, kana. Böylece Sevgi Ağacı yeniden canlanıp büyümeye başlamış. Hem de eskisinden daha güçlü ve daha görkemli olmuş...
—Yaşamları eski günleri aratmayıp daha da iyi olunca, tüm hayvanlar bir araya gelmişler. Bir tanecik Sevgi Ağacı'nı korumak istemişler. Onu her yere yaymak için kuşlar görevlendirilmiş. Kuşlar sevgi ağacının tohumlarını uçurup, her gittikleri yere dikeceklermiş. Böylece, Sevgi Ağacı bir yerde solup, yok olmaya yüz tutsa da, bir başka yerde büyümeye devam edebilecekmiş. Sevgi Ağacı'nı olası tehlikelerden uzak tutmak ve onu daha güvenle büyütmek için, görünmez yapmaya karar vermişler. Kuşlar, görünmeyen Sevgi Ağacı tohumlarını, dünyanın her yerine yaymışlar.
Zamanla her yerde Sevgi Ağaç'ları büyümüş, kocaman yaprakları, upuzun dallarıyla birbirlerini kucaklamışlar, "Tüm sevgiler ve mutluluklar birleşsin, birbirlerinin gücüne güç katsın" diye.
|
Bundan çok uzun yıllar önce dünyada yaratılmadan , insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez halde dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın bir şekilde otururlarken, ''SAFLIK'' ortaya bir fikir atmış NEDEN SAKLAMBAÇ OYNAMIYORUZ? orda bulunan herkeste bu fikre sıcak bakmış ÇILGINLIK çılgın olduğun için bağırarak ortaya atılmış - Ben ebe olmak ÇILGINLIK bir ağaca yaslanmış ve başlamış saymaya - bir iki üç... ÇILGINLIK saymaya başladıktan sonra iyi huylar ve kötü huylar saklanacak yerler aramaya başlamışlar. ŞEFKAT ayın boynuzunu asılmış. İHANET çöp yığınlarının içine girmiş SEVGİ bulutların arasına kıvrılmış YALAN bir taşın altına saklanacağını söylemiş ancak yine herkesi kandırıp gölün dibine saklanmış. TUTKU dünyanın merkezine girmiş PARA HIRSI bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış ve ÇILGINLIK sayamaya devam etmiş -yetmiş dokuz seksen seksenbir... AŞK ın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar saklanmışlar AŞK kararsız olduğun için bir türlü saklanacağını bilemiyormuş ÇILGINLIK doksan yediye gelmiş -doksan sekiz doksan dokuz ve yüz' e vardığında aşk sıçrayıp etraftaki güllerin arasına girmiş ve oraya saklanmış ÇILGINLIK bağırmış sağım solum sobe saklanmayan ebe demiş... arkasına döndüğünde ilk önce TEMBELİĞİ görmüş. TEMBELİK ayaktaymıs çünkü saklanacak enerjisi yokmuş ÇILGINLIK sonra ŞEFKATİ ayın boynuzunda görmüş ve İHANETİ çöplerin arasında,SEVGİYİ bulutların arasında, YALANI gölün dibinde ve TUTKUYU dünyanın merkezinde bulmuş sadece biri hariç herkes yavaş yavaş geriye dönmeye başlamış. ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış HASET son saklanan bulunamadığı için haset duyarak, ÇILGINLIĞIN kulağına fısıldamış. -AŞK ı bulamıyorsun ama o güllerin arasında saklanıyor.... ÇILGINLIK çatal şeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına sopayı çılgınca saplamış, saplamış,saplamış... ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar... haykırıştan sonra AŞK elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş ÇILGINLIK , AŞKI bulmak için heyecandan aşkın gözlerini kör etmiş. -ne yaptım ben seni kör ettim. Ne yapa bilirim... AŞK cevap vermiş -gözlerimi geri veremezsin ama istersen bana kılavuzluk yapabilirsin... Ve o günden beri |
![]()
AŞKIM YADİGAR KALACAK SANA
Yüreğim ne dediyse onu dinledim ben. Kimi işaret ettiyse ona yöneldim. Şimdi sen diyor da başka bir şey demiyor. Ansızın bastıran bir yağmura hazırlıksız yakalanır ya insan, işte öyle ıslattı beni aşkın. Seni bekledim ben. Yüreğimdeki heyecanı, gözlerimdeki yeşili, dudaklarımdaki ateşi, ellerimdeki titremeyi, küçük dokunuşları sana sakladım.
Ne sen beni bilirdin ne ben seni ama, bir yerlerdeydin ve mutlaka gelecektin. Ve bir gün çıktın karşıma. İşte o gün sevdaya dair nekadar tortu varsa içimde eridi gitti. Çocuk oldum yeniden. Hani bıraksan yemyeşil bir kırda bağıra çağıra şarkı söyleyip koşarım. Seni bulmanın coskusunu hiç bitmeyecek bir enerjiyle yaşarım. Seninle yep yeni bir hayatın başladığını biliyorum. O hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şey sensin. Bilirim, bu şarkı korkutur bazen insanı. Neler oluyor diye sormadan bir duygu selinin içinde bulursun kendini. Ama zaten aşk öyle bir şey değilmidir? Sorarsan planlarsan onun adına aşk denir mi? Gidersen... Gözümdeki son parıltıyı da alır götürürsün. Bir zemherenin ortasında titrerken bırakırsın beni. Ama merak etme ayakta kalırım ben. Tıpkı fırtınaların boynunu eğip yıkamadığı kavak ağacları gibi. Senden bana yadigar kalan her anıyı bir kez daha bir kez daha yaşarım. Aşkım da benden yadigar kalır sana.. |
|
Gidiyor musun diye sorma bana. Gönderen sensin. Ne terk etmeyi istedim seni, ne de daha yaşamadığımız bu aşkın toprağa gömmeyi. Senin kadar öfkeliyim bende senin kadar endişeli... Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana, ama inandıramadım seni. Sen sorgularken beni kafanda ben gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku teslim alır bedenleri de. Sütten çıkmış ak kaşık değildim ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza. O dünya ki bazen minicik bir odada bazen kentin ortasında şekillendi. Nasıl da güzeldi... Zaten varsın diye her şey güzeldi ama sen buna inanmadın. Ah bu sorular. Yaşamak varken sevdayı delice, niye boğarız sorunlarla? Nasıl ikna edebilirdim seni? Ben aşk dedikçe sen dur dedin. Ben seninleyim dedikçe sen hayır dedin. Zaten az konuşan sen olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çıkardın ortaya. Ben bir şey diyemedim. Ne kadar zarar vermişim sana meğer... Nasıl değiştirmişim seni. Oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi olduğundan farklı bir hala getirmek istemem. Ama öyle oldu işte. Demek ki gitmelerin zamanı şimdi. Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı. Ne sevişmelerimiz kalır aklında ne sevda sözlerimiz. Rahat değilim diyordun ya rahat ol artık. Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı. Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan... Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma ki bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım. Sanma ki benden sakladığın gülüşleri yalancı yüzlerde ararım. Seni de götürürüm yüreğimde. Yokluğunu taşırım. Bulup bulup kaybettim seni. Ne yazık ki yoz-duman edemedim kuşkularını, ne yazık ki kalamadın bana. Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın. |
SEVİLDİĞİNİ BİL YETER
Sonu olmayan bir deniz olsan bile
Küçük bir umut, bir serap olup görünsen gözüme
Seninle olmak için kürek çekerim günlerce
Umutsuz yaşanmıyormuş ama.
Umuda dalıp ta ölüp gidiyor bazen insan
Benim için çok kolay ölmek.
Yüzünü görmediğimi, sesini duymadığım,
Varlığını hissetmediğim her gün ben bir ölüyüm çünkü.
Unuttuğum bir hikâyesin belki.
Belki bir şehrin arka sokağında
Bir şairin dizelerindesin belki.
Belki de bir şarkının içinde ismin.
Ama kim tarafından söyleniyorsun onu bilmiyorum.
Bilmiyorum
Tek bildiğim seni çok sevdiğim.
…Sen
Sen sonsuza dek sevildiğini bil yeter.
...Yılmaz Keskin...
|
|
DİLSİZ ŞEYTANDIR"Hz.MUHAMMED (SAV)
Vurdular onu anne
Gözlerimin önünde
Vurdular onu anne
Oyun oynarken bahçede
Tanklar bomba attı bize
Kaçarken delicesine
Vurdular onu anne
Aldım elime silahımı
Taktım mermisi olan taşımı
Atam dedim atılmıyor
Bunlar hep üstüme geliyor
Vurdular beni anne
Şimdi ise yerde yatar
Cansız bedenim
Ben çocuktum
Ben küçüktüm
Kime ne ettim
Vurdular beni anne
Oğlun şehit anne
(alıntı)
Hafif Acılar Konuşabilir AMA!... Derin Acılar Dilsizdir
Önce 23 yaşındaki Filistinli Moh'd Saleh'i tutukluyorlar, Şu anda bunda yanlış bir şey yok gibi
2.Daha sonra Moh'd'un üzerinde bomba olma ihtimaline karşı onu hareket edemeyeceği şekilde yere yatırıyorlar. Hala anormal bir şey yok mu?
3- Onu hala yerde tutuyorlar ve ikinci bir Filistinliyi sorguluyorlar. Onu tamamen kontrol aldıkları ve duruma hakim oldukları görünüyor.
4- ( Bu yeterli değil mi? Şimdi üzerinde bomba olmadığına emin olmak (!) için elbiselerini çıkarıyorlar. Yerde neredeyse tamamen çıplak olduğundan tamamen silahsız ve tepkisiz, üzerinde bomba olduğuna dair hiç bir işaret yok. Peki İsrail gibi(!!!) insan haklarına saygılı, demokratik (!) bir ülke ne yapar ??? Onu tutuklar mı? )



BÜTÜN DÜNYA ASLINDA BU KATLİAMLARI BİLİYOR FAKAT KİMSE NEDEN SES ÇIKARMIYOR. DÜNYA DA BİR KÜRESELLEŞME, BİR SÖMÜRGECİLİK ADINA EMPERYALİST ÜLKELER BORULARINI ÖTTÜRÜYORLAR.
|
nazlıcan fıratwrote:
|
|
|
cache shewrote:
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Sevdiğim sevdiğimi söyleyemediğim…
Sana söyleyemediğim öyle çok şey var ki… Kumsaldaki tüm taşları denize atmaya çalışan yarım akıllı bir çocuk gibi telaşlıyım. Ve biliyorum ardımda suya değmeyecek binlerce taş söylenmemiş binlerce söz ile zamansız gitmiş olacağım. Sen bunları her şey gibi çok sonra öğreneceksin.
Ağlamayı yasak etmiştim sana bozuyorum. Dilediğince ağla. Ağlayamadığın tüm anlar için bir bir ağla sen bilmeyeceksin ama ben de ağlıyor Olacağım.
Ve ilk kez ağlarken utanmayacağım. Elveda yüreğim dayanmıyor artık sevgini taşıyamıyorum gidiyorum! Bir insanı bunca çok severken sevgisinden korkup kaçan birine yakışanı yapıyorum kaçıyorum! İç savaşlarımdan çok yara aldım kaybedecek bir “sen”im kaldı onu da kaybetmeyi kaldırmaz yüreğim. Şimdi sen sağ kal farz et ki ben
zamansız toprak altına girmiş biriyim! Elveda elveda sevdiğim!...
Yanındayken nasıl sevdiysem seni uzağında da öyle seveceğim… Dişlerimi sıkarak nefesimi tutarak için için yanarak seveceğim seni… Hiç bilmediğin gibi… Hiç bilemeyeceğin gibi!... ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
1 day ago
|
|
|
LULUASOL♥۩♥ ♥ 2 ♥wrote:
2 days ago
|
|
|
ÇıTkIrILdIm _81wrote:
![]() Gül desem..
Güle yazilan bütün yazilari ben okusam. Bütün siirleri ben ezberlesem.Güle adanan nefeslerim tükenene dek, bir gül destanini içinde ömür sürsem.Bütün sakiyan bülbüller sussa..Güle askimi ben söylesem.ben anlatsam.. Dökülse kanli paslari gözkapaklarinin.Kirilsa kapilari gülsüz geçen yillarimin.Içimi yakip yikan rüzgarlar gül sularinda durulsa.. Gül desem.. Beni bir gül sevse.. Beni bir gül anlasa… O GÜL DE MUHAMMED (SAV) OLSA dualarda buluşmak dileğiyle en güzele emanetsiniz... ![]()
2 days ago
|
|
|
cache shewrote:
|
|
|